İşgal harekatında 10. gün…

İşgal harekatında 10. gün…

Rojava’nın işgali için başlatılan harekatın 10. gününde sürekli değişen dengeler daha bir karmaşıklaştı, rejim ABD zorlamasıyla kabul ettiği ateşkese uymayacağını ilk anda ilan etti, YPG de bu koşullarda çekilmeyeceğini deklare etti

Yayılmacı hayaller, iç krizi perdelemek, kaybedilen gücü savaş sarhoşluğuyla tahkim etmek, Kürt fobisini işgalle yatıştırmak gibi amaç ve dürtülerle girişilen Rojava’nın işgali çılgınlığı, 9. gününde ısrarla “bu bir ateşkes değildir” denilse de ABD’nin buyurduğu bir ateşkesle sonuçlandı. YPG de ateşkesi kabul etti ve “Ateşkes savaşın sürdüğü Girê Spi ve Serêkaniyê arasındaki alanlar için geçerli. Diğer bölgeler için bir görüşme olmadı. Güçlerimiz halen kendi yerlerindeler” diye belirtti. Rojava yönetimi ayrıca ABD’nin garantörlüğü olmazsa ateşkesi kabul etmeyeceğini vurguladı.

Fakat, Türkiye faşist rejimi sözümona altına imza attığı anlaşmaya rağmen içine dert olan ve bir türlü giremediği Serêkaniyê’yi havadan ve karadan bombalamaya devam ediyor! Bugün sabah itibariyle hem YPG mevzileri hem hastane ve sivil yerleşim alanlarını vurmayı sürdürüyor. Belli ki ABD’yle açılan kapıyı “ben bu çılgınlığı sonuna kadar götüreyim nasılsa elimde kalacak şeyler olacak” şeklinde bir yorumla genişletmeye çalışıyor. “Olmaz”, “yapmam” dediği, ama hızla geri adım atıp yapıp etmek zorunda kaldığı her şeyin kendisi açısından yarattığı utanç verici sonuçları saldırganlıkla perdeleme ısrarından vazgeçmiyor!

ABD’nin boynuna taktığı iple hareket eden rejimin bulduğu her türlü boşluğu Kürt halkına saldırıya tahvil etmekten vazgeçmeyeceği apaçık ortada. Daha işin başında masada kabul ettiğini sahada takmayacağını ilan etti. QSD-YPG de bu gerçeğin bilincinde olarak ateşkese uyulmadığı koşullarda savunma hakkını kullanacağını açıkladı.

Emperyalistlerin cambazlıkları!

Rusya da ABD de hem Türkiye’yi hem de Rojava yönetimini dengede tutacak bir yaklaşımla ikili oynamaya devam ediyor. Suriye toprağı olan Rojava’nın işgalci bir güç tarafından ele geçirilme çabalarına kendi emperyalist çıkar ve hesaplarıyla net bir tutum almazken, yine o çıkar yaklaşımıyla denge kurma çabasını ısrarla sürdürüyorlar. Bir cambaz gösterisine dönüşen denge-dengesizlik koşullarında herkes oyunu kendi ipine doğru çekmeye çalışmayı sürdürüyor! Kürt halkının kazanımlarının paramparça edilmesinin bu oyun alanının temelini oluşturan başat gerçek olduğu anlaşılıyor.

ABD her zamanki gibi

ABD ve özelde de Trump soytarısı her ne kadar ben “yeşil ışık yakmadım” dese de imzalanan 5 günlük ateşkes antlaşması bu “yeşil ışığın” yakıldığını bir kez daha gösterdi. Keza anlaşmayla ABD, Türkiye’nin başından beri vurguladığı 30-35 kilometrelik derinliği kabul etmiş oldu. Sadece, tüm bir Suriye sınırı için yola çıkan Türkiye’nin Mınbiç ve Fırat’ın batısındaki bölgeler için Rusya ve Suriye’yle görüşmesi kararlaştırıldı. Bu bölgeler dışındaki alanın Irak sınırına kadar olan 35 kilometrelik derinlikte bir tampon bölge olarak Türkiye ve cihatçı çetelerin kontrolünde olması onaylanmış oldu.

Faşist rejim de allak bullak olan dengeler içinde “ben gireyim elimde ne kalırsa” kafasıyla hareket etmişti. Ve belli ki ABD emperyalizmi, Türkiye’yi kontrol ederek, YPG’yi de tümüyle karşısına almayarak Suriye’deki varlığını dolaylı şekilde sürdürmeyi bu haliyle garantilemeyi tercih etti. Pilavın daha çok su götüreceği kesin. Fakat şimdilik ABD açısından surum budur!

Zorbalıkla nereye kadar!

İşgal harekatının 9. gününe kadar hava sahasını kullanmasına, onca ağır silahına ve askeri gücüne karşın Sêrekaniyê’ye bile giremeyen TSK-cihatçı çete ordusu, şimdi bu yeni “dengeyle” elini kolunu sallayarak sınır hattının doğusuna, 35 kilometrelik derinliğe yerleşecek!

Trump’un ambargo tehditlerinin de Erdoğan’ı aşağılayan sözkonusu mektubu Kongre’de dağıtmasının da askerlerini çekmesinin de bu olasılık dikkate alınarak yapılmış birer atraksiyon olduğu anlaşılıyor. Zeten kendisi de bunu o aşağılayıcı diliyle ilan etti: Önce bırakacaksınız kavga edecekler, sonra gidip ayıracaksınız.

İşlerin masa başı hesaplarıyla gitmeyeceğini, zorbalığın her şeyin anahtarı olmadığınıysa yaşayıp, görecekler!

Kurtlar sofrasındaki Rojava!

Her an her şeyin değiştiği, yeni denge ve dengesizliklerin oluştuğu bu alanda değişmeyen tek şey Kürt halkının direnişi olmaya devam ediyor. Fakat tüm bu direnişçiliğine rağmen gerek bölgede gerekse dünyada güçlü bir işgal karşıtı harekatın yaratılamamış olması başta olmak üzere, askeri gücünün sınırları ve hava sahasının Türkiye’ye kapatılmamış olmasının sonuçlarını da yaşayacağı anlaşılıyor. Sürekli değişen dengeler içinde Kürt halkı kazanımlarını korumak için canla başla dirense de Rojava’nın emperyalist güçler ve bölge gericiliklerinin üzerinde kapıştığı, paramparça edilmeye çalışıldığı bir hedef olduğu açık.

ABD de Vietnam’da yalanlar üzerinden büyük stratejiler kurmuştu!

Ateşkes değil, silahlarını toplayıp gidecekler” diyerek yapılan ateşkesi reddeden Türkiye tarafını bu noktaya getiren Kürt halkının direnişi ve dünya kamuoyunda oluşan tepkilerin de basıncıyla emperyalist odakların sürekli değişen pozisyonlar belirlemesi oldu.

Sadece son birkaç günde olup bitenler durumun her an değişebileceğini, dengelerin yeni pozisyonları zorunlu kılacağını gösteriyor.

Son birkaç günde yaşananlar ABD’nin büyük iddialarla giriştiği Vietnam işgali sürecinde kapsamlı stratejilerden, misyon ve hedeflerden sonra “düşmanı savaşı kazanamayacağına ikna etme”ye kadar gerilemesini hatta orada da durmayarak “küçük düşürücü bir yenilgiden sakınmayı” temel hedef haline getirmesini hatırlatıyor. O da işgali büyük amaçlarla başlatmıştı. Dünyanın en büyüğü olduğunu ispatlamak istiyordu. Tüm dünya kapitalizmi adına komünizm tehlikesine karşı savaştığını iddia ediyordu. “Komünizm canavarına” karşı yardım isteyen küçük bir ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getiriyordu.

Kısacası yalan parayla satılmıyordu!

Fakat o büyük hedefler başdöndürücü bir hızla güdükleşip “e niye yedin bu b…” meselindekine benzer bir noktaya varmıştı. Son nokta da herkesin malumu. Hiçbir şeyin stratejisyenlerin masa başında yaptıkları planlara göre yürümediğini, toplumsal olaylar ve tarihsel gelişmelerin pozitif bilimlerdeki gibi hassas laboratuvar ölçümlerine göre ilerlemediğini herkes yaşayıp gördü. Vietnam halkının direnişini hesaba katmayan ABD’li stratejisyenler ve oyun kurucular, utanç verici yenilgiyi kuyruklarını kıstırarak kabul etmek zorunda kaldı. Vietnam’daki büyük yenilgilerinin travmatik sonuçlarıysa bir türlü onarılamadı!

Türkiye’deki gerici-faşist iktidar bloğunun “teröre karşı mücadele” gibi ulvi bir amaç ambalajıyla pazarladıkları, “3. Dünya savaşı yaşanıyor ve ülkemiz bölünmek isteniyor” diyerek büyük bir fotoğraf oluşturmaya çalıştıkları ve fakat dünya alemin de esas derdin ne olduğunu bildiği işgal harekatı birçok yönüyle benzer özellikler taşıyor.

Her şeye rağmen rejim açısından hezimettir!

Dün burnundan kıl aldırmayan, Mınbiç’e de Kobanê’ye de gireceğini söylerken bir anda geri vites yapmak zorunda kalan, Trump dışında kimseyle görüşmeyeceğini söylerken yadımcısıyla masaya oturan, Trump’un tüm hakaret ve tehditlerine sessiz kalan Türkiye faşist rejiminin Rojava yönetiminin de tarafı olduğu bir ateşkesi inkar etse de imzalamış olması bile kendisi açısından büyük bir hezimettir. Bu hezimeti yaratansa Kürt halkının direnişidir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar