İstanbul Valisi’nin “işsizlik korkusu” vurgusunun arkası o korkunun sömürüsüyle geldi!

İstanbul Valisi’nin “işsizlik korkusu” vurgusunun arkası o korkunun sömürüsüyle geldi!

İstanbul Valisi’nin işçilerin koronadan çok işsizlikten korktukları vurgusunun arkası; sanayi havzalarında mesailerinin saat 07:00’ye çekilmesi, mesai ve fazla mesai bitiş saatlerininse patronların insafına bırakılması oldu!

Salgının girmediği fabrika, işçi mahallesi, sokağı kalmadı. Haritaların hızla kızardığı böylesi bir dönemde salgınla mücadele diye bir yaklaşım sözkonusu değil. Temel kaygı her zaman olduğu gibi çarkların dönmesi, bir de canına okunan sağlık sisteminin tamamen çökmemesi. Vakanın hasta sayılmadığı, hasta sayıları düşük görünsün diye test yaptırmanın aslanın ağzından ekmeği almakla özdeşleştirildiği, verilerle oynanmasının “ulusal çıkarlarımızı da düşünmek zorundayız” denilerek açıkça savunulduğu bu koşullarda üretim havzalarında iş çığırından çıkınca bu sefer mesai saatlerinde değişikliğe gidildi.

İstanbul’da iş tümden kontrolden çıkınca Vali Ali Yerlikaya durumu “İstanbullu hasta hasta işe gidiyor. Çünkü COVİD’den korkuyor ama işten atılmaktan daha çok korkuyor. Bu noktada bir sorun var” cümleleriyle özetlemişti. İşçi ve emekçilerin koronadan değil, ölümden de beter olan işsizlikten korktukları gerçeğinin İstanbul gibi bir ilin valisi tarafından dillendirilmesinin arkasının nasıl geleceğini beklerken, fazla uzun sürmeden bu sözlerin özü de anlaşılmış oldu.

İstanbul Valiliği’nin, İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisinin, 4 Kasım tarihinde organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri ve sanayi kuruluşları için mesai başlangıç ve bitiş saatlerine yönelik aldığı karara göre sabah 07:00’de işbaşı yapacaktı işçiler. O saatte çalıştıkları yerlere nasıl ulaşacakları ya da hepsinin aynı saatte yollara düşmesinin “korona bulaşacaksa işçilere bulaşsın” mantığının çıplak ifadesi olduğu gerçekleri umurlarında bile değildi!

İşçileri ulaşım gibi temel bir sorunu çözmeden sabahın köründe yollara dökecek, dinlenme saatlerinden yiyecek bu yaklaşımın iş çıkışıyla ilgili buyruğuysa “Mesai saati başlangıcının 07.00 olması kaydıyla, fazla mesai ve ya vardiyalı çalışma yapmak isteyen firmalarımızın mesai bitiş saatlerini belirleme yetkisi kendi takdirlerindedir” şeklinde olmuştu. Üstelik karar işçilerin dinlenme günü olan tatillerine de ipotek koyuyordu.

Vali’nin işçilerin işsizlikten korktukları için hasta hasta işe gittikleri sözlerinin hikmeti buydu demek ki.

Nasılsa işsiz kalma korkusu tüm korkulardan da şiddetli, o halde esnekliğin-kuralsızlığın-keyfiliğin tüm biçimleri dayatılabilir ve işçiler mızırdansalar da şu ya da bu şekilde rıza gösterirlerdi! Yaklaşım bu.

Sabah mesailerini işçileri diğer toplumsal kesimlerden ayıracak şekilde 07:00’ye çeken, ulaşım sorununu çözmeyerek işçilere alenen “bulaştıracaksanız da bir birinize bulaştırın” demiş olan, mesai ve fazla mesai bitiş saatlerini patronların insafına bırakan bu uygulama kapitalizmin o vampir karakterinin çıplak biçimde konuşturulması dışında bir anlam taşıyor mu?

Bu yaklaşım, işçi ve emekçilerin işsizlik korkusunun pervasızca sömürülmesinin çıplak ifadesidir. Bu korkunun ücretli köleliğin de en vahşi biçimlerinin dayatılmasına altlık yapılmasıdır. Patronlar ve onların temsilcilerinin işçi sınıfının sağlığı diye bir derdi yoktur. Tek dertleri, tüm dikkatleri ‘bu korkuyu daha fazla nasıl kullanırız’a odaklanmıştır.

Tıpkı şimdi Meclis’te görüşülen ve işçi sınıfının tümüne esnek-kuralsız-güvencesiz çalışmayı dayatan torba yasa teklifinde olduğu gibi.

Örgütlü bir tutumun geliştirilmemesi koşullarında arkasının daha daha büyük saldırılarla geleceğiyse apaçık ortadadır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar