Kadın kırımı, toplum kırımıdır

Kadın kırımı, toplum kırımıdır

Kürdistan’da toplum ve kadın ahlaki ve politik bir toplum olma yolunda ilerlemektedir. Bu düzeyi tekrar eski kölelik düzeyine düşürmek için yoğun bir saldırı devreye konulmuştur. Açık ki, kadınlar ve toplum üyeleri bu düzeyi savunmakla, korumakla görevlidirler

Mihriban Ersöz

Mevcut ataerkil-iktidarcı-sınıflı sistem gerçekliğine baktığımızda bir toplumun ne kadar demokratik, eşit, özgür olup olmadığını, o toplumda yaşayan kadının ne kadar özgür olup olmadığına bakarak anlayabiliriz. Söz konusu olan özellikle günümüzün Türkiye Cumhuriyeti devleti ve mevcut AKP-MHP iktidarı olunca, Türkiye’de kadına yönelik söylenen her sözü, uygulanan her politikayı, toplumsal yaşam alanından siyasete, ekonomiden hukuka kadar her alanı çok daha derinlemesine sorgulamaya ve irdelemeye ihtiyaç vardır.

AKP-MHP hükümetinin, genelde topluma, özelde de kadına yönelik ‘baskı altına alarak sindirme, susturma, boyun eğdirme’ politikaları tam bir savaş politikaları çerçevesinde sürdürülmektedir. Adeta kadına savaş açılmıştır. Bu politikaları Türkiye genelinde yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarında, yaşam hak ihlallerinde görmek mümkünken, en yoğun ve bir devlet politikası olarak sistematik uygulamalarını da Kuzey Kürdistan’da görebilmekteyiz.

Sadece geçen hafta içinde Şırnak’ta, İdil’de, Batman’da yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına bakmak yeterli olacaktır. Bu olayların failleri devletin askeri, kadrosudur. Kuzey Kürdistan’da uygulanan savaş yasaları; valilerden kaymakamlara, kayyum olarak darbe yapan belediye başkanlarından askerlerine, korucularına kadar kültürel soykırım hedefi temelinde harfiyen uygulanmaktadır. Biliyoruz ki, erkek egemenlikli sistemin orduları işgal ettikleri topraklarda varlıklarını sürdürmek için ve devletlerinin güçlerini kanıtlamak için en çok kadınlara saldırırlar. Bir toplumun direnç gücünü kırmanın kadının iradesini kırmaktan geçtiğini bilirler. Kadın kırımını bir toplum kırımı olarak devreye koyarlar.

Türk devleti açısından da bu her zaman devrede tutulan bir politika olmuştur. Şiddeti iki boyutlu uygulamıştır bu sistem. Kendini hakim hissettiği dönemlerde erkek sistemi ve zihniyeti kışkırtılarak kadına yönelik toplumsallaştırılan cinsiyetçilikle şiddet, baskı uygulanmıştır. Diğeri de iktidarının yıkılma aşamasına girdiğini gördüğünde, doğrudan kendi şiddet araçlarıyla kadına yönelik şiddeti uygulamasıdır. Gizli olan kadına yönelik savaş, bu sefer açıktan yürütülür.

Genelde Türkiye’de, özelde de Kürdistan’da kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz, devlet eliyle bilinçli bir politika temelinde yürütülmektedir. Önceki yıllarda YİBO’larda (Yatılı İl Bölge Okulları) okuyan çocuklara dönük taciz ve tecavüz olayları açığa çıktığında büyük toplumsal öfke karşısında devletin Siirt valisi ‘Taş atacaklarına fuhuş yapsınlar’ diyerek bu politikayı pişkin bir şekilde itiraf etmişti. Geçen hafta Şırnak’ta bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan JÖH uzman çavuşu yakalayan ve cezalandırılmasını isteyen halka Şırnak Valiliği’nin yaptığı açıklama da bu politikanın kanıtı olmuştur: Vali açık ve net olarak suçluyu koruma açıklaması yapmıştır. Bütün Şırnak halkı olayın nasıl yaşandığına şahitken, valilik ‘alkol ve sarhoş’ muamelesi ile olayı kapatmaya çalışmıştır. Yine Batman’da yaşanan tecavüz olayına karşı gerçekleştirilen eylemde yaşananlar da ilginçtir. HDP il binası önünde yapılan açıklamaya, milletvekili Feleknas Uca, parti yöneticileri, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistleri ve Barış Anneleri Meclisi üyeleri katıldılar. Eylemde açılan “Dün Şırnak bugün Batman, peki yarın? Taciz, tecavüz ve istismara sessiz kalma. #SusmaBatman” yazılı pankart açılmak istendiğinde polis buna engel olmuştur.

Kürdistan’ın her yerine askerini, ordusunu, polisini, istihbaratını yığan devletin kadrolarının topluma, kadına, doğaya zarar veren hiçbir davranışlarından sorumlu tutulmadıkları, tam tersine işledikleri tüm savaş, insan hakları suçları karşısında özel bir korumaya alındıkları görülmektedir. Bu da şunu göstermektedir: Bu kadrolar devletlerinin kabul ettiği, onay verdiği temelde Kürtlere, kadına, çocuğa yaklaşmaktadırlar. Kürt halkının ve kadınının devletin tüm saldırı ve baskılarına karşı, toplumsal olarak kendilerini ulaştırdıkları siyasal-ideolojik-kültürel bir düzey söz konusudur. Toplum ve kadın ahlaki ve politik bir toplum olma yolunda ilerlemektedir. Bu düzeyi tekrar eski kölelik düzeyine düşürmek için yoğun bir saldırı devreye konulmuştur. Açık ki, kadınlar ve toplum üyeleri bu düzeyi savunmakla, korumakla görevlidirler.

Türkiye’de bu kadar güvenlik eksenli bir sistem kuran devletin, kadınlar kaybettirilirken, katledilirken, çocuklar taciz ve tecavüze uğrarken bu kadar pişkince suçluları koruması, cezasız bırakması, yapanlara cesaret vermesi, bu saldırıları kabul etmeyen, direniş içinde olan kadınlara da her türlü saldırı reva görülmektedir. Tüm bunlar kadına, topluma, özelde de Kürt halkına açılan savaşın ve faşizmi boyutlarını göstermektedir.

Tüm bu saldırılara karşı kendini, varlığını, iradesini, yaşam hakkını savunanlar, bu saldırılar karşısında geri adım atmayacaklarını, suçlulardan hesap soracaklarını açıkladılar. Toplumun herbir üyesine dönük böylesi saldırılar asla kabul edilemez; bunlar özgürlük, demokrasi, insanca, eşit yaşam isteyenler için isyan ve devrim gerekçesidir. Bu anlamda Türkiye’nin her yerinde, kadın öz savunma hakkının kullanılması, bunun için örgütlenme, erkek egemenliğinden ve faşizmden hesap sorma, taciz ve tecavüzcülere nefes aldırtmama en temel demokratik ve insan olma hakkı olmaktadır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar