Kadına dönük saldırılar kadar direniş de büyüyor

Kadına dönük saldırılar kadar direniş de büyüyor

Kadınlar artık erkek şiddetine başkaldırıyor, yargı yoluna başvuruyor, özsavunma öğreniyor ve sokakları terk etmiyor.

Emekçi kadınların gerek toplumsal yaşam gerekse üretim süreci içinde yaşadıkları katmerli sömürü, baskı ve şiddet sistematik bir şekilde devam ediyor. Erkek egemenliğin yaşadığı toplumsal kriz, tırmanan kadın cinayetleriyle karşımıza çıktı. İtiraz eden, “benim kararım” diyen pek çok kadın erkekler tarafından katledilmeye devam ediyor. Bu katliamların daha planlı ve işleniş biçimi itibariyle daha caniyane nitelikler kazanmasıysa giderek rutinleşiyor.

Kadınlık yaşının çocuk yaşa çekilmesi, çocuk istismarının nikah kıyılarak yasal bir meşruiyete kavuşturulması ısrarı devam ediyor. Artık önemli bir toplumsal direniş dinamiği olan kadın hareketi, edinilmiş hakların gaspına dönük tüm bu saldırılara karşı iradesini pekiştiriyor, örgütlenmesini daha geniş bir ağla kadın kitlelerinin içinde derinleştirmeye çalışıyor.

Devletin en yetkili kişilerinden başlayarak hemen tüm mekanizmalarında yer alan zevatın kadınlara gömlek biçen açıklamaları devam ediyor. En son Tayyip Erdoğan bu buyruklarını cihadist-militarist-ırkçı-şoven bir söylemle tırmandırdı. “Nikahlanın, evlenin, çoğalın. Müslümanın çoğalması şart. Bu konudaki Müslüman kadınların hassasiyetine güveniyorum. Türkiye’deki terör örgütü bu konuda çok hassas. En az 10, 15 çocukları var” diyecek kadar ileri gitti.

Kadınların nasıl yaşamaları, çalışıp çalışmamaları, gülüp gülmemeleri, çocuk doğurup doğurmamaları, kısacası onların karar verebileceği her konuya dair kelam edip, sınır çizmeye devam ediyorlar yani. Çizdikleri sınır her zaman olduğu gibi aile kurumu.

En karanlık anlarda bile susup geri çekilmeyerek “devlet ve toplum düşmanı” olarak kodlanan kadın hareketi, tüm bu saldırganlıklar karşısında daha derin ve genişlemiş bir toplumsal güç olmaya devam etti, ediyor.

Kadınlara dönük saldırılara göz attığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

2018’de 440 kadın erkekler tarafından katledildi. 2019’un Ocak ayında 43, Şubat ayında ise 31 kadın.

Kadınların her türlü erkek şiddetine eskisinden daha güçlü başkaldırmaya başladığı günümüzde, erkek şiddeti de katlanarak artıyor. İşlenen cinayetlerin ve gösterilen şiddetin boyutları ve biçimleri giderek ağırlaşıyor. Kadın cinayetlerinde vahşet ve IŞİD-vari yöntemler o denli yaygınlaştı ki ‘bu kadar da olamaz’ dediğimiz birçok şiddet, taciz ve cinayet olayını duyduk, bazen de tanık olduk.

Annesinin erkek arkadaşı tarafından öldürülen Ecem Balcı, onu ‘kadın’ sanan bir erkek tarafından trans olduğu için öldürülen Roman, okul gezisinde hocası tarafından katledilen Alara Karademir, cansız bedeni denizde bulunan Gülizar Karaman, lise çıkışında onu uzun süredir rahatsız eden erkek tarafından öldürülen Helin Palandöken, eski sevgilisinin barışma teklifini reddettiği gerekçesiyle vurulan Ceyda Aycan, evli olduğu erkek tarafından öldürülen S.C. ve ismini bilemediğimiz, öğrenemediğimiz niceleri…

Cinayete kurban giden bu kadınlardan biri olan 20 yaşındaki Şule Çet, Ankara’da lüks bir plazanın 20. katından aşağı atılarak katledildi. Katilleri Berk Akand ve Çağatay Aksu, Şule’nin intihar ettiğini öne sürerken ilk otopsi raporunda genç kadının tecavüze uğradığı ve kanında uyutucu madde bulunduğu bulgularına rastlanmıştı. Genç kadını katleden iki erkek üç kere gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra Şule’nin ailesi ve arkadaşlarının emeğiyle oluşturulan kamuoyu baskısı üzerine tutuklandılar. Yargılandıkları davanın ilk duruşmasında hem Şule’nin katilleri hem de avukatları faşist-gerici-cinsiyetçi bir söylemle içlerindeki tüm karanlığı, pisliği ortalığa döktüler. Şule’nin davası aynı zamanda zenginle fakir arasındaki bir karşılaşmaya dönüştü. Zenginlerin ve ırkçı faşistlerin sırtlarını nerelere dayadıkları konusunda manidar anlamlar bıraktı.

Kadın düşmanlığı devletin tepesinden başlayarak hemen tüm kademelerinde yer alan görevlileri-bürokratları tarafından en pervasız biçimlerle dele gelmeye devam etti. Bunların başındaysa artık hemen her konuda fetva salan Diyanet geldi. Diyanet’in bu fetvaların esas hedefi yine kadınlardı.

Kadın düşmanlığı öylesi boyutlar kazandı ki devlet zevatı hiç çekinmeksizin şu açıklamaları yapabildi:

-Binli Yıldırım en son evlilikle ilgili olarak, “Evliliğin sırrı ‘itaat et rahat et’. ‘Peki’ demesini mutlaka başarmamız lazım” dedi. Kadınlar Yıldırım’ gereken cevabı verdi.

-Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu’nun ‘Kadın sporculara yardım etmem, günahtır’ dedi.

-Meclis’te yapılacak tiyatro gösterisinden kadınların sahneye çıkması engellendi. Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın kısa oyunda yer alan asker kıyafetli erkeklere ilgi gösterirken yanındaki kişilere, “Kadınlar yok değil mi? Kadınlar arkada görünmüyor değil mi?” dediği ortaya çıktı.

-Binali Yıldırım, “Ziyaretlerden birinde yaşlı bir amca geldi, hanımı vefat etmiş evlenecek, bir türlü evlenemiyor, beni evlendir dedi. Hanımlara para veriyorsunuz kimse yüzümüze bakmıyor, evlenemiyoruz dedi. Dolayısıyla sosyal devletin de ölçüsünü, ayarını yerinde tutmakta fayda var.” diyerek kirli zihniyetini açığa vurdu.

Ana akım medya kanalları ve gazeteleri, nasıl birer et yiyici olduklarını kadın cinayeti haberlerini yaparken “Adam kadının odasına girdi ve sonra…” minvalinde başlıklarda gösterdiler. “Erkek tarafından öldürüldü” demek yerine “öldü” tabirini kullanarak katili değil maktulü öne sürdüler.

Ama kadınlar artık sessiz kalmıyor!

Kadınlar artık erkek şiddetine başkaldırıyor, yargı yoluna başvuruyor, özsavunma öğreniyor ve sokakları terk etmiyor.

Kadın cinayetlerinin üstünün örtülmesini engellemek için kadınlar, kamuoyu oluşturuyor, eylem yapıyor, seslerini yükseltiyor. Erkekler tarafından katledilen Helin Palandöken ve Şule Çet gibi niceleri için adliye önlerinde ve şehir merkezlerinde eylemler yapıldı.

Odağına yalnızca erkek şiddetini değil, bir insan ve bir kadın olarak sömürülmeyi de alan kadınların öfkesi gün be gün büyürken bu öfkeden parmak ısırtan direnişler ve eylemler doğuyor. 2018 bu açıdan da kadının öfkesinin ve direngenliğinin daha da görünür olduğu bir yıldı.

Kadınlar köylerini JES’ten korudu

Aydın’a bağlı Kızılcaköy’de, köylerine jeotermal enerji santrali yapılmasını istemeyen kadınlar, jandarmaya ve şirket yetkililerine direnerek, JES’çileri püskürttü. Vali yardımcısı Mustafa Hulusi Arat’ın köyü için direnen kadınlar ile dalga geçer gibi yaptığı konuşma kamuoyunun gündemine oturdu. Erkek ‘ben daha iyi bilirimciliğinin’ ve egosunun elle tutulabilecek kadar görünür olduğu videoda, asıl dikkat çekmesi gereken kadınların direngenliği ve kararlılığıydı.

Halen de birçok yerde kadınlar doğalarına sahip çıkmaya devam ediyor.

Kadınlar sendikalaşma hakları için direniyor: Flormar Direnişi

Kadınların yalnızca erkek şiddetine karşı değil, sömürüye karşı da örgütlenmeye başladıklarının bir göstergesi Flormar Direnişi. Ağır çalışma koşullarına, düşük ücrete, patronun ve temsilcilerinin kötü muamelelerine karşı yasal haklarını kullanıp Petrol-İş Sendikasına üye oldukları için işten atıldıkları Flormar fabrikası önünde çoğu kadın 130’dan fazla işçi 298 gün direndi. “Flormar değil direniş güzelleştirir” sloganıyla yola çıkan işçiler, kadınların direngenliğinin güzelliğini görkemli sahnelerle tarihe geçti. Bu zorlu ve bir o kadar da onurlu direniş, işçilerin tazminat haklarının verilmesiyle sona erse de geriye hep öğreneceğimiz anlamlı bir birikim bıraktı.

Kapitalist üretim içinde kadınlar mobinge, tacize, eşitsiz ücrete maruz kalmaya devam ettiler. Kadın hareketinin belki de en önemli noktalarından birini oluşturan bu boyut henüz güçlü bir toplumsal mücadelenin konusu olamadı. Dünyada İzlanda başta olmak üzere pek çok ülkede kadınlar eşit işe eşit ücret talebiyle meydanları doldurup, üretimden gelen güçlerini kullansa da, bu sınıf temelli mücadele Türkiye’de henüz güçlü bir toplumsal karşılık bulamadı.

Kadınların eşit işe eşit ücret, kreş hakkı, güvenceli iş talepleriyle gerçekleştirdikleri bu eylemler aynı zamanda onların işgücünün yeniden üretimindeki rollerine de işaret etmeyi hedefledi. Bu 8 Mart’ta da kadınlar aynı sınıfsal talepler ve kadının toplumsal konumuna dikkat çekmek için “grev” dediler.

Kadınlar şiddete karşı sokaklardaydı: 25 Kasım

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde kadınlar “Kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine karşı etkin önlemler alınması, 6284 sayılı Şiddetten Koruma Yasasının uygulanması, erkekleri koruyan; cezasızlıkla erkeklere güç ve cesaret veren yargı kararlarının son bulması, ekonomik krizle birlikte artan kadın işçi ve emekçilere dönük hak gaspları ve saldırıların önlenmesi” gibi taleplerle sokaklardaydı. Kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe isyan eden kadınlar 25 Kasım’da alanları “Susmadık, susmayacağız, itaat etmiyoruz” sloganlarıyla doldurdu.

İstanbul Taksim’de yürümeleri engellenen ve polis şiddetiyle karşı karşıya kalan kadınlar açıklamayı Tünel Meydanı’nda okuma dayatmasını kabul etmeyerek Taksim’in ara sokaklarına dağılarak basın açıklamalarını okudu. “Hayatlarımıza sahip çıktığımız sokaklar bizim!” mesajını güçlü bir şekilde veren kadınlar, dayanışmanın gücü ile 25 Kasım’ı da direnişleriyle güzelleştirdi.

Kadınlar işten atılan arkadaşları için üretimi durdurdu: Prettl İşçileri

Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde bulunan Prettl Endüstri Sistemleri fabrikasında, Türk Metal Sendikası tarafından sürdürülen toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlanınca, patron 19’u kadın 20 işçiyi kapı önüne koydu. Bunun üzerine büyük çoğunluğu kadın olan işçiler, tüm gün üretimi durdurarak fabrikaya kapandı.

Kadınlar çocuk istismarına karşı sokaklardaydı

Diyanet’in kız çocuklarının 9 yaşında gebe kalabilecekleri, yanlarında veli olmadan da evlenebilecekleri açıklamasına tepki gösteren kadınlar, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde eylemler yaparak “Diyanet kapatılsın!” dedi.

Ardından İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sadece 5 ayda, yaşları 18’in altında 115 hamile çocuğun başvurduğu bilgisinin açığa çıkmasıyla Türkiye’nin birçok yerinde sendikalar, kadın örgütleri, siyasi partiler eylemler düzenledi.

Kadın cinayetleriyle açılan 2019 da kadın hareketinin örgütlenmesini derinleştirmeyi ve daha merkezi bir nitelik kazanması için yapılan toplantılar ve alınan kararlarla açıldı. Kadına dönük saldırılar tırmandıkça bu hareketin de güçlenip, pekişmesi kaçınılmazlaşıyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar