Kadınlar durduğunda maskeler düşer!*

Kadınlar durduğunda maskeler düşer!*

Askeri bir benzetme yaparak virüse karşı bir “savaş”tan bahsedeceksek eğer, bir an için bugün maske konfeksiyonlarında seferber olmuş bütün insanlar -ve daha genel olarak pandemiye karşı cephelerde savaşan bütün maskeli kahramanlar- yirmi dakika için çalışmayı bıraksaydı ne olurdu bir düşünün?

Manon Legrand

Maske üretimi için yapılan çağrılar sosyal toplum kuruluşları ve hükümetlerin talepleri ile artıyor. Tüm Belçika’da çoğunluğunu kadınlar oluşturmak üzere, profesyonel terziler veya dikişi sevenler maske yetersizliğine cevap vermek için dikiş makinalarını çıkardı. Kollektif ve dayanışmacı bir harekette buluşuldu. Devletin yetersizliğine cevap vermek için genelde bedava yapılan bir el işçiliği söz konusu. Kadınlar gerçekten geniş yürekli davranıyor. Ancak bu gelişmeler aynı zamanda bir yürek sıkışmasına da neden oluyor.

Yaklaşık bir aydır tüm Belçika’nın kalbi dikiş makinalarının ritminde atıyor. Koronavirüsün kendini göstermesiyle ve yaşanan maske sıkıntısıyla birlikte Bastogne’dan Nieuport’a kadar hemen her yerde dayanışmacı gruplar ortaya çıktı. Çoğunluğunu her yaştan kadınların oluşturduğu amatör veya profesyonel terziler organize oldu ve Singer’lerini çıkardılar; halkı özellikle de ön saflarda olan bakım hizmetlilerini, kasiyerleri, huzur evi çalışanlarını, polisleri, vb. korumak için salonlarında veya atölyeye çevirdikleri mutfaklarında iğne iğne diktikleri maskeleri ürettiler.

Facebook üstünden gönüllüleri bir araya getirmek ve sayısız maske talebini merkezileştirmek için birçok grup kuruldu. Kağıt Maske – Dayanışma – Koronavirüs Belçika’da birçok girişimi bir araya topladı; iki stilist tarafından twitter üzerinden harekete geçen #sewfreemasks (ücretsizmaskelerdikiyorum) bunlardan biri. Normalde restoran sahibi olan Sandrine Cuzon alan değiştirerek #sewfreemask’ın dağıtımını üstlendi, şimdi Brüksel ve çevresindeki mağazalara, eczacılara, polislere, evsizlere ve ön saflarda olanlara maske yolluyor.

Sandrine Cuzon anlatıyor: “15 gün önce stilistler maske kıtlığına karşı harekete geçmek istedi. Bugün yirmi küsur terzi çalışıyor, bunlar arasında profesyoneller ve emekli terziler de var. Bazıları günde 20 maske üretiyor, bazıları ise haftada 30 tane, sayılar değişiyor. Taleplere yetişemiyoruz”. Sandrine Cuzon bir dağıtım aracına dönüştürdüğü arabasıyla sürekli servise çıkıyor. Bu “yeni yaşam”dan şikayetçi değil. “Bu bir kriz, bir şeyler yapmak gerek. Maskeler ücretsiz. Biz bir şirket değiliz, dayanışmacı bir ağız” diye belirtiyor.

Sorumluluk bilinci ve dayanışma

Charlotte da maske dikiyor. “Ben kostüm ve profesyoneller için üniforma dikiyorum, şu an iş arıyorum. Şartlar gözönüne alındığında bir iş bulmam uzun sürecek gibi görünüyor: Bizim işimiz sahne sanatlarına doğrudan bağlı ve dolayısıyla seyirciye! Karantina koşullarında kendi mesleğimle toplum için ne yapabilirim diye sordum kendime. Medyada sağlık çalışanlarının maske sıkıntısı çektiklerini görünce işte bu dedim” diye açıklıyor durumu.

Charlotte haftanın yedi günü, günde yaklaşık 5 saat çalışıyor. Birçok kişi için maskeleri ücretsiz dağıtıyor. “Maskeleri sağlık çalışanlarına veriyorum. Mağazalara da maske yolluyorum onlar da bana kibarca kurabiye, meyve, etle teşekkür ediyor. Gücü yetenlerden kumaş, lastik gibi malzemelerle bana destek olmalarını istiyorum…”

Başka gruplar ise bağış yapmak, kumaş ve lastik tedarik etmek isteyenler için bir çağrı merkezi kurdu. Kuruluşların büyük çoğunluğu gönüllülük esasıyla çalışıyor. “Adil” bir fiyatlandırma belirleyen Dayanışmacı Bez Maske grubu, bu fiyatı 3.5 avro olarak açıkladı, bunu malzemelere ödenen yaklaşık ücret üstünden hesapladılar.

Karantina süresince faydalı olmak”, “etkin kalmak”, “kendine düşeni yapmak”… Konfeksiyon işindeki kadınlar tarafından genelde dile getirilen harekete katılma nedenleri bunlar. Charlotte bunun bir örneği: “Birilerinin onlarla ilgileniyor olması insanların gözlerine mutluluk, minnet olarak yansıyor ve bunu görmek bende açıkça olumlu hisler uyandırıyor… Kendimizi biraz Wonder Woman (Muhteşem Kadın) gibi hissediyoruz”. Christie anlatıyor: “İyi niyet ve başkalarına değer verme karantina başladığından beri katlanarak artıyor. Buna ihtiyaç olduğu sürece devam etmek istiyorum”.

Maske üreten kadınlar için internet yaşayan, canlandırıcı bir topluluğa dönüştü. Bunun içinde sosyal medya ağlarını kullanma hakkında ipuçları, öğretici bilgiler, eğitimler de var. Başa çıkılamayan sorunlar ve bunların çözümleri paylaşılıyor. Bazen maske modelleri içinde kendini kaybetmek işten bile değil. Bazıları sağlıkçılar için olan modellere daha yakınken, bazıları da Kore tarzı maskelere öncelik veriyor… Ancak tüm bu “ev yapımı” cerrahi maskeler, çok küçük partikülleri filtre eden hastane tipi (FFP2) olmama ortak özelliğinde birleşiyor. Bununla birlikte bez maskeler yayılmayı önlemek için elzem, bunlar salgının azalmasına yardım eden bir “mekanik bariyer” işlevi görüyor.

Kötü geçen bir bölgesel çağrı

Temasa geçtiğimiz bütün kadın terziler seferber olmanın ve başkalarının sağlığını korumak için kendi ustalıklarını kullanmanın önemine vurgu yapıyor. Ancak bu kadınların birçoğu devletin sorumsuzluğunun altını da çiziyor. Christie öfkeli bir şekilde şöyle diyor: “Bizler, vatandaşlar, milyonlarca maske stoku gizemli bir şekilde yok olunca, kendi imkanlarımızla devletin beceriksizliğinin yükünü çekiyoruz ve ne hikmetse acil talepler sağlık çalışanları için gelmiyor….”

Bir hafta önce Brüksel Bölgesi’nde maske dikimi için bir çağrı yapıldı: “On gün önce, maske dağıtımında sorunlar olduğu bildirilince, psikiyatri hastanesinde çalışan eşim bana bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi”, diye açıklıyor EcoRes’in sirküler ekonomi sorumlusu Emmanuel Mossay. Bu “sosyal girişimci” Brüksel Bölgesi’nin desteğiyle bölgesel maske üretimine başlamak için acil bir bir toplantı düzenledi. Buna katılan kurumlar: EcoRes, MAD, Jeanne Toussaint Ensitüsü, Dutra, Urbike ve Be Connected. Bir de engellilerin çalıştığı bir şirket olan Travie. Travie malzemelerin ön kesimini yapıp bunları, bir bisikletle dağıtım firması olan Urbike’la bin 500 gönüllünün kesimi yapılan parçaları birleştirdiği ağa iletiyor. Hedef 100.000 kadar koruyucu maske üretmek. “Önce her şeyi Travie üstünden yapmayı düşünmüştük, ancak yeni önlemler sınırlı bir üretime izin verdi” diye devam ediyor Emmanuel Mossay.

Devletin Ekonomik geçiş (Ecolo) programında sekreter olarak çalışan Barbara Taranche bu projeyi savunuyor: “Bu girişimi destekleyerek maske taleplerine cevap veriyoruz, ancak kriz biter bitmez hayata geçirilecek bir ekonomik canlanma olması için de ilk güçlü sinyali veriyoruz: bölgesel ihtiyaçlar için bölgesel üretim hem çevre hem de ekonomi için artık kaçınılmaz, bu aynı zamanda kriz dönemleri için yaşamsal bir öneme sahip.”

Ekonomik canlanma, yeniden bölgeselleşme… Kadınların sırtından mı? Bu zinciri oluşturanlar belli bir ücret alıyor… kadın terziler dışında tabii, ilk tahminlere göre bin 500 gönüllü terzinin yalnızca yüzde 5,6’sı erkek. Bununla birlikte bu son halka elzem. Profesyonel terzi Annabelle öfkeli: “Kadın terzilere neden bir ücret ödenmiyor? Mesleğimizi bir pazar günü hobisi olarak gördüklerinin bir başka kanıtı da bu… Bu kriz boyunca temel işleri gören hastabakıcılar, kasiyerler veya çöpçüler gibi kadın terzileri de unutmuş görünüyorlar. Bu kadınlar pandeminin gerilemesi için gerekli araçların üretilmesi için bedenlerini, ruhlarını ortaya koyuyor. Mesleklerini profesyonel olarak yapan bu kadınların çoğu ekonomik olarak da oldukça kırılgan bir durumda. Devlet onları çalıştırmayı ve onları desteklemeyi seçerek, bir yan ürün olarak değil zorunlu bir şey olarak onların işlerini onurlandırabilirdi.”

Sahne sanatları için kostüm diken Philine, bölgesel çağrı olduğu andan itibaren eşiyle birlikte maske üretme hareketine katıldı. Philine kendini şöyle ifade ediyor: “Bunun yapılması gereken bir şey olduğunu biliyorum, çünkü dışarıda olan insanların maskeye ihtiyaçları var ve bu karantina döneminde elimizden geleni yapmalıyız diye düşünüyoruz. Fakat Belçika Hükümeti’nin, seneler içinde sağlık bütçesini daha da daralttıktan sonra, değer verilmeyen, ücretlendirilmeyen, hiçbir sağlık kontrolü yapılmayan bir işe baş vurmasına ve bunu en iyi çözüm olarak sunmasına ciddi şekilde öfkeleniyorum. Gerekli en iyi koşullar sağlanarak bizden daha fazla ve daha hızlı bir şekilde üretim yapacak geçici bir tekstil fabrikası kurulması için yatırım yapacak paranın olmaması gerçekten onur kırıcı!”

Emmanuel Mossay, “lojistik nedenlerle” profesyonel kadın terzilere bir çağrı yapılacağının öngörüldüğünü belirtiyor… “Profesyonel kadınlar, uygun malzemeler olmadan evlerinde çalışacaktı. Bu, gönüllülerin oluşturduğu kitlesel bir ağdan net bir şekilde daha az ama daha hızlı sonuçlar büyük bir logistik gerektirecekti…” Mossay’nin argümanı da ekonomiye dayanıyor: “Fiyat ne kadar düşerse o kadar iyi. Bu devletin parası ve dolayısıyla vergilendirilebilir…” diye altını çiziyor. Bu 28 Mart’ta Paris Match’a konuşan Maggie De Block, bu hafta Belçika’ya yollanacak üç milyon FFP2 ve on milyon ameliyat maskesi siparişinin iptal edildiğini bildirdi, kendisi bedava işgücüne mi güveniyordu?

Gönüllüler Platformu’nun genel sekreteri Emmeline Orban konuya ılımlı bakıyor: “Diğer kamu hizmetlerinden de gönüllüler var. Bu bir kriz dönemi, dolayısıyla toplu bir çaba göstermek gerekiyor, şimdi sorgulamanın sırası değil yani. Bunu daha sonraya bırakmak, ancak gönüllülere çağrı yapmanın bir alışkanlığa dönüşmemesi için de uyanık olmak gerek.”

Emekçilerden kurulan bir ordu

Kolektif çaba çok sayıda insan tarafından üstleniliyor. Liege’de, kağıtsız bir grup kadın maske dikiyor. Ülkenin birçok hapisanesindeki mahkum kadınlar da… Ünlü stilistler de kolları sıvadı. İnşaat işçileri bile maske üretimine katıldı, basın oları selamlamayı ihmal etmedi. Gönüllü gruplar takım ruhuyla çalışıyor. Örneğin aralarında bir rekabet yok: “Maske mi dikiyorsun? Teşekkürler! Bravo! Kendinle yarışıyorsun. El yapımı maskenle bir fotoğrafını yolla, bu fotoğrafın altına bir yorum yaz ve özel dikim bir kılıf kazan!” Sportif bir yarış için güzel mesajlar da alabilirsin: “Bugüne kadar kaç tane maske diktin? Rekor kırdın mı? 10.000’e ne zaman ulaşacaksın?” İletişim bazen de savaşçı bir nitelik kazanıyor: “Maske üretim ordusuna sen de katıl Do It Yourself (Kendininkini Yap)!”

Maske üreten kadın emekçiler çok etkili ve cömert bir ordu inşa ediyor. Yoksa çok mu cömert? Bu dayanışmacı atılım içinde örgütlenen kadınlardan bazılarının sarfettiği sözcükler kendi iradeleriyle yaptıkları fedakarlıkların tanığı. Her ne kadar karantina onların hayatını altüst etmiş ve daha zor hale getirmiş olsa da, örneğin artık okula gitmeyen çocukların idaresi vb. gibi… Bu kadınlardan biri “Çarşaflarımı kullanıyorum, çünkü kumaşım kalmadı,” diye yazıyor. “İkizlerimle bunu yapmak zor olsa da bugün dikmem gereken 50 maske daha var” diyor bir diğeri. Bunlara cevaben başka bir kadın “emekli aylığıyla geçinen fakir bir kadının maskelerini 2 avrodan sattığı için Facebook üstünden şiddete uğradığını” hatırlatıyor ve ekliyor “Emekli aylığına bakan bir kadın olarak yalnızca kullandığı malzemelerin masrafını karşılamak istiyordu, çünkü geliri çok az; insanlar ona öyleyse yapma diyebiliyor.”

Dur demek kolay değil

Bu sorumluluk kendini harap etme pahasına mı üstlenilecek? Emmeline Orban şöyle açıklıyor durumu: “Maske diken kadınlar bunu kendi inisiyatifleriyle yapıyor. Her ne kadar bu, onlara zihinsel bir yük olarak geri dönse de. Bu hareketin bazı kadınlara iyi geleceğini düşünüyorum, ancak bunun şöyle bir riski de var; insanlar ‘yardım etmek istiyorum’ düşüncesi ile ‘sınırlarımı zorlamamalıyım’ düşüncesi arasında bir gerilim yaşayabilir. Sürmenajdan kaçınmak gerek… İyi bir anne, iyi bir gönüllü, iyi bir işçi olma, vb. tuzağına düşmemek de gerek.” Gönüllü olduğumuzda kendimizi tüketinceye kadar çalışmamak için sihirli bir formül yok. “Dur demeyi, hayır demeyi öğrenmek gerek.”

Ulusal bir çabaya kendimizi adamışken ve yapmamaktan veya yeterince katkı sağlamamaktan suçluluk duyarken nasıl hayır denir? Bir patron bize geçici olarak bu işi yapmayı “önerdiğinde”? Mahkum olduğumuzda? Toplum için bir şeyler yapmak “gerektiği” hissine kapıldığımızda, sosyal yardımlara erişim bir hak değil bir lüks olarak ağır bir şekilde hissedildiğinde, nasıl hayır denir?

Emmeline Orbane uyarıyor: “İnisiyatif alan insanlar şu önemli ilkeyi akıllarından çıkarmamalı: Gönüllüleri ücret ödemediğiniz işçiler yerine koymayın! Organizasyonların gönüllülere ‘hayır’ diyebileceklerini söylemesi gerekir.” Fakat bu “hayır deme” imkanı, Belçika Bölgesi’ndeki gönüllülere yollanan mektupta belirtilmedi. Metinde büyük harflerle “Elbirliğiyle diktiğiniz maskeler bu kutuyu doldurduğunda, lütfen bizimle iletişime geçin” yazıyor. Peki ya bu hedefi tutturamazsak?

Emmanuel Mossay, insanların onları arayarak istenen hedefi tutturamadıklarını söyleyebilecekleri konusunda bizi temin ediyor. Gönüllüler başlangıç için 50 maske dikmeyi sağlayacak kitler alıyor. Bunu “ideal” olarak bir haftada bitirmeleri isteniyor”. Bir sonraki koli ise 200 maskelik malzeme içeriyor. Bunu, “projede kalmak isteyenlerin kendilerini geliştireceklerini düşündük” diyerek gerekçelendiriyor Emmanuel Mossay. Ne var ki bu mesaj gönüllüler tarafından pek de iyi karşılanmadı.

Kadılardan biri bize kendilerine telefon edilerek günde 8 saat çalışıp çalışamayacaklarının sorulduğunu aktarıyor… Bir diğeri ise, olası bir işten el çekmenin, herhangi bir sınırın kendilerine belirtilmediğini ifade ediyor. Bazıları da endişeli: “Bana telefon hatlarının çok yoğun olduğunu bu nedenle onları aramam gerektiğini söylediler. Bana ilk kutu içinde bir belge bulacağım ve bunu imzalamam gerektiği söylendi, ancak bu belgenin içeriği hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı. Aslına bakarsanız, ne kaç tane kutu tamamlamam gerektiğini ne de gönüllü olduğum bu iş için ne kadar zaman harcamam gerektiğini biliyorum.”

Rebecca’ya (takma isim kullanıyor) göre insanların bu şekilde yönetilmesi “acıklı”: “Bana yolladıkları makeleri diktim ve sonra kendi yoluma baktım, yani kendi ufak kumaş stokumla benden maske isteyen herkes için dikmeye başladım. Bu, bana kurumlara güven duymayı öğretecek, ben daha çok küçük sosyal toplum kuruluşlarıyla çalışmaya alışkınım.”

Çalışma saatlerini hesaplamak ve bunların ücretini devletten istemek

Kriz bittiğinde” tüm bu “ücretsiz çalışmaları” “unutmamak” için, Annabelle kadın terzilerin maskelerin değil ama çalışma saatlerinin hesabını #jecomptemesheures (çalışma saatlerimin hesabını tutuyorum) hashtag’i üstünden tutmalarını öneriyor. “Bu kadınlar kontratsız, ücretsiz çalışıyor. Başlarına bir kaza geldiğinde onları güvence altına alacak hiçbir sigortaları yok. Devlet masraflarını karşılamayacak, çünkü bu çalışma saatleri sayılmıyor. Eğer kadınlar kendileri bunun hesabını tutmazsa, bunu onlar için kim yapacak? Yaklaşık bir hesapla tutulan saatler gönüllü işçilerin devlete bir hediyesi olacak, zira devlet Çin’e veya Türkiye’ye verdiği siparişler için ödeme yaparken bölgesel el işçiliğini sömürmekten çekinmiyor.” Bölgesel… ve bütünüyle kadınların el emeği.

Elbette saatleri hesaplamak pek itibar görmüyor -mevzubahis dayanışma ve aciliyet olunca-, ancak bizimle deneyimlerini paylaşan kadınlar krizden sonra devletten ücretlerini talep etme konusunda hemfikirler. “Elbette ulusal bir dayanışma içinde olmak, karantinadaki insanların hayat kurtarmak için dikiş diktiğini görmek, saat sekizi vurunca herkesin hastane çalışanlarını ve “ön saflarda olanları” alkışlamak için işlerine ara verdiğini görmek güzel. Ancak organize olmayı beceremeyen yöneticilerin pisliklerini temizleme görevinin halka düşmesi bir hakarettir. Hastanelerin işlerine devam edebilmek için insanlara bağış çağrısında bulunduğunu görmek beni rahatsız ediyor!” öfkeyle anlatıyor Philine.

Adaletsizliğin ifşa edilmesi

Bir dikiş makinesi yalnızca “dayanışmanın yeni sembolü” değildir. Aynı zamanda adaletsizliğin ve sağlıksız bir sistemin ifşa edilmesini sağlayan bir araçtır. Paris Operası’nda terzi olan Marie (takma isim kullanıyor) “nüfusun yüzde 1’inin bakımı için milyarlarca avro gerektiren bir sağlık krizi bir anda patlak verdiğinde altyapıların bunu kaldırmadığını gördük. Bu düzensizlikten, ölümlerden mutluluk duymuyorum elbette, ancak yöneticilerin kendi hatalarının farkına varmaları beni mutlu ediyor”, diye ifade ediyor düşüncelerini. Marie de gündelik yaşamını maske dikmeye adamış.

Marie için bu pandemi terziliği de kapsayan değersizleştirilmiş mesleklerin gerekliliğini açığa çıkarıyor: “Yöneticilerin bizi beslemekten ve bize bakım sağlamaktan başka bir görevi yok. Çalışan para değil bedenlerdir. Artık para olmadığında, geriye beslenecek ve bakılacak bedenler, kadınlar, erkekler kalacaktır. Kumaştan, yakında bunun yerini perdeler veya el bezleri alacak olsa da, maske dikmek için ellerimi kullanabilmekten memnunum. Dikiş artık bir lüks, bir Pazar günü hobisi değil… Dikiş tiyatrolar, sanat için bir gereklilik ancak bugün hastaneler için hiç olmadığı kadar gerekli.”

Terziler, tekstil işçileri, bakım veya konfeksiyon “emekçileri” tüm diğerleri gibi -dünün görülmeyen bugünün alkışlanan mesleklerinde çalışan emekçiler- bugüne kadar hiç olmadığı kadar ücretlerini almayı hak ediyorlar. Annabelle ısrar ediyor: “Kaç erkeğin, kaç kadının, amatörün, profesyonelin kaç gün çalıştığının, ne kadar iş kazası yaşandığının, vb. kaydının tutulması sayesinde bu olgu üstüne çalışmak mümkün olacaktır. Bu veriler olmadan bir sosyolog veya tarihçi çalışamaz, zira yaşanan her şey tamamen buharlaşacak, unutulacak, sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi veya pandemi tarihinde yalnızca bir ayrıntıymış gibi.”

Tarihte bir yolculuk yapmak bizi aydınlatabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda general olarak görev yapmış Joseph Joffre şöyle yazıyor: “Fabrikalarda çalışan kadınlar yirmi dakikalığına iş bıraksaydı, Müttefikler savaşı kaybederdi!” Kendisi bu sözleri sarfederken “mühimmat üreten kadın işçiler”in -mühimmat fabrikalarında çalışan beşyüz bin civarındaki kadın çalışanın- ve kadın dikim emekçilerinin başını çektiği 1917’deki büyük grevden habersizdi. Bu “proletaryanın unuttuğu öncü proletarya” daha iyi çalışma koşulları ve ücretlerde artış talep ediyordu. Askeri bir benzetme yaparak virüse karşı bir “savaş”tan bahsedeceksek eğer, bir an için bugün maske konfeksiyonlarında seferber olmuş bütün insanlar -ve daha genel olarak pandemiye karşı cephelerde savaşan bütün maskeli kahramanlar- yirmi dakika için çalışmayı bıraksaydı ne olurdu bir düşünün?

Bu makaleye büyük katkıda bulunan Annabelle’e ve tanıklıklarını anlatmayı kabul eden bütün kadınlara teşekkürler.

* Bu makale 20 Nisan 2020’de, Magazine Axelle mensuel féministe belge, no : 228’de yayınlamış, Yaprak Tekin tarafından Alınteri için çevrilmiştir. https://www.axellemag.be/coronavirus-femmes-confection-masques/


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar