Kadınlar -II

Kadınlar -II

Rouen’de, pazar meydanındaki bir direğe bağlandığında 19 yaşındaydı ve cellat altındaki odunları tutuşturdu. Onu odun ateşinde kızartmış olan vatanı ve Kilisesi daha sonra fikir değiştirdiler. Jeanne d’Arc bugün bir kahraman, bir azize ve hem Fransa’nın hem de Hıristiyanlığın sembolü

Amazonlar

Korku saçan kadınlar olan Amazonlar, henüz Herakles iken Herkül’e karşı ve Truva Savaşı’nda da Akhilleus’a karşı savaşmışlardı. Erkeklerden nefret ediyorlardı ve daha isabetli ok atabilmek için sağ göğüslerini kesiyorlardı.

Amerika kıtasını boydan boya geçen büyük nehre Amazon adını veren kişi İspanyol konkistador* Francisco de Orellana’dır.

Doğduğu noktadan denize döküldüğü yere kadar bu nehirde seyahat eden ilk Avrupalı o oldu. İspanya’ya eksik bir gözle döndü ve emrindeki askerlerin, çıplak bir halde saldıran, vahşi hayvanlar gibi kükreyen ve canları sevişmek istediğinde bir erkeği kaçırıp bütün gece onu öpücüklere boğduktan sonra şafak vakti boğazlayarak öldüren savaşçı kadınların oklarıyla delik deşik edildiğini anlattı.

Ve hikâyesine belli bir Yunan saygınlığı kazandırmak isteyen Orellana, onların Tanrıça Diana’nın hayranlığını kazanmış olan Amazonlar olduklarını söyledi ve yurtlarının bulunduğu nehre onların ismini koydu.

  • Amerika kıtasına ilk çıkan İspanyol fatihler.

Savaşçı azize

Ne ok atmada ne de kılıç sallamada onunla baş edebilecek erkek vardı.

Öğle vakti, sebze bahçesinin sessizliğinde sesler duyardı. Melekler ve Aziz Michel, Azize Margarita, Azize Catalina gibi azizlerin yanı sıra göğün en yüksek sesi de onunla konuşurdu:

Dünyada senden başka Fransa Krallığı’nı kurtarabilecek kimse yok. Sadece sen.”

O da bunları her tarafta yinelerken kaynağını belirtmeyi unutmazdı:

Bunları bana Tanrı söyledi.”

Böylece, çocuk doğurmak için doğmuş, okuma yazma bilmeyen bu köylü kızı giderek daha da büyüyen bir ordunun başına geçti.

İlahi emrin ya da erkek korkusunun gereği bakire ve savaşçı genç kadın savaştan savaşa koşuyordu.

Elde mızrak, atını İngiliz askerlerinin üzerine sürerek yenilmez oldu. Ta ki, yenilene kadar.

İngilizler onu tutsak aldıktan sonra bu deli kadınla Fransızların uğraşmasına karar verdiler.

O, Tanrı adına Fransa ve Fransa Kralı için çarpışmıştı ama Fransa Kralı’nın ve Tanrı’nın memurları tarafından yakılmak üzere odun yığınına gönderildi.

Saçları kazınmıştı, zincire vurulmuştu ve avukatı yoktu.

Yargıçlar, savcı, Engizisyon uzmanları, piskoposlar, başrahipler, heyet üyeleri, noterler ve şahitler davalının ayrılıkçı, dönek, yalancı, kâhin, dinsiz ve inançsız olduğu ve Tanrı’yla, azizlere küfrettiği yönünde kir beyan eden bilge Sorbonne Üniversitesi’yle hefikir oldular.

Rouen’de, pazar meydanındaki bir direğe bağlandığında 19 yaşındaydı ve cellat altındaki odunları tutuşturdu.

Onu odun ateşinde kızartmış olan vatanı ve Kilisesi daha sonra fikir değiştirdiler. Jeanne d’Arc bugün bir kahraman, bir azize ve hem Fransa’nın hem de Hıristiyanlığın sembolü.

Meksikalı kadın kahramanlar

Yüzüncü Yıl kutlamaları sona erdi ve bütün bu ışıltılı çöpler ortalıktan süpürüldü.

Ve devrim patladı.

Tarih, Zapata ve Villa gibi devrimci liderlerin yanı sıra diğer erkekleri hatırlıyor. Sessizce yaşayan kadınlarsa unutulup gittiler. Ama az sayıdaki kadın savaşçı hafızalardan silinip gitmeyi reddetti:

birçok şehri kuşatıp ele geçiren, Dişi Kaplan lakaplı Juana Ramona;

üç yüz erkeğe komuta eden General lakaplı Carmen Vélez;

kendisini Ángel Jiménez olarak tanıtan dinamit ustası Ángela Jiménez;*

saçlarını kesen ve –gözlerimden kadın olduğum anlaşılmasın diye– şapkanın içine gizlenerek teğmenlik rütbesine kadar yükselen Encarnación Mares; ismini Amelio yaparak albaylığa kadar yükselen Amelia Robles;

Meksiko’nun kapılarını açmak için en çok kurşunu atan ve ismini Pedro yapmak zorunda kalan Petra Ruiz;

erkeğe dönüşmeyi reddedip kendi ismiyle yüzden fazla muharebeye katılan Rosa Bobadilla;

ve Şeytan’la yaptığı anlaşma sayesinde tek bir savaş bile kaybetmeyen María Quinteras. Erkekler onun emirlerini yerine getiriyorlardı. Kocası da onlardan biriydi.

* Ángel erkek, Ángela ise kadın ismidir. (ç.n.)

Harriet

Bu anlatılanlar on dokuzuncu yüzyılın ortalarında yaşanır. Harriet Tubman firar eder. Giderken sırtındaki yara izlerini ve kafatasındaki çatlağı hatıra olarak yanında götürür. Kocası onunla birlikte gitmez. O köle ve köle babası olarak kalmayı tercih eder.

Sen delisin,” der ona. “Kaçabileceksin, ama bunu anlatamayacaksın.” Kaçar, anlatır, geri döner, anne babasını yanında götürür, tekrar geri döner ve kardeşlerini de alır.

Ve bu şekilde, güneydeki tarım arazilerinden kuzeydeki topraklara, sadece geceleri olmak üzere, on dokuz yolculuk yapar ve üç yüzden fazla zenciyi kurtarır.

Kurtardığı kaçaklardan hiçbiri yakalanmaz. Dediklerine göre yolun yarısında yaşanan bitkinlikleri ve pişmanlıkları tek kurşunla çözüyormuş. Ve şöyle dermiş:

Benim hiçbir yolcum kaybolmaz.”

Döneminin en çok para eden kellesidir. Başına kırk bin dolar ödül konur.

Kimse bu parayı alamaz.

Giydiği tiyatrocu kostümleri onu tanınmaz kılar ve hiçbir insan avcısı onun izleri silme ve yeni yollar icat etme becerisiyle başa çıkamaz.

Olga ve o

Luis Carlos Prestes uçsuz bucaksız Brezilya’yı isyancı ordusunun başında bir uçtan bir uca, Güney’in ovalarından Kuzeydoğu’nun çöllerine kadar, Amazon Ormanları üzerinden gidiş dönüş olmak üzere yayan kat etmişti.

Üç yıllık yürüyüş boyunca Prestes Bölüğü kahve ve şeker beylerinin diktatörlüğüne karşı savaşmış ve asla bir yenilgi tatmamıştı. Bu yüzden Olga Benário onu devasa ve korkunç biri olarak hayal ediyordu. Büyük komutanı tanıyınca epey şaşkınlık yaşadı. Prestes ufak tefek, kırılgan görünümlü ve Olga gözlerine baktığında yüzü kızaran bir adam çıktı. Almanya’daki devrimci mücadelede pişmiş, sınır tanımayan bir militan olan Olga kalkıp Brezilya’ya geldi ve hayatında hiç kadın tanımamış olan Prestes, onun tarafından sevildi ve desteklendi.

Aynı anda ikisi birden tutsak düştüler. Farklı hapishanelere götürüldüler.

Hitler, Yahudi ve komünist olduğu, rezil bir kan ve rezil fikirler taşıdığı gerekçesiyle Almanya’ya iadesini talep etti, Brezilya Devlet Başkanı Getúlio Vargas da verdi. Askerler onu almak için hapishaneye geldiklerinde mahkumlar ayaklandı. Olga lüzumsuz bir katliamı engellemek için isyanı sona erdirip teslim oldu. Romancı Graciliano Ramos, hücresinin parmaklıklarının önünden elleri kelepçeli ve karnı burnunda bir halde geçtiğini gördü.

Rıhtımda, gamalı haç işareti taşıyan bir gemi onu beklemekteydi. Kaptan, Hamburg’a kadar durmaması için emir almıştı. Olga orada bir toplama kampına kapatılacak, bir gaz odasında boğularak ölecek ve bir fırında küle dönüşecekti.

Doria

1951 yılında Kahire’de bin beş yüz kadın parlamentoyu işgal etti.

Saatlerce orada kaldılar, çıkarılmalarının bir yolu yoktu.

Parlamentonun bir yalandan ibaret olduğunu, çünkü halkın yarısının seçme ve seçilme hakkından mahrum olduğunu haykırıyorlardı.

Göğün temsilcileri olan dini liderlerin yanıtıysa gökten bile duyuldu: Oy kullanmak kadını alçaltır ve doğaya aykırıdır!

Ulusalcı liderler ve ulusun temsilcileri, kadınların oy kullanmasını destekleyenleri vatana ihanetle suçladılar.

Oy kullanma hakkını elde etmek için epey mücadele ettiler, ama en sonunda amaçlarına ulaştılar. Bu, Nil’in Kızları Birliği’nin başarılarından biri oldu. Fakat hükümet bu birliğin siyasi bir partiye dönüşmesine izin vermedi ve hareketin sembolü konumundaki Doria Şhafik’i ev hapsine mahkum etti.

Bunda hiçbir tuhaflık yoktu. Neredeyse bütün Mısırlı kadınlar zaten ev hapsine mahkumdular. Babanın ya da kocanın izni olmadan bir adım bile atamıyorlardı ve birçoğu evden sadece üç vesileyle çıkıyordu: Mekke’ye gitmek için, kendi düğününe gitmek için ve kendi cenazesine gitmek için.

Matilde

Palma de Mallorca Hapishanesi, 1942 Sonbaharı: Sürüden ayrılan kuzu.

Her şey hazır.

Kadın mahkumlar askeri disiplin içinde bekliyor.

Piskopos ve sivil vali geliyor.

Bugün, kızılların lideri, suçlu ve tövbekar ateist Matilde Landa, Katolik inancı benimseyecek ve kutsal vaftiz törenine katılacak. Daha önceki yaşamından pişmanlık duyan kadın, Tanrı’nın sürüsüne dâhil olacak ve İblis kendisininkilerden birini kaybedecek.

Vakit ilerliyor. Matilde ortalıkta gözükmüyor. Çatıya çıkmış, hiç kimse onu görmüyor. Kendisini bir anda boşluğa bırakıyor. Bedeni bir bomba gibi cezaevinin avlusuna çarpıyor. Hiç kimse yerinden kıpırdamıyor. Öngörülen tören tamamlanıyor. Piskopos istavroz çıkarıyor, İncil’den bir sayfa okuyor,

Kötü’yü reddetmesi için Matilde’ye nasihat ediyor, duasını ediyor ve yerdeki bedenin alnını kutsal suyla ıslatıyor.

[Eduardo Galeano, Kadınlar]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar