Kadınlar -IV

Kadınlar -IV

Eski ABD Başkanı Jefferson dul kalınca, karısının bütün mal varlığı onun üzerine geçti. Diğer şeylerin yanı sıra Sally de ona miras kaldı. 1802 yılında, James Callender adındaki gazeteci Richmond’daki Recorder gazetesinde yayınlanan bir makalesinde herkesin bildiğini tekrarladı: Başkan Jefferson, kölesi olan Sally’nin çocuklarının babasıydı

Camille’in dirilişi

Ailesi onu deli ilan edip bir akıl hastanesine kapattı.

Camille Claudel hayatının son otuz yılını tutsak olarak orada geçirdi. Bunun, onun iyiliği için olduğunu söylediler.

Buz gibi soğuk bir hapishane olan akıl hastanesinde resim yapmayı ve heykel yontmayı reddetti.

Annesi ve kız kardeşi onu bir kere bile ziyaret etmedi. Ara sıra şair kardeşi Paul onu görmeye geldi.

Günahkar Camille ölünce kimse ölüsünü almadı. Camille’in, Auguste Rodin’in terk edilmiş sevgilisi olmadığının anlaşılması için yıllar geçmesi gerekti.

Ölümünden neredeyse yarım asır sonra eserleri yeniden doğdular, dünyayı dolaştılar ve insanları şaşırttılar:

Dans eden bronz, ağlayan mermer, seven taş. Tokyo’da körler heykellerine dokunmak için izin istediler. Dokunabildiklerinde, heykellerin nefes aldığını söylediler.

***

Anne Sütü Emme Günü

Sichuan bölgesinin başkenti Chengdu’daki tren istasyonunun ondülin çatısı altında yüzlerce Çinli genç kadın gülümseyerek poz veriyor.

Hepsinin üzerinde birbirinin aynı yeni önlükler var. Hepsi daha yeni yıkanmış, taranmış ve ütülü kıyafetler giymiş. Hepsi daha yeni doğum yapmış. Onları Pekin’e götürecek treni bekliyorlar.

Pekin’de hepsi başkalarının bebeklerini emzirecekler.

Bu süt ineklerine iyi ücret ödeyecek ve onları iyi besleyecekler.

Aynı anda, Pekin’den çok uzaklarda, Sichuan’ın köylerinde onların kendi bebekleri süt tozuyla hazırlanmış mamalarla beslenecekler.

Hepsi bunu bebekleri için yaptıklarını söylüyorlar; amaçları onların iyi bir eğitim alması için gereken parayı biriktirmek.

***

Medenileştiren ana

1901’de, Kraliçe Victoria son nefesini verdikten bir gün sonra, Londra’da görkemli cenaze merasimleri başladı.

Organizasyon kolay olmadı. Bütün bir döneme adını veren ve ölen kocasının anısına 40 yıl boyunca yas kıyafeti giyerek kadınsal özverinin bir örneğini sergileyen bu kraliçe, büyük bir ölümü hak ediyordu.

Britanya İmparatorluğu’nun simgesi, 19. yüzyılın sahibi ve hanımefendisi Victoria, Çin’e afyonu, Çinlilere de sanal hayatı dayatmıştı.

İmparatorluğunun merkezinde, görgü kurallarını öğreten kitapların okunması mecburiydi. Lady Gough’un 1863’te yayınlanan “Etiket Kitabı” dönemin toplumsal emirlerinden bazılarını açıklıyordu: Örneğin, kitaplık raflarında erkek yazarların kitaplarının kadın yazarların kitaplarına çok yakın durmasından kaçınmak gerekiyordu.

Kitaplar ancak erkek yazarla kadın yazarın evlilik bağıyla birbirlerine bağlı olmaları durumunda -Robert ve Elizabeth Barrett Browning örneğinde olduğu gibi- yan yana gelebiliyorlardı.

***

Bir kadın anlatıyor

Birçok Arjantinli general, askeri diktatörlük döneminde yaptıkları kahramanlıklardan ötürü mahkeme önüne çıktılar.

Silvina Parodi, baş belası bir protestocu olmakla suçlanan bu üniversite öğrencisi genç kız, sonsuza dek ortadan kaybolan çok sayıdaki mahpustan biri oldu.

En iyi arkadaşı Cecilia, 2008 yılında mahkeme önünde tanıklık yaptı. Karakolda maruz kaldığı işkenceleri anlattı ve her gün her gece süren işkencelere dayanacak gücü kalmayınca Silvina’nın adını kendisinin verdiğini söyledi:

Bunu ben yaptım. Cellatları Silvina’nın yaşadığı eve bizzat ben götürdüm. Onu tekme tokat ve dipçik darbeleriyle evden çıkardıklarını gördüm. Çığlıklarını işittim.”

Mahkeme çıkışında birisi yanına yaklaştı ve alçak sesle ona sordu:

Peki, bu olaydan sonra, yaşamaya nasıl devam edebildiniz?”

Daha da alçak sesle yanıtı şöyle oldu: “Yaşadığımı size kim söyledi?”

***

Sally

Eski ABD Başkanı Jefferson dul kalınca, karısının bütün mal varlığı onun üzerine geçti. Diğer şeylerin yanı sıra Sally de ona miras kaldı.

Gençlik yıllarında çok güzel olduğuna dair tanıklıklar var. Sonrası, meçhul.

Sally hiçbir zaman konuşmadı, eğer konuştuysa da dinleyen olmadı ya da hiç kimse dediklerini kaydetme işini üstlenmedi.

Oysaki elimizde Başkan Jefferson’dan kalma pekçok portre ve söylediği sürüyle söz var. Mesela, bedenin ve zihnin doğa vergisi özellikleri konusunda zencilerin beyazlara nazaran daha alt düzeyde olduklarına dair derin şüpheleri olduğunu ve ahlaksal açıdan iğrenç bulduğu beyaz kanla siyah kanın karışması olayının onda uyandırdığı büyük tiksintiyi her zaman dile getirdiğini biliyoruz.

O, eğer köleler günün birinde özgür olacaklarsa, onları her türlü karışma riskinden uzakta tutarak söz konusu tehlikenin bertaraf edilmesi gerektiğine inanıyordu.

1802 yılında, James Callender adındaki gazeteci Richmond’daki Recorder gazetesinde yayınlanan bir makalesinde herkesin bildiğini tekrarladı: Başkan Jefferson, kölesi olan Sally’nin çocuklarının babasıydı.

***

Görünmez kadınlar

Gelenek, kadının yerinin neresi olduğunu ve oradan çıkılmayacağını bir an önce öğrenmeleri için yeni doğan kız bebeklerin göbek bağlarının mutfak külünün altına gömülmesini emrediyordu.

Meksika Devrimi başladığında birçoğu oradan dışarı çıktı, ama mutfaklarını da yanlarında taşıyarak.

Seve seve ya da zorla, kaçırılarak ya da gönüllü olarak, bir çarpışmadan diğerine erkeklerin peşi sıra gittiler.

Memelerine yapışmış bebeklerini kucaklarında, tencere ve tavalarınıysa sırtlarında taşıyorlardı.

Cephanelere gelince: Ağızlardan tortilla, tüfeklerden mermi eksik kalmasın diye ellerinden geleni yapıyorlardı. Ve erkek vurulup öldüğünde hemen silahı kavrıyorlardı.

Trenlerde, erkekler ve atlar vagonları dolduruyorlardı. Kadınlarsa trenlerin çatısında seyahat ederken yağmur yağmasın diye Tanrı’ya dua ediyorlardı.

Eğer soldaderas, cucarachas, adelitas, vivanderas, galletas, juanas, pelonas ya da guachas* adı verilen ve devrimci askerlere refakat eden Meksikalı kadınlar olmasaydı devrim diye bir şey mümkün olmazdı.

Onların hiçbirine maaş bağlanmadı.

* Devrimci savaş sırasında erkeklerin peşinden kendi rızalarıyla giden ya da erkekler tarafından zorla kaçırılan ve askerlerin her işini gören kadınlara o dönemde bu tür farklı isimler verilirdi. Bugün genel olarak onlara “adeli- tas” deniyor. “Adelita” aynı zamanda bir kahramanlık şarkısı türüdür. (ç.n.)

[Eduardo Galeano, Tepetaklak]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar