Kadınlar: Sistemin önemli mevzusu -III

Kadınlar: Sistemin önemli mevzusu -III
Bu tarihsel kesitte burjuvaziyi en fazla korkutan kadın dinamiğiyle komünist-devrimci hareketin buluşması şarttır

Sistemin her açıdan krize sürüklendiği ve kolay kolay da yeni bir denge kuramayacağı açık olan bu tarihsel döngüde, onu en fazla korkutan kadın dinamiğiyle komünist-devrimci hareketin buluşması ihtiyaç değil, zorunluluktur!

Kapitalist üretim dünya çapında toplumsallaştıkça ve bu toplumsallaşma düzeyi onun yapısal zayıflık ve handikaplarını krizlerle birlikte daha net bir şekilde ortaya koydukça, emekçi kadınların erkek egemen düzenle mücadelesi de yaşadıkları saldırılar-baskılar da daha açık hale geliyor.

 

Sistemin temel direği aile kurumunun kadının üretim sürecinde kazandığı nispi özgürleşmeyle birlikte sarsıntılar yaşamaya başlaması, “ben de varım” diyen kadının toplumsal yaşamda daha kitlesel biçimlerle eşitlik talep etmesi hem sistemi hem de kendisi de emekçi olan erkekleri adeta sarsıyor. Kolay değil, söz konusu olan, binlerce yıllık köklere sahip cinsler arası ilişki-konum ve sistemi ayakta tutan en önemli kurumlardan ailenin tarihsel gelişmelerle birlikte çözülüp, krize sürüklenmesidir.

 

Bu kriz, çıkarları gereği her ne kadar uzlaşmaz sınıf karşıtları olsalar da hem fabrikadaki hem de “evdeki patronun” buluştukları krizdir. Her ikisinin nedenleri farklı olsa da bu böyledir. Sınıf bilinciyle buluşmamış erkek proleter açısından bu , evdeki-aile içindeki konumunun sarsılması, alıştığı-içselleştirdiği rollerin-konumun sarsılmasıdır.  Kültürel-psikolojik boyutlar taşıyan ve binlerce yıllık köklere sahip bir konum sarsılması, çözülmesidir. Burjuvazi ve siyasi temsilcileri açısından ise, toplumsal dengenin, ekonomik çıkarlarının ve bir bütün olarak ideolojik-siyasi-kültürel hegemonyasının dayandığı zeminin ayakları altından kayması anlamına gelir.

 

Tarihteki ilk sınıf baskısı, erkek cinsinin kadın cinsini baskı altına almasıysa, bunun pekiştiği ve süreklilik kazandığı kurumsal adres de ailedir. Erkek egemenliğin tüm sınıflı toplumlardaki temel direğidir aile. Bu kurum, egemenler açısından tek başına ekonomik boyutlarıyla değil, sınıfsal çelişki ve karşıtlıkların kontrol edilmesi, denetim altında tutulup yönetilebilir olması açısından da tartışılmaz bir önemdedir. Onun yaşadığı her sarsıntı, çözülme ve o kurumun hem kölesi hem de bekçisi olması istenen kadının duvarları yıkmakta attığı her adım, kökleşmiş ideolojik-kültürel hegemonyayı da büyük bir sarsıntıya uğratır.

 

Kapitalist üretimde işgücünün yeniden üretimi açısından aile olmazsa olmazdır. Bu hem yeni proleterlerin doğup büyümesi açısından böyledir hem de işçinin üretime hazırlanması açısından… İşin kapitalist üretimle doğrudan ilişkili olan bu boyutu, aile kurumunun burjuvazi taşıdığı anlam ve önemin özünü verir bize. Düşünsenize, çocuk doğurmanın yanı sıra ev işleri, çocuk ve yaşlı-hasta bakımı gibi oldukça külfetli, piyasadaki maddi karşılığı da hayli kabarık olan işlerin neredeyse tümü “kadının doğal görevleri” haline getirilmiştir. Burjuvazi, bunlar için ek bir masrafa girmemektedir. İşçiye ödenen asgari ücret içinde de bu kalemlerin hiçbir yeri yoktur. Çünkü hepsini kadın yapar, hepsi kadının görevidir!

 

Neoliberal ekonomi politikalarıyla birlikte kadınlar da esnek-güvencesiz biçimlerle büyük kitleler halinde üretime katıldılar. Bu, öncesiyle kıyaslanmayacak ölçeklerde bir katılımdır. Fakat kadın çalışsa dahi, tüm bu işler yine ve doğallaşmış biçimde onun sırtına yüklenir. Kreş hakkının bile aslanın ağzında olduğunu düşünecek olursak, aile kurumunun ve dahası kadın bilinci ve giderek kitleselleşen eşitlik arayışının burjuvaziyi ve bir bütün olarak sistemini nasıl zorladığını kestirmek güç değildir.

 

Kısacası kadınlar, kapitalist üretime her açıdan eşitsiz bir temelde katılıyorlar. Ücrette, çalışma koşullarında, toplumsal hayattaki varoluşta, her alanda bu böyle… En az erkek kadar çalışsalar bile, kendilerine biçilen toplumsal cinsiyet rollerinde herhangi bir farklılaşma ve dönüşüm yaşanmadı/yaşanmıyor. Çünkü, gerek burjuvazi ve temsilcileri gerekse bizzat erkek proleter açısından kadının kapitalist üretim içindeki yeri, ailenin hizmetkarı, bekçisi ve doğurganlığıyla birlikte söz konusu olabilir! Aslolan,  onun bu rolleriyle birlikte “katkı” sunmasıdır.

 

Fakat hayat öyle akmıyor! Pratiğin, insanın düşünüşünü, davranış ve beklentilerini farklılaştıran mutlak gücüyle, kadınlar bilinçli ya da bilinçsizce buna itiraz etmeyi öğrendi/öğreniyor. Her itirazları, sistemin, özelde de erk olmayı doğal bir kültür haline getirmiş erkeğin alışılmış duvarlarına çarparak şiddete-cinayetlere dönüşüyor.

 

Diğer taraftan aile kurumunun, kadının attığı ”özgürleşme” adımlarıyla sarsılması, burjuvazi için sadece ekonomik riskler taşımaz. Bu kurum, belirttiğimiz gibi tek başına bir ekonomik birim değildir. Bunun yanında sistemin en önemli ideolojik hegemonya aracıdır. İşçi sınıfının yeniden üretiminde aynı zamanda bu rolü oynar.

 

Kadın kitlelerinin, üretim süreçleri içinde kazandıkları nispi özgürleşmeyle tüm bu konumları sorgulamaları ve eşit işe eşit ücret-eşit aşk-eşit sosyal hayat ve davranışlar talep etmelerinin toplumsal olarak giderek somutlaşan bir eğilime dönüşmesi, bu bütünlük içinden sistemi zorlamaktadır. Burjuvazi ve onun siyasi temsilcileri ile devlet aygıtı, artı değer sömürüsü üzerinden palazlanan sistemin pek çok yükünü omuzlayan kadın kitlelerinin özgürleşmelerine ve hak talep edecek şekilde özneleşme yönelimlerine, bu toplam tablo içinden düşmanlık duymaktadır.

 

Kapitalist üretim temelinde şekillenen toplumsal ilişkilerin, geçmişin tüm tarihsel gericilik birikimlerini güncelleyecek şekilde süreklilik kazanan kurumsallaşması ve katılaşması, hayat tarafından çözüldükçe, sistem çok yönlü ve katmanlı bir krizde olduğu için bunu yatıştıracak yöntem ve biçimler geliştiremedikçe bu gerilim ve çatışma sürecektir.

 

Burjuvazinin ödünü koparan kadının özgürleşme ve özneleşme yönelimi, kınından çıkmış çift taraflı bir kılıca benziyor. Sistemin temellerine yönelmeyip tek başına “kültürel” sınırlarda dolandığı sürece (ki bu da önemlidir) mevcut toplumsal krizi, kaosa, çürüme ve cinnete çevirecek bir keskinliktedir. Diğer taraftan, kadın kitleleri, yaşanan krizi sınıfsal bir temelde kavrayarak buna uygun bir örgütlenme yönelimine girdikleri zaman, bu kriz, sistemin temellerini sarsacak en önemli dinamiklerden biri haline gelecektir.

 

Bu kriz, yeni toplumsal ilişkilerin, yaşam biçimi ve alışkanlıkların içselleştirilmesi bakımından da oldukça devrimci ve dinamik bir zemin sunmaktadır.

 

Kapitalizmin durağanlaştırdığı ve her türlü toplumsal gericilik birikimini kaşıyarak varlığını korumaya çalıştığı mevcut toplumsal ilişkiler çözülürken, yerine yeni bir şey konulmadığı sürece kendi kendisini tüketecek bir risk de taşıyor. Bu riskin aşılması ve oldukça dinamik bir nitelik taşıyan bu krizden yeni bir hayat anlayışı, yeni toplumsal ilişkiler, cinsler arasında daha eşitlikçi bir arada oluş ancak ve ancak erkek ve kadın proleterlerin kendi sınıf çıkarları temelinde örgütlenmesiyle mümkündür.

 

Aksi takdirde, burjuvazinin de, onun siyasi temsilcilerinin de kabusu olan kadın dinamiği, oldukça sarsıcı toplumsal sonuçlardan sonra geçek eşitliğe ulaşamadan, en fazla belirli kültürel talepleri kabul ettiren bir sonla sönümlenir. Daha doğrusu, bu sınırlı düzleme sıkışarak kendini tekrarlayıp durmaya ve patinaj yapmaya başlar. Hatta sistem bu kaotik-kriz döngüsünü aştığı oranda (emperyalist kapitalizmin bütünsel krizini kastediyoruz), kadın dinamiğindeki bu uyanış ve yönelimi kendisi için bir dinamizm haline getirecek açılım ve esnemelerle onu adeta yer, kendine yedekler.

 

Tam da bu nedenle, sistemin her açıdan krize sürüklendiği ve kolay kolay da yeni bir denge kuramayacağı (hiç kuramaması ve tarihe gömülmesi bize bağlıdır) açık olan bu tarihsel döngüde, onu en fazla korkutan kadın dinamiğiyle komünist-devrimci hareketin buluşması ihtiyaç değil, zorunluluktur! Dolayısıyla, biz bu dinamikle içerden bir ilişkileniş içine girip genel sınıf çalışmasının önemli bir bileşeni haline getirmediğimiz sürece, kadın kitlelerinin bu öfkesi, ya feminizmin sistem sınırlarını aşmayan o orta sınıf ruhu içinde eriyecek ya da burjuvazinin enva-i çeşit yöntem ve aracıyla dağıtılacak, emilecek, bu dönemde tanık olduğumuz gibi faşizmin-şovenizmin-gericiliğin arabasına koşulması için aklımıza gelebilecek her şey yapılacak.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar