Karsaklar: Parlak siyah camların ardına gizlenmiş sömürü cehennemi

Karsaklar: Parlak siyah camların ardına gizlenmiş sömürü cehennemi

Karsaklar’a ait Sementa Tekstil ve Giyim mağazalarındaki sömürü biçim ve yöntemleri aynı zamanda sınıf içinde nasıl bir örgütlenme biçimi/biçimleri geliştirmemiz gerektiğinin de yanıtını veriyor

Sermaye hırsızlığı ve ”ücretsiz kölelik” yayılıyor. Bir haber de işçilerin şikayet yükselttiği Ankara Balgat’ta bulunan Sementa Tekstil’den. 150 kadar kadın işçinin ücretine el konmuş, ödenmiyor. Fabrika burjuva Karsak ailesine ait. Ankara’da tekstil kolundaki ücret düzeylerinin altında ücret veriyorlar zaten. Sigortasız çalışma, asgari ücretin altında ücret ödeme yaygın. Asgari ücretin altında çalıştırmanın cezası 161 lira gibi komik bir rakam olunca… Sigortalı çalıştırılan işçilerin ücretleri de bankaya asgari ücret üzerinden yatırılıyor ve 150 lirası da işçilerden geri isteniyor zaten. Bunun dışında 3 Cumartesi borçlu çıkarılarak fazladan çalıştırma…

Yemek işlerinin fabrika sahibinin akrabası bir taşerona verilmesi, akraba taşeronun çıkardığı kötü yemekler, itiraz eden işçilere ”2-3 liralık yemekten daha ne bekliyorsunuz” şeklindeki azarlamalar, aylardır ücretleri geç ödemeler, yerli işçileri Suriyeli işçilerin sayısını artırmakla tehdit etmeler, özel güvenlikle beraber patronların sınıf bilinçli işçilere ve sosyalistlere yaptığı saldırılar fabrikada sıradan şeyler.

Karsak ailesinin giyim mağazasında da bundan farklı bir tablo yok. Giyim mağazalarında da ücretlerin 1,5-2 ay kadar geç ödenmesi, elden ücret ödemeler, SGK’nızı asgari ücret üzerinden yatırmalar, aylık maksimum 60-70 bin lira ciro yapabilecek mağazaya 150 bin liralık limit koyarak gasp edilen primler, tam ücret vermeyip 1 ayı bulan bir süreye yaymalar vs. işçilerin sıkça dillendirdiği konular.

20 bin kişilik sanayi havzası!

Burası 150 civarı tekstil şirketinin bulunduğu ve 20 bin kadar işçinin çalıştığı bir havza. Dörtel, Desen, Ekol, Seçil, Modailgi gibi büyüklerin yanı sıra fason üretim yapan tabelalı veya tabelasız çok sayıda atölye bulunuyor. Çoğunluğunun imar izni bile yok.

Karsak ailesi -fotoğrafta görüldüğü gibi- kendi binasına iyi para yatırmış (Ankara’nın ortasında bulunan Kızılay AVM’nin de ortağı. Dükkanları dolar karşılığı kiraya veriyorlar. Başkentin çöküntü mahallelerinden şehrin ortasına uzanan bir sermaye zinciri). Ama parlak siyah camların ardında sömürü cehennemi gizli. Kadın çalıştırmanın en yoğun olduğu sektör ve bölgelerden biri zaten. Engels’in dediği gibi, ”Kol etkinliği, güç harcama, makinelerin kullanılmasıyla su ve buhar gücüne aktarıldığı ölçüde daha az erkeğin istihdamına gereksinim olur; kadınlar aslında daha ucuza çalıştıkları ve bu iş dallarında daha iyi çalıştıkları için onlar istihdam edilir”.

Maliyetleri azaltmak için ucuz işgücü ordusu kadın işçiler!

Bunun dışında Türkiye’de rekabet gücü yüksek sektörlerin başında gelen bir sektör tekstil ve konfeksiyon. Bugün ihracattan büyük pay alan bu sektör, rekabet gücünü artırmak için maliyetlerini azaltmak zorundadır. Ücretler maliyet hesaplarında yüzde 30-40’lık paya sahip olunca, kapitalistlerin ucuz emek için ağzının suyu akıyor. Kapitalistler kadınları dikiş işine daha yatkın, uysal, kavga çıkarmayan, düzenli, titiz, uyumlu, istekli, sabırlı, ince fikirli, estetiğe önem veren tipte düşündükleri için bu sektörde esas olarak onları sömürüyorlar. Kadınlar esnek, sosyal güvencesiz, izin kullanmadan zor koşullar altında çalıştırılmaya genelde ses çıkarmıyor veya çok daha az çıkarıyor.

Evden çalışma yaygın, çünkü…

Zaten tekstile giren kadınlar kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmaktan ziyade aile geçimine katkıda bulunmak amacıyla işgücüne katılıyorlar ve bunu geçici bir süreliğine yapmak zorunda oldukları bir şey olarak gördükleri için her tür sömürüye ve köleliğe alabildiğine açık hale geliyorlar. Sektörde evde çalışma gibi karakteristik bazı özellikler de olunca işçilerin dezavantajı katlanıyor. Çünkü örneğin evde çalıştırma, kadınların sınıf bilinçlerinin oluşmaması ya da bir araya gelip hak arama mücadelesi verememeleridir. Kapitalistler de böylece hem sigorta, vergi gibi maliyetlerden kurtuluyor hem de çalışanların tüm haklarını elinden alabiliyor. 2 milyonu geçkin kayıtdışı çalışmanın da işin içine girmesiyle kapitalistler vergi vermeme, faturasız mal satma ve sigorta primi ödememe gibi uygulamalarla emek-gücünü yüzde 40-50 oranında daha ucuza sermayeye çevirebiliyorlar. En büyük tekstil sendikaları bu işçilerin arasında örgütlenme ve sınıf mücadelesi verme çabasından ”bu alanda örgütlenmek çok zor” gibi bahanelere sığınarak kaçıyor. O zaman da Karsaklar gibi nicelerine gün doğuyor.

Daha özgün ve çok yönlü yöntemler gerekir

Aslolan işçilerin sınıfsal çıkarları doğrultusunda söz, yetki, karar hakkına sahip olduğu mekanizmalar yaratmaktır. Ve çok çeşitli taktikler uygulamak gerek. Klasik fabrika tipi sendikal örgütlenmelerden mahalle kadınlarının semt örgütlenmesine uzanan, hatta yer yer ikincisine daha çok ağırlık veren bir taktik. Hatta tek başına sendika çerçevesiyle de yetinmemek, örneğin pahalılıkla veya kadın yoksulluğuyla mücadele adına da değişik platform ve çevreler kurma yoluyla kadın ağırlıklı sektörde hem sınıf bilinci gelişmiş hem de toplumsal hayatın pek çok alanında düzenle yüzleşme ve itiraz geliştirme potansiyelli kadın işçilerin birliği sağlanabilir. Tekstil işkolunda sendikal örgütlülüğün olduğu birçok fabrikada sendika üyesi olmayan taşeron işçileri, geçici işçileri, İŞKUR’lu işçileri ve daha başka statülerle bölünmüş işçileri acil çözüm bekleyen sorunları üzerinden yakalayan ve yan yana getiren, doğrudan o sorunu çözmeye yönelik daha spesifik örgütlenme girişimleri olabilir.

Sendikalizmin işçiyi ayrıştıran-bölen yaklaşımından çıkılan bir kapsayıcılık

En önemlisi ise sendikalizmin işçi hareketine getirdiği her işkolunun kendi bacağından asılması, birbirinden habersiz olması, birbiriyle gerçek hiçbir bağının olmaması, mesleki uzmanlaşmaya gidilmesi gibi işçileri bir sınıf olarak hareket etmekten alıkoyan parçalı ve son derece biçimsel yapının aşılmasıdır. Bir işkolundaki işçi başka işkollarındaki işçilere pratik bir çalışma dahilinde ulaşabilmeli ve sınıfın ortak davasına onları çağırabilmeli, örgütü ve işleyişi gösterebilmeli, programını ve sloganlarını tanıtabilmeli, onlarla görev paylaşımı yapabilmeli ve ortak sorunlara karşı birleşik bir sınıf olarak düşünüp eylemenin yolunu gösterebilmeli, arayabilmelidir.

Sendikalizmin sınıfa verdiği en büyük zararlardan biri buna olanak tanımaması, kolektif hareket imkanlarını sınırlamasıdır.

Sınıf ancak o zaman kendisi için sınıf olur

Sınıf içinde faaliyet yürüten sosyalist güçlerin bu konuda özel bir hassasiyet göstermesi, sınıfı ayrıştıran, katmanlaştıran söz konusu sendikalist yaklaşımları aşmayı esas alması zorunludur. İşçi sınıfı partisini yaratmak, sınıf içindeki çalışmayı tek biçimli ve giderek sendikalistleşen bir yaklaşımdan çıkarmaktan geçer. Bu yüzden sınıf içindeki varlığını sendikal örgütlenmeyle sınırlamamalı, ama sendikalı işçileri de sınıfın diğer bölükleriyle ilişkilendirecek ısrarlı bir faaliyet örmeyi esas almalıdır.

Basit bir ekonomik sorun gibi görünen ücret gasbı gibi bir sorunun ardındaki sınıfsal ve politik gerçekliği onlara işte ancak o zaman gösterebiliriz. Hepimizi köleleştiren sisteme ve onun siyasi ifadesi olan devlete karşı sonuç alıcı bir mücadele için işçi sınıfının kendi siyasetini tanıması ve siyasal önderliğini tüm sınıf ve kesimlere götürebilmesi zorunludur. Kalkış noktamız bu olmalıdır.

İhtiyacımız olan şey, hedefli vesileler yaratarak bir araya gelmek, sınıf kardeşlerimizi aydınlatmak, çıkışın yolu konusunda birlikte kafa yormaktır. Örgütlü bir güç haline gelmedikçe Karsak’ların köleleri olarak sürünmemizin kaçınılmaz olacağını onlara da göstermektir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar