Kaz Dağları katliamının dünü bugünü…

Kaz Dağları katliamının dünü bugünü…

Kaz Dağları bir zamanlar Alplerin ardından dünyanın en fazla oksijenine sahip ormanlarını barındırıyordu. Yıllar süren bu katliamın dünü ve bugünü tabiata insan eliyle rant uğruna verilen tahribatın acı tablosunu resmeder

Yusuf Ziya Özkorkmaz

Bir zamanlar -çok da eski olmayan bir zamanda- Kaz Dağları, Alplerin ardından dünyanın en fazla oksijenine sahip ormanlarını barındırıyordu. Yıllar süren bu katliamın dünü, bugünü; yöre halklarının sayısız mücadele girişimine rağmen, doğa katliamının durdurulamayışının hikayesini, tabiata insan eliyle rant uğruna, açgözlülükle verilen tahribatın acı tablosunu resmeder!

İnsan, kendine yaşam veren gezegeni ve tabiatı katleden tek canlı türüdür!

Kanadalı Alamos Gold isimli altın madeni şirketinin Kaz Dağları’nda, Doğu Biga Madencilik taşeronluğuyla süren altın avcılığı doğayı geri dönülmez bir yok oluşa sürüklüyor. 553 milyon TL yatırım yapıp devletten 856 milyon TL teşvik desteği de alan şirketin 4 milyar TL değerinde altın çıkarması karşılığında devlete yalnızca 160 milyon $ değerinde bir meblağ ödeyip geride katledilmiş tabiatı bırakıp çekip gitmesi bekleniyor. Onca madenci şirketten biri olan Alamos Gold şirketi; bugüne değin altın çıkarma hedefiyle 3 ayrı doğa katliamı projesini başlatmış, bunlar Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt projeleridir. 

Fakat talan süreci daha da eskiye dayanıyor. 2003 yılında Kazdağları’ndaki ormanın seyreltilmesi ve verimsiz ağaçların kesilmesi için bir ihale açılmış ve bu ihaleyi Sağlamlar A.Ş. kazanarak Çınarlıhan Mevkii’ndeki alanda mühendislerin işaretlediği ağaçların dışında 1080 damgasız ağacı da kestikleri bir yurttaşın ihbarı sonucunda ortaya çıkarılarak tespit edilmişti. Bunun üzerine 100 milyar TL ceza ödeyen firma orman kaçakçılığından sıyrılarak aktivitelerine devam edebilmişti.

2007 yılına gelindiğinde ise asırlık ağaçların arasına “altın var mı, yok mu” araştırmaları için sondajlar vurulmuştu. Sadece bu sondaj için bile ciddi oranda ağaç kıyımı gerçekleştirilmiş, bunun sonucunda Bin pınarlı İda’sında sulara çamur karışmaya başlamıştı bile. Yüzde 70’i Çanakkale, yüzde 30’u Balıkesir’de yer alan Kaz Dağları’nın Çanakkale’ye bağlı Bayramiç bölgesinde maden araması için 15 sondaj çalışması yapılmış, su kaynaklarından çamur akmaya başlaması üzerine yöre halkı harekete geçmişti. 

Küçükkuyu’da ise asırlık ardıçlar yok edilmişti. Bahçedere Köyü’nde yapılan çalışmalar için orman yolundan sondaj yapılacak yere 1000 metre uzunluğunda ve üç metre genişliğinde yol açılmış, altın arama çalışmalarını yürüten Global Madencilik yetkilileri “50 ağaç kestik sadece” açıklamaları yapmıştı. Ancak acı gerçek yüzlerce ağacın kesildiğiydi. Halkın tepkisi ve medyada eylemlerin yer bulmaya başlaması üzerine sondaj yapan firmalar ruhsatlarını göstererek devlet tarafından izinli arama çalışmaları yaptıklarını söylemişlerdi. Peki devletin o dönemki bakanlarının tutumu neydi: 

Dönemin enerji bakanı Hilmi Güler, Kanadalı Eldorado Gold firması yönetim kurulu başkanı Paul Wrigth’ın ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bir törende şu sözleri sarfetmişti:

Engellerle karşılaşsak da bunlara aldırmayarak, Türkiye’nin zenginliklerini ekonomiye kazandırmak için çalışmaları sürdüreceğiz. Türkiye’de 10 yılda 43 firmaya altın işletme ruhsatı verildi. 1985’ten bu yana yurtdışından 17 firma altın çıkarmak için geldi. Bizler bu sayının daha da artmasını istiyoruz.

Ağustos 2007’de Çanakkale’nin Çan ilçesine bağlı Etili Köyü’nde yürütülen altın arama çalışmaları sonucunda bölgedeki 23 köyün yararlandığı su zehirlenmişti. Yapılan incelemeler sonucunda suda yüksek oranda siyanür tespit edilmişti. Yıl 2007 olduğunda ruhsatlı altın madeni sayısı toplam 580 adete varmıştı.

Türkiye’de altın çıkarma adına doğa katliamı ise daha eskiye dayanıyor. Siyanür kullanılarak çıkarılan ilk altın madeni 2001 yılında Bergama Ovacık’ta çevrecilerin büyük tepkilerine rağmen açılmıştı. Doğa, ruhsatlı veya kaçak, ne şekilde olursa olsun bugünlere değin zehirleniyor, katlediliyordu.

Kaz Dağları’ndaki doğa talanı, 2008 yılında da sürdü. Çevreciler ve yöre halkları çeşitli miting ve protesto etkinlikleri düzenlediler. Mart 2008’de Kazdağları üzerindeki altın madenciliğine karşı 90 bin imza toplanmış ve bu imzalar Ankara’da 9 ayrı makama sunulmuştu. 

Ancak katliamlar devam etti… Sadece ağaçlar ve ormanlar değil, tabiatın tüm canlıları, suyumuz ve toprağımız da yok oluyordu. Kaz Dağları’ndaki alabalık, nesli çevre katliamı ve altıncıların suları zehirlemesi yüzünden tükenme tehlikesine girmişti.

Çok ilginç ki 2012 Eylül ayında Kaz Dağları’nda bir yangın patlak vermiş ve yüzlerce ağaç kül olmuştu. 2013 ilkbaharı geldiğindeyse Kaz Dağları’ndaki maden işletmelerinin talanı yetmiyormuş gibi bir de Rüzgar Enerji Santrali Dalak Suyu’na 3 km uzaklıkta kuruldu. Kayın ormanlarının bulunduğu bu bölge endemik bitki türü olan Kazdağı köknarının yayılış alanıydı ve bölge “gen koruma bölgesi” içerisinde yer alıyordu. Bölgedeki talan yabani birçok hayvanın da yok olmasına sebep oldu. 

2013 Kasım ayında köy halkları Ankara’da meclis önünde eylem yaptılar. Birçok yere yıllardır şikayette bulunduklarını ancak hiçbir sonuç alamadıklarını, aksine susmaları için köylülere iş vaadi yapıldığını dile getirdiler. 

Katliamlara doydular mı? HAYIR! YETMEDİ! 

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de Çırpılar Köyü4ne termik santral için iktidara yakınlığı ile tanınan Taşyapı şirketinin Taşzemin girişi ortaya çıktı. 

2014’ten günümüze değin de doğa katliamları durmaksızın devam etti. Yapılan hiçbir proje ile ilgili testler, hazırlık aşamaları, sondaj verileri ve analizler hakkında bilgi verilmemiş. Üretimin gerçekleştiği maden ile ilgili analiz, fiziksel, kimyasal, biyolojik özellikler, tenör ve cevher bileşimleri ile ilgili hiçbir veri paylaşılmamış. Projelerle ilgili olarak hiçbirinin etki alanının hava, su ve toprak açısından mevcut kirlilik yükü kaydedilmemiş. Tamamı orman ve tarım arazisi olan Demirtepe Projesi 16 milyon ton rezerv için bilim insanlarının “en vahşi yöntem” olarak tabir ettikleri siyanür yığın linç yöntemi ile çalışmaya açılmıştı. 

8 Ağustos 2016 tarihinde Kaz Dağları’nda çıkan yangını söndürmek üzere ise baraj suyu yerine madenin siyanürlü suyu kullanılarak tabiat ciddi oranda katledilmişti. Konuyu CHP milletvekili Mehmet Tüm, dönemin orman bakanı Veysel Eroğlu’na “Siyanürlü su, bilinçli olarak Kazdağları’nın doğasını yok etmek amaçlı mı kullanılmaktadır?” sorusu ile gündeme taşımıştı.

PEKİ DOĞA KATLİAMI DURDURULAMAZSA NE OLACAK? 

Kaz Dağları’nda 300 ton kadar altını toprağın altından çıkarmak için 1 trilyon toprak işlenecek ve 400 bin ton siyanür kullanılacak.

Altın madenciliğinin sonunda en az 2 milyon 580 bin dönüm orman, 10 milyondan fazla zeytin ağacı yok olacak.

Altın sömürgecileri bölgeyi terk ettiklerinde siyanür ve ağır metallere maruz kalan toprakta ot dahi bitmeyeceği gibi, su zehirlenecek; bölge köylerde tarım yapılamaz hale gelecek, çevresinde yaşayan vatandaşlar açısından zaman içinde ölümcül hastalıkların baş göstermesine sebep olacak.

Altın madenciliğinin sonucunda doğal yerleşik ve endemik türleri yok olacak.

Kazdağlarının ekosistemi geri dönülmez biçimde bozulacak.

Sadece ormanlar, toprak ve su değil; madencilik faaliyetleri sonucunda havadaki kirlilik de yüksek oranda artacak. 

Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik bileşiminin bozulması, doğadaki söz konusu tahribat, yenilenmesi ve iyileşmesi en güç doğa zehirlenmelerinden biridir. Özellikle ağır metaller (çinko, bakır, demir, mangan, molibden, kobalt, kurşun, kadmiyum, civa, krom…) toprağın kimyasal ve biyolojik yapısını bozar, bitkileri ve bu bitkilerden yararlanan hayvanlar ve insanları doğrudan zehirler.

Gelinen en son nokta itibariyle AKP’li Bülent Turan kesilen ağaç sayısının 195 bin değil, 13 bin olduğunu ve şimdiden 2 ayrı bölgede 14 bin fidan dikildiğini söyleyerek yöre halkları ile çevrecileri, madenci firmaları endişeye sevk etmekle suçladı. Ancak bugüne kadarki doğa katliamlarından ve siyanürün kalıcı zararından bihaber olacak ki, bilgi dışı açıklamasına tepkiler çığ gibi büyüdü. 

Velhasıl mesele siyaset üstü bir konudur! Doğa ne pahasına olursa olsun, küresel ısınmanın etkilerinin tüm dünyayı sardığı, her gün daha çok doğaya, temiz havaya ve suya muhtaç olduğumuz günümüzde, tabiatın toprağı, ağacı, hayvanı, nehirleriyle, madenciler ve doğayı zehirleyen tüm şirketler defedilene değin SAVUNULMALIDIR! 

Doğa katledildikten sonra mahkeme kararlarıyla zaferin bir manası yoktur! 10 yıl gibi bir sürede tüm altını çıkarıp çekip gitmeyi planlayan global maden şirketlerinin de tek güvendikleri şey, ağır işleyen mahkeme süreçleri ve dava dosyalarıdır! 

Tekrar tekrar hatırlayalım, hatırlatalım! İnsan, tabiat olmadan yaşayamaz. Küresel ısınma nedeniyle 2050 yılı geldiğinde dünyanın 4’te 3’ü susuzlukla mücadele ediyor olacak; ormanların yok olması, nehirlerin kuruması, toprağın zehirlenmesi ve soluduğumuz havanın kirlenmesi demek bu coğrafyanın insanı ve tabiatı paylaşan her canlı için geleceğin hiçbir şekilde olmaması demektir! 

Kaz Dağları’nda ve her yerde süren doğa katliamlarına DUR DE! 

Herkesin yapabileceği bir şeyler vardır, bir şeyler olmalıdır!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar