Kızıl Ordu’nun Auschwitz toplama kampını kurtarışı

Kızıl Ordu’nun Auschwitz toplama kampını kurtarışı

27 Ocak, 1940’da açılan Auschwitz-Birkenau kampının Sovyet Kızıl Ordusu tarafından faşistlerden kurtarılmasının yıldönümü.

YAŞANACAK DÜNYA

27 Ocak, 1940’ta açılan Auschwitz-Birkenau kampının Sovyet Kızıl Ordusu tarafından faşistlerden kurtarılmasının yıldönümü.

Bütün Nazi Kampları gibi kapının üstünde “Çalışmak özgürleştirir” yazan Auschwitz toplama kampı 14 Haziran 1940’ta açıldı. Açık kaldığı yıllar boyunca Nazi vahşetinin ve Yahudi soykırımının sembolü oldu. Alman işgali altındaki Avrupa’nın her yerinden toplanan, Yahudiler başta olmak üzere Çingeneler, Polonyalılar, Yugoslavlar, eşcinseller, çeşitli etnik, dini ve ulusal gruplara ait insanlar, Sovyet savaş esirleri, komünistler, sosyal demokratlar yük vagonlarında günlerce aç, susuz süren bir yolculuktan sonra Auschwitz ve hemen yakınındaki Birkenau ve Monowitz kamplarına getirildiler.

27 Ocak 1945’te Sovyet Kızıl Ordu’su  kampı kurtardığında sadece 7 bin kişi hayatta kalabilmişti. 1940-1945 yılları arasında Auschwitz ve Birkenau kamplarında faşist Nazi rejiminin en vahşi suçları işlendi. Yaşlılar, çocuklar ve ağır işlerde çalışamayacağı düşünülen kurbanlar gaz odalarında Zyklon B gazı verilerek öldürüldü. On binlerce kişi  krematoryum denilen ocaklarda yakıldı.

Kızıl Ordu önlerine çıkan Nazi birlikleri ile çarpışa çarpışa, Hitler’in ölüm kampı Auschwitz’e kadar gelmişti. Harekatı Kızıl Ordu Generali Krasavin yönetti. 27 Ocak 1945’te kampı ele geçiren birliğin başında Anatoly Shapiro vardı. Auschwitz’in kapılarını açan Kızıl Ordu komutanı olarak bilinen  Anatoly Shapiro  Ukraynalı bir Yahudi ve tabur komutanıydı. Binbaşı Shapiro ölmeden kısa bir süre önce 2005 yılında kampa girişlerini New York Daily News’a anlatmıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşılan o günlerde, günümüzde Polonya sınırları içinde kalan ölüm kampına ulaşan Kızıl Ordu komutanlarından Shapiro 32 yaşındaydı.

Tabur komutanının anlatımı

Shapiro “Bu kampın varlığından haberdar değildik” diyor ve “Komutanımız bize hiçbir şey söylememişti. 27 Ocak 1945’te, şafak vaktinde kampa girdik. Çizgili giysiler içinde dikilen insanlar gördük. İnsan gibi görünmüyorlardı” diye ekliyor.

Shapiro o gün yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

Korkunç görünüyorlardı. Sadece kemik, sadece iskelet. Onlara Rus Ordusu’nun onları özgürlüğüne kavuşturduğunu söylediğimizde, tepki dahi vermediler çünkü kafalarını çevirip konuşacak durumda dahi değillerdi. Ayakkabıları ya da botları yoktu. Ayakları eski kumaşlara sarılmıştı. Ocak ayıydı ve kar eriyordu. Nasıl hayatta kaldıklarını hayal dahi edemiyorum.

Çocukların ve kadınların barakaları

Yaklaştığım ilk barakaların üzerinde kadınlar için olduğu yazıyordu. İçeri girdik ve korkunç bir manzara ile karşılaştık. Çıplak ölü kadınlar girişte yerde yatıyordu. Giysileri hala hayatta olanlar tarafından çıkarılmıştı. Etrafta kan ve insan dışkısı vardı. Öyle bir koku vardı ki, orada beş dakika bile durmanız mümkün değildi. Askerlerim dayanamadı ve bana gitmemiz için yalvardılar. Ama tamamlamamız gereken bir görev vardı.

Shapiro Daily News gazetesine, çocukların kaldığı barakalarda da durumun benzer olduğunu anlatıyor:

Son barakada, sadece iki çocuk hayattaydı ve bağırmaya başladılar: ‘Biz Yahudi değiliz, biz Yahudi değiliz.’ Alınıp gaz odalarına götürüleceklerinden korkuyorlardı. Sağlık görevlilerimiz onları yıkamak ve beslemek için barakalardan çıkardı.

Yemek yediği için ölenler

Shapiro kamptaki esirlere yardım etmenin her zaman o kadar da kolay olmadığını söylüyor:

Hemen mutfakları açtık ve hafif yiyecekler pişirmeye başladık. Ama yemeği yiyen bazı insanlar öldü çünkü mideleri normal şekilde çalışamıyordu. Hepimiz çok öfkeliydik – Almanlara duyulan öfke muazzamdı ve askerler hepsini öldürmek istiyordu. Ama Almanların tamamının faşist olmadığını ve Nazilerin işlediği korkunç (suçlardan) hepsinin sorumlu olmadığını anlatmamız gerekiyordu.

Kanıtlar saklandı

Shapiro Almanların çoktan tıbbi deneylere dair her şeyi, hastanelerde yatan ve denek olarak kullanılan insanlar da dahil yok ettiklerini anlatıyor:

18 Ocak’ta Almanlar bulabildikleri herkesi toplamış – istihbarat birimlerimiz 10 bin kişi olduğunu tahmin ediyor – ve aç, çıplak bir şekilde başka bir kampa yürütmüşler. Hiçbiri kurtulamamış, hepsi yolda ölmüş.

O fırınları ve ölüm makinelerini gördüm. Rüzgarda savrulan külleri gördüm.

 

Eğer bir sonraki nesil için bir mesaj vereceksem, benim neslime olanların tekrarlanmasına izin vermemeleri.

 

Yalnızca Auschwitz’te gaz odalarında ya da açlık, hastalık ve aşırı çalışma nedeniyle 1,5 milyon kişinin öldüğü düşünülüyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar