Komün kadınları (I): Kalabalık titredi ama yerinden oynamadı

Komün kadınları (I): Kalabalık titredi ama yerinden oynamadı

Kadınları katılmadığı bir devrim hareketi düşünülemez. Tüm toplumsal hareketler kadınların vazgeçilmez varlığı ile renklenir, güçlenir. Kadınlar kavgaya atıldıkları zaman öyle gözü kara ve geriye bakmaz olurlar ki nice erkek, onların bu yiğitliklerinden etkilenerek ileri fırlar. Tıpkı Paris Komünü’nde olduğu gibi…

Tarihçiler yalnızca Komün’ün gelecek kuşaklar için anlamını inşa etmekle kalmamış, aynı zamanda tıpkı taraftarları ya da muhalifleri gibi onu yargılamış ve lehte ya da aleyhte propagandasını yapmışlardır.

Komün denilen tarihsel olayı incelediğimizde, kültürel bir pratik olarak devrimci kadın biçiminde kişileştirme ve tanımlamanın, burjuva erkeklerinin kadın komünarlar gibi asi kadınlara karşı duyduğu büyülenmişlik hissi ile birleşerek güçlü, son derece rahatsız edici (ve düşsel) petroleuse yalnız tehlikeli, denetlenemez kadını değil, tümüyle altüst olmuş bir dünyayı temsil eder olduğunu görürüz.

Binlerce Parisli, barikatların savunmasında ve Paris’in ölüm tarlaları olan Parc Monceau, Luxemburg Bahçesi, askeri Okul ve Pere-Lachaise Mezarlığı’nda öldü. Makineli tüfekler katliamın hızla ve kolaylıkla gerçekleştirilmesini sağlıyordu, yine de kurbanlar her zaman çabucak ölmüyordu. Yetişkin erkeklerin yanı sıra kadınlar ve çocuklar da bu kestirmeden “adalet” ile tanıştı.

Fransız askerleri, yabancı bir düşmanla çarpıştıktan ve onlara yenildikten sonra silahlarını kendi ülkelerinin halkına, özellikle de Prusyalılara karşı en uzun süre direnenlere doğrultmaya istekli değillerdi

Kentteki askerler genç ve deneyimsizdiler ve Paris’in işçileri ile birlikte yaşamış, onlarla arkadaş olmuşlardı. Bu durum, komutanlarının en baştan beri bildikleri gibi, emir komuta zincirinden ayrılmaları olasılığını daha da artırıyordu. Hükümetin yarım yamalak organize ettiği manevra daha başından yenilgiye mahkumdu.

La verite sur la Commune‘ün yazarı “Çekin silahları! Hadi durmayın! Topları istiyoruz! Toplar bizimdir!” diye haykıranların özellikle kadınlar olduğunu belirtmiştir.

Kadınların haraketleri arada sırada askerlerdense Ulusal Muhafız Birliği’ne yönelmekteydi. Başlangıçta silahları korumakla görevli muhafızların başarısızlığından yakınan bir kadın şöyle demişti: “Eğer korumak için silahlar bize [yani kadınlara] bırakılmış olsaydı, bu kadar kolay ele geçirilmezlerdi.”

Kadınlar eyleme ses verdiler. Başkahramanları yüreklendirdiler ve gerçekleşecek trajediyi kışkırttılar; kısaca günün olaylarını yönettiler ve anlattılar.

Kadınlar erkeklere sorumluluklarını anımsattıklarında ve erkekler diğer erkekleri eleştirdiklerinde ya da birbirleriyle dayanışma gösterdiklerinde toplumsal cinsiyet normlarına uygun biçimde davranıyorlardı… Askerlere hakaret eden, kurt gibi uluyan ve silahları erkeklerden daha iyi koruyacaklarını iddia eden kadınlar kendi toplumsal cinsiyet kalıplarına aykırı davranış gösteriyorlardı, tıpkı halka ateş etmeyeceğini sızlanarak söyleyen erkekler gibi.

Kenar mahalleler uyanıyor, sabah dükkanları açılıyor. Önce kadınlar kalkışıyor, devrim günlerindeki gibi. Kuşatmanın sertleştirdiği, sefalet payları iki kadına çıkmış 18 Mart kadınları erkekleri beklemiyor. Makineli tüfeklerin etrafını sarıyor ve “Bu utanç verici, ne yapıyorsunuz orada” diyerek görevli erkekleri sorguluyorlar. Askerler suskun… Aniden silahlara çağrı duyuluyor. Ulusal muhafızlar iki tambur keşfettiler.” (Lissagaray)

Ya Montmantre’da? Önce kadınlar sokağa çıktı; düzenli dağıtımı yeniden başlayan sütü almak için erkenden kalkmaya alışkındılar. Erkeklerden önce davrandılar. Saçları darmadağın, sabahlıklar içinde ve ilk başlarda afallamış olarak dışarı çıktılar. Çocuklar onlara izledi. Ve hepsi birlikte, kadınların hükmettiği bir insan deniziydi.” (Henri Lefebvre)

Komünar kadınlar önemli ölçüde korku uyandırdı. Burjuvazinin mülkünü ve gücünü çalmak isteyen kıskanç ve intikamcı proleterler olarak görülen işçi sınıfı Ulusal Muhafız Birliği ve Komün süresince göreve seçilen erkekler yeterince tehlikeliydi. Ama kadınlar toplumsal düzene karşı daha büyük tehdit oluşturuyordu. Erkeklerin davranışları ahlaki sınırları aşmıştı ama kadınlarınki toplumsal cinsiyet sınırlarını da aşmıştı ve bu nedenle daha endişe vericiydi.

Onlar için (Thiers hükümeti -nba) çatışma Paris’in özerkliğiyle ilgili değildi, kimin -hangi sınıfın- Fransa’yı yöneteceğiyle ilgiliydi. Asiler işçiyse, isyan yalnızca bir sınıf savaşı olabilirdi.

Öldürmenin erkeklere, yas tutmanın kadınlara yüklenişi, genel olarak erkeklerin güçlü, kadınların zayıf; erkeklerin bağımsız, kadınlar bağımlı; erkeklerin koruyucu, kadınların korunan olarak görülmesindendi. Anneler çocuklarını barış zamanında koruyabilirlerdi (en azından bunu deneyebilirlerdi) ama onları savaş zamanlarında yalnızca erkekler koruyabilirdi.

[Komün’ün asi kadınları, Gay L. Gullickson ]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar