Komün kadınları (II): “Korkak değilseniz öldürün beni!”

Komün kadınları (II): “Korkak değilseniz öldürün beni!”

“Kadınların ‘artık yeter’ dediği gün eski dünyaya iyi bakın. Bu kadınlar gevşemeyecek. Kuvvet içlerinde barınıyor, daha yorgun düşmediler… şimdiye kadar olanlardan bıkmış kadınlar ayağa kalktıklarında onlara iyi bakın. O gün, bu [dünya] sona erecek ve yenisi başlayacak.”

Versay ile savaş sürdükçe, Nisan başındaki anlık gösteriler yerini ciddi örgütlenmelere bıraktı. 11-12 Nisan’da Paris gazetelerinde yeni bir “Paris’in Kadın Yurttaşlarına Çağrı” yayımlandı… Bu çağrı, kadınları harekete geçirme girişimindeki 4 Nisan çağrısından belirgin biçimde daha öteye gitmişti. Kadınları, savaşta erkek soydaşlarına katılmaya, “erkek kardeşlerimizi savunmaya ve intikamlarını almaya” çağırıyordu. Nasıl bir biçim alırsa alsın silahlı direniş, şehitlikten daha çok arzu ediliyordu: “Tüfeklerin ve süngülerin tümü erkek kardeşlerimizce kullanılıyor olsa bile, hainleri ezecek kaldırım taşları yine de vardır.”

(Felix Belly] Belly’nin kadınlar üzerine görüşlerinin kökü, Belly onlara alışılmadık bir biçimde birleştirse de, dönemin toplumsal cinsiyet kavramlarındaydı. O, kadınların “örnek askerler” olabileceğine inanıyordu; erkeklerle benzerlikleri olduğu için değil, farklılıkları olduğu için.

Gizlenerek ya da kentten kaçmaya çalışarak Ulusal Muhafız Birliği’ndeki görevinden kaytaran erkekler kıyasıya eleştiriliyordu. Reuilly Sokağı’ndaki Saint-Eloi’da, Catherine Rogissart, “Versay katilleri”ne karşı savaşmayı reddeden “korkaklar ve uyuşuklar”ı “ciğerlerini sökmek”le tehdit etmişti. İki gün sonra, aynı dernekte başka bir kadın komünar, kocaları savaşmayı reddederse onları vurmayı kadınlara öğütledi.

Siyasi derneklere giden kadınlar, öncelikle işçi sınıfındandı. Örgütsel ya da önderlik rolleri olanlar, Komün’ün erkek önderlerinin de yaptığı gibi kızıl eşarp takarlardı.

Komün’e karşı çıkan muhafazakarlar için en rahatsız edici kadınlar, Komün’ün konuşmacıları ve savaşçılarıydı; çünkü cantiniere ve ambulanciere’lerin (kantinci ve sağlıkçı- nba) tersine görünüşte bile, etkinliklerini gizleyecek geleneksel kadın rolüne bürünmemişlerdi.

Edilgenden çok saldırgan, çaresizden çok kendine yeten, arabulucudan çok savaşçı, erkeklere destekleyici olmaktan çok eleştirel, çekingenden çok özgüvenli, bağımlıdan çok bağımsız ve kesinlikle kırılganlıktan uzak görülen bu kadınlar; böylesi özellikleri kültürelden çok doğal olarak tanımlayan bir kültürde normallik ve kadınlık üzerine sorular ortaya attılar.

Kadın Yurttaşlar Grubu kadınlara, yaralılara bakmamaları, bunun yerine savaşmaya ve ölmeye hazırlanmaları çağrısında bulunmuştu. İntikam istiyorlardı, uzlaşma değil; zafer istiyorlardı, barış değil!

Kadınların ‘artık yeter’ dediği gün eski dünyaya iyi bakın. Bu kadınlar gevşemeyecek. Kuvvet içlerinde barınıyor, daha yorgun düşmediler… şimdiye kadar olanlardan bıkmış kadınlar ayağa kalktıklarında onlara iyi bakın. O gün, bu [dünya] sona erecek ve yenisi başlayacak.”

Komünarların “teslim olmanın yalnızca ülkülerin ölümü değil, gerçek anlamda ölüm anlamına geldiği” bilgisiyle birleşen, Versay’ın, devrim tasarlayabilecek gelecek kuşaklara açık bir mesaj gönderme arzusu, kaybedildikten uzun süre sonra bile Paris için yapılan savaşı sürdürmüştü.

Çoğu, kadınların ele geçirilmeden hem önce hem sonraki tutum ve davranışlarını erkek yoldaşlarınınkilerle karşılaştırmıştı. Goncourt, tutuklu kadınlardan hiçbirinin erkeklerle aynı “kayıtsız teslimiyet” içinde olmadığını fark etmişti: “Yüzlerinden öfke ve gizli alay okunuyor”.

Birçok kişi yangınları fahişelere yükledi. New York Herald 28 Mayıs’ta süslü sözlerle yangınları çıkaran “Paris’in hafifmeşrep kadınlarını, bayağı ve uçarı yaratıklarını, toplumun en dışlanmışlarını, utanma nedir bilmeyenleri, duygusuzları, yuvasızları, arkadaşı olmayanları, ilgi isteyen yavruları olmayanları” yazmıştı.

Erkekler nezaketi unuttu kadınlar cinsiyetlerini, çocuklar masumiyetlerini”

Erkeklerin eylemlerinde benzer bir öz yitimine işaret edilmemişti. Erkekler suç işlemiş olabilirlerdi. Nazik olmayı unutup tutsakları böcek gibi vurmuş olabilirlerdi ama erkekliklerine son vermemişler, cinsiyetlerini unutmamışlar ve özsel doğalarına karşı gelmemişlerdi. Çoğu 19. yüzyıl gözlemcisi için erkeklerin suçları erkekliğin suçlarıyken kadınların suçları dişiliğe karşı suçlardı, dişiliğin suçları değil.

Komün, petroleuse’de asi kadının güçlü ve kendine özgü temsilini elde etmişti… Antik Yunan’ın Amazonlarından Jeanne d’Arc’a kadar; asi kadınların tersine petroleuse, erkeklerle kazanmaları beklenen kendi alanlarında savaşmamıştı çünkü en güçlü, en azılı kadın bile sonuçta yine de bir kadındı ve ölümden korktuğuna inanılırdı.

Kadınlar yargılanıyor

Mahkemelerin üç amacı vardı: Komünarları cezalandırmak, Komün’ü ve ilkelerini itibarsızlaştırmak ve gelecekte aynısını tasarlayabilecek olanlara toplumsal devrimin bedelini göstermek.

Erkeklerin siyasi görüşlerinin, sınıf çıkarlarının ve öz çıkarlarının yanında şiddet uygulayacak gücü olması da beklenen bir şeydi. Erkekler için devrim kınanması gereken bir şeydi ve erkekler bu yüzden cezalandırılabilirlerdi, ama bu durum açıklanabilirdi de; katınlar için ise devrim, hem kınanması gereken hem de açıklanamaz bir şeydi.

Sarcey gibi Marnard da erkeğin değil kadının doğasına kafayı takmıştı. İş yaşamının ve siyasetin erkekler üzerindeki etkileri onu hiç ilgilendirmiyordu çünkü bunlar erkeklerin doğal etkinlikleriydi. Uygunsuz ve doğaya aykırı olan şey; erkeklerin erkek olması değil, kadınların erkekler gibi olmasıydı.

Erkeklerin siyasetle doğal olarak ilgilendikleri düşünülürdü. Komün’e önderlik edenler ve katılanlar, yanlış siyasi seçimler yapmışlardır diye görülürdü; bunun için cezalandırılmaları gerekirdi ama herkes, halk arenasında hareket etmenin erkeklerin temel hakkı olduğunda hemfikirdi. Öte yandan kadınlara yakışan yer evleri, çocuklarının yanıydı. Savcı Jouenne’in belirttiği gibi “meşru kadın sevgimizin, saygımızın öznesi[dir]; kendisini tamamıyla ailenin bakımına adadığında onun kılavuzu ve koruyucusu olur.

Louise Michel

Siyahlar giyinmiş, suçlayıcılarının önünde tek başına ayakta duruyordu. Dış görünüşünün sertliğini hafifletecek ne mor ve yeşil kurdeleleri vardı. Hoş görülme ya da bağışlanma için dolaylı ya da dolaysız hiçbir talepte bulunmayacak yanlışlıkla tutuklandığını ya da yanlışlıkla suçlandığını öne sürmeyecekti. O bir devrimciydi ve kendini öyle sunacaktı. Eylemlerinin ve, doğrusu, kundakçılık gibi yapmadığı şeylerin de sorumluluğunu kabul etti. Hiçbir suç ortağı olmadığını açıkladı. Tek başına “Versaylılara karşı alevden bir duvarla savaşmak” istemişti ama yangın çıkarması pek olası değildi.

Başkan Thiers’i öldürmek istediğini ve Theophile Ferre’nin onu durdurduğunu kaul etmişti… Generaller halkın üzerine ateş etmek istediğinde Montmartre’de olsaydı söylediği gibi, “böyle emirler veren insanları vurmaya çekinmeyecekti” ama yine de, tutsak alındıktan sonra vurulmamaları gerektiğine inanıyordu. Tutsakları vurmak “alçakça bir eylem”di. Kadın erkek, neredeye herkesin tersine hiçbir suçlama için masumiyet iddia etmemiş ya da hafifletici nedenler öne sürmemişti.

Komün toplumsal bir devrim gerçekleştirmek istemişti ve toplumsal devrim onun “en içten dileği”ydi. Michel, “Komün’ün kurucularından biri olarak seçilme onuruna erişmişti” ve kimsenin bundan kuşkusu yoktu.

Yargıçlara şunları söylemişti: “Sizden istediğim, devrimci erkek kardeşlerimizin çok düştüğü Satory toprağıdır. Toplumdan kesilip atılmalıyım. Size bu söylenmişti. Savcı da haklıdır… Yaşamama izin verirseniz intikam için haykırmaktan kendimi alıkoymayacağım ve erkek kardeşlerimimin intikamı için [Ferre ve diğer 22 kişinin cezalarını hafifletmeyen] Af Komisyonu’ndaki katilleri ihbar edeceğim… Korkak değilseniz öldürün beni.”

[Komün’ün asi kadınları, Gay L. Gullickson]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar