Korona Günlerinde Teori ve Siyaset- 5

Korona Günlerinde Teori ve Siyaset- 5

Her şey onlarca yıl öncesinden bu kadar ayrıntılı planlanmış şimdi de aynen o planlara göre olup bitiyor, bizlerse tarihin akışına müdahale edip işlerin seyrini değiştirebileceğimiz hayali peşinde koşuyoruz hâlâ. Olacak şey mi?!!

Komplo teorileri-2

H. Selim Açan

Biz solcular burnumuzun ucunu göremezken…

Bugünlerde yıllar öncesinden planlanmış bir tarihi yaşadığımıza inanan Mustafa Peköz, baştan böyle peşin hükümle hareket ettiği için tezine dayanak yaptığı kanıtların gerçekte ne anlama gelip hangi yönde nasıl kullanmak gerektiğini de göremiyor.

Amerikalı yazarlar Browne ve Harrison’un 2005’te kaleme aldıkları Kehanetler kitabı belli ki kurgusal fütürist bir roman ya da çok satması amacıyla basitleştirilmiş bir bilim kurgumsu. Tür olarak her ne ise orada dile getirilen kehanetlerden birinin bugün yaşanıyor olması, bugün yaşadıklarımızın yıllar öncesinden planlanıp bugün uygulamaya konulduklarının “kanıtı” olmaktan çok yazarların yaptıkları işi ciddiye alıp muhtemelen konunun uzmanı kaynaklardan derledikleri bilgileri kullanarak isabetli bir kehanette bulunduklarını niye göstermesin?

Bu tür yazılar ‘fal açmak’ gibidir. 100 şey iddia edilir, kazara biri tutar. Sazanlar da diğerlerinin nasıl fos çıktığını unutup bunun üzerine atlarlar. Düşünme tembelliğinden kaynaklanan bu sığlığı çoluk-çocuk ya da ‘sokaktaki insan’ sergilese anlar ve hoş görürsünüz. Lakin kendilerini “Marksist” olarak niteleyip tarihin oluşumu sırasında ‘bilinçsiz yığınlara’ yol gösterme iddiasındaki solcularda karşılaştığınız zaman neresinden tutup ne diyeceğinizi şaşırır kalırsınız.

Bir işi yapmaya soyunurken ‘Derslerine iyi çalışmış’ olmanın da örneği sayabileceğimiz bu yazarlar bir yana, bugünlerin yıllar önceden planlandığına kanıt olarak gösterilen Almanların 2012 tarihli Rapor’undan çıkarmamız gereken sonuç, almamız gereken ders çok daha farklı ve net kanımca: Topluma yol gösterip öncülük yapma iddiasıyla ortalıkta boy gösteren solcuların, keskin devrimcilerin, her şeyi bilen Marksistlerin vs. çoğu burunlarının ucunu bile görmekten aciz bir tutuculuk ve düşünce tembelliğinden muzdaripken sınıf düşmanımız burjuvazi olasılık hesaplamaları kapsamında muhtemel gelişmeleri yıllar öncesinden neredeyse milimi milimine öngörebilecek bir yaklaşım ve vizyonla hareket ediyor. Söylemeye gerek yok ki, tarihin akışına kendi bencil çıkarları doğrultusunda etkide bulunmak amacıyla. Hatta o akışı elinden geldiğince yönlendirmek hedefini güderek.

Burjuvazi ve emperyalizmin elindeki olanaklar ve uzmanlar ordusu yok bizlerin elinde elbette. Ama bizler de diyalektik yöntem gibi yönteme, Marksizm gibi bir öğretiye sahibiz. Her şeyi sınıf düşmanlarımız kadar önceden ve onlar kadar isabetli öngöremeyiz belki ama koşullardaki değişmeleri zamanında sezip iyi kötü çözümleyerek en azından yakın gelecekte karşılaşabileceğimiz olasılıklara dair bir fikir edinmeyi de beceremez miyiz?.. Kendimizi, temsil ettiğimizi ve öncüsü olduğumuzu iddia ettiğimiz sınıfımızı, emekçi kitleleri tehlikeler konusunda uyarıp fırsatları değerlendirebilecek şekilde mevzilendirebilmemiz en başta buna bağlı değil mi?..

Gözünü ufka dikip tarihin oluşumuna o yönde etki etmeyi amaçlayan bir gelecek perspektifiyle hareket mantığı, buna göre şekillenmiş bir siyaset tarzı ve alışkanlıkları maalesef hâlâ çok zayıf Türkiye sol ve devrimci hareketinde. Gelecekten çok geçmişte eşelenmeyi sevenle dolu ortalık. Geleni görmekte ne kadar zayıfsa geçmişte kalan üzerine lâf yarıştırıp teori üretmekte üstüne yok. Ondan sonra da herkesin dilinde “Sol neden bu halde” sorusu…

Yığınların can derdine düştüğü bu panik günlerinde Chomsky’nin işaret ettiği şu “sıradan” bağlantıyı ‘sokaktaki adamın’ aklına düşürüp yaşanan süreci onun da bu yönlerden sorgulamasını sağlamaya çalışmak mı daha devrimci yoksa “Bizim yapabileceğimiz bir şey kalmamış zaten abi, baksana adamlar her şeyi en ince ayrıntılarına kadar yıllar öncesinden planlamış” teslimiyetçiliğine kan taşıyacak komplo teorilerini kabul ettirmek için çırpınmak ya da “istisna halinin normalleşerek salgın sonrasında da kalıcılaşması” korkusunun teorisini yapmak mı?:

“SARS’ın değişik haliyle yeni bir virüs salgını” olasılığının çok önceden bilindiğini, kimi önlemlerin daha o zamanlar alınabileceğini belirten Chomsky sonra sözü büyük ilaç şirketlerine getiriyor ve diyor ki, “onlar için yeni vücut kremi yapmak, insanları nihai bir yıkımdan kurtaracak bir aşı bulmaktan daha kazançlıydı.

Kaderimiz çoktan çizilmiş meğer

Kulağına bu komplo teorisi çalınan herkesin merak ettiği “Peki amaç ve hedef nedir? Ne yapılmak isteniyor?” sorusunu Peköz de soruyor. İhtiyatı yine de elden bırakmadığı izlenimi yaratan “Bu sorulara kesin yanıtlar vermek oldukça zor görünüyor” cümlesinden sonra konuya giriyor: “… Ancak hiçbir şeyin sıradan, masum ve kendi halinde gelişen bir süreç olmadığının altını çizmek gerekir. Daha önce geliştirilmiş öngörüler doğrultusunda koronavirüs pandemisi karşısında izlenen politikaların küresel dünya sisteminin yeniden organize edilmesini hedefleyen çok kapsamlı bir stratejinin ilk parçası olduğuna dair ciddi kuşkular besleyebiliriz. Belki de dünya kapitalist sisteminin bundan sonra başka bir yola evrilmesinin ilk hamlesi ile karşı karşıyayız” (agy, abç)

Bu girişin arkasından insanlığı nasıl bir geleceğin beklediğine dair öyle kesin cümleler kuruyor, öyle detaylı bir tablo çiziyor ki, konuya girerken kullandığı “belki”ler anlamını yitiriyor, koyduğu ihtiyat payları sıfırlanıyor.

Örneğin, “Koronavirüs Çin’de ortaya çıktı ancak Doğu Asya’nın tamamında kısa sürede kontrol altına alındı. Kontrolsüz bir şekilde Avrupa’ya doğru yayılması virüsün etki alanının esasen Batı yani Avrupa ve ABD olduğunu gösteriyor. Yani çıkış yeri bakımından Asyatik ama yayıldığı yer bakımından Batılı” (agy) dedikten sonra soruyor: “Peki, bu bir tesadüf müdür?”. Yanıt hazır ve kesin: “Elbette ki değil”.

Peki bu nasıl bir hesap ya da planın sonucuymuş?

Koronavirüsün Çin’den ortaya çıkıp Asya ülkelerine yani Güney Kore, Japonya, Malezya, Endonezya hatta Rusya’dan yayılması ama kısa sürede bu ülkelerin tamamında önemli oranda denetim altına alınmasının biçim ve yöntemi oldukça dikkat çekiciydi.

Özellikle Çin çok katı kurallar uygulayarak, idari tedbirleri en üst düzeyde merkezileştirerek uyguladı. Toplum da bu kurallara büyük bir oranda riayet etti. Aynı şekilde Güney Kore, Japonya, Malezya, Endonezya gibi ülkelerde de kontrol hızlı bir şekilde sağlandı. Bu, Asyatik toplumların tarihsel toplumsal kültürel değerleri ve yaşam tarzları ile ilişkilidir. Asyatik toplumların devlet-toplum-aile-birey ilişkisinde devletin mutlak otoritesi ön plana çıkar. Buna paralel olarak toplumun tarihsel-kültürel değerleri önemli bir oranda gündelik yaşamda hissedilir.

Burada verilen esas mesaj, bireysel özgürlüklerin, toplumun kendi çıkarları için sınırlandırılabileceği algısının neredeyse bir genel kabule dönüşmesidir. Asya devletlerinde gösterilen bu başarıya karşılık koronavirüsün Avrupa’da hızla yayılması ve binlerce insanın ölümüne yol açmasının önemli gerekçelerinden biri ‘Devletin katı kuralları uygulayamaması ve bireysel özgürlüklerin sınırlandırılamaması’ olarak yansıtılıyor. Böylelikle toplum, bireysel özgürlük alanlarının korunmasıyla, devletin gerektiğinde katı bir şekilde uygulayacağı kurallar dizisi arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor.”(agy, abç)

Neredeyse 10 yıl önce yapılan planlamadaki ‘ince işçiliği ve şeytaniliği’ görüyor musunuz: Adamların salgını Çin’den başlatıp sonra Avrupa’ya sıçratmaları bile bir hesabın sonucu (?!!) Her şey onlarca yıl öncesinden bu kadar ayrıntılı planlanmış şimdi de aynen o planlara göre olup bitiyor, biz komünistlerin yanı sıra bilumum devrimciler, halkçılar, ilerici sosyal demokratlar, çevreciler, feministler, dünya proletaryası, ezilen halklar tarihin akışına müdahale edip işlerin seyrini değiştirebileceğimiz hayali peşinde koşuyoruz hâlâ. Olacak şey mi?!!

Lakin ‘Komploları çözme uzmanı’ Peköz her şeyin farkında. O çoktaaan çözmüş işi (!!!):

Koronavirüse karşı verilen mücadelenin Çin’de ‘başarılı’ tersine Avrupa’da ‘başarısız’ gösterilmesi esasen ‘otoriter sistemlerin ve devletlerin katı uygulamalarının mutlak bir şekilde yaşama geçirilmesi’ olarak karşımıza çıkıyor. Burada temel amaç toplumun özgürlük alanını belirleyen değer yargılarında niteliksel bir değişim sağlamaktır. Bugün dünyanın bütününde yaşadığımız şu: Koronavirüs nedeniyle ülkeler, şehirler, mahalleler, sokaklar ve hatta evler bir hapishane haline geldi ya da getirildi. Bunu sadece bir geçici ‘koruma’ tedbiri olarak değerlendiremeyiz. Bu pratik yönelim esasen önümüzdeki süreçlerde küresel dünya sisteminin kendisini reorganize ederken uygulayacağı katı/sert politikaların toplum tarafından şimdiden kabullenilmesini sağlamaya yönelik stratejilerin ilk adımları olarak görülmelidir”. (agy, abç)

Hoşgeldin arka yoldan dolanıp aynı noktaya gelen ikinci Agamben!!!

Bilseniz daha neler bekliyor bizi?..

Gençler bilmezler. 1970’li yıllarda Kadıköy-Karaköy arasında çalışan vapurlarda bir Burhan Pazarlama vardı. Geçenlerde öldüğünü yazdı haber siteleri. Çin mallarının ortalığı henüz bu kadar istila etmediği o günlerde muhtemelen Çin malı çok ilginç şeyler satardı. O satışın ana ürününü gösterip reklamını yaptıktan sonra “Bitmediii! Yanında bir de şu var….” diyerek bir sürü eşantiyon eklerdi.

Mustafa Peköz’ün 29 mart tarihli yazısı da o hesap. Tam 2012 tarihli bir Rapor hatta 2005’te yazılan bir kitaptan yola çıkarak bugün yaşadıklarımızın nasıl yıllar önce hazırlanmış ayrıntılı bir planın sonucu olduğunu uzun uzun anlatıp kurulmasına yıllar önce karar verilen bu ‘yeni dünya düzeninin’ arkasındaki isim olarak Soros’un yerini aldığı anlaşılan Bill Gates’in rolünü de sergiledikten sonra tam siz “Vay be! İşin içyüzü demek böyleymiş” demeye hazırlanırken o size “Daha bitmedi…” diye sesleniyor. “Kardeşim, sen virüsün neden Çin’den çıkıp nasıl bir yol haritası izleyeceğini bile uzun uzun anlattın. Anlatmadığın daha ne kaldı?” demeye hazırlanırken o sizi “Plan çok daha kapsamlı ve derin” diye uyarmayı sürdürüyor:

“… Plan çok daha kapsamlı ve derin. Bugün hepimiz kendimizi korumaya odaklanmış bulunuyoruz. Bu nedenle koronavirüs üzerinde planlanan stratejiyle pek ilgilenecek durumda olamasak da bir süre sonra çok daha derinden hissedeceğimiz bir süreçle karşı karşıya kalacağız.” (agy, abç).

Çünkü “… daha üst düzeyde örgütlenen yeni bir küresel dünya sisteminin yaratılmasının ilk adımları atılıyor(muş). Küresel düzeyde, bütün devletleri etkisine alan, uluslararası dengeleri yeniden oluşturan bir üst mekanizmanın oluşturulmasının adımları koronavirüs ile atılmaya başla(mış). Bu süreç çok sancılı ve sert olacak gibi görünüyor(muş).

Birileri tarafından yıllar önce inceden inceye planlanıp yazılmış olan kaderimizde bakın daha neler varmış:

1)Yapay zeka çağı yaratılıyor (muş)”. “Bilişim teknolojisi en üst düzeyde gündelik hayatta kullanılacak(mış)… (Zaten) Birey olarak değil bir gücün doğrudan temsilcisi olarak konuşan Bill Gates Çağımızı ‘yapay zekaya dayanan robotik dönem’ olarak tanımlayıp, bu döneme geçiş için acele edilmesi gerektiğini sıklıkla vurguluyor (muş)”.

2) “İlâç sanayi yeni dönemin ihtiyaçlarına göre konumlanacak (mış). Küresel dünya sisteminin özellikle ilaç sanayisi bakımından önemli bir değişim sürecine girdiğini söyleyebilir(mişiz). Gates’in ‘nükleer silahlara değil sağlığa yatırım yapın’çağrısı tabii ki bir tesadüf değil(miş). İlâç tekelleri bilinmeyen hastalıklar için ilâç üretecek(miş).

3) “Laboratuvarlarda besin üretme dönemi (açılıyormuş). Bill Gates’in son yıllarda vermiş olduğu konferanslarda hayvan ölümlerine karşı hassasiyeti ya da ekolojik dengenin korunmasına yönelik göstermiş olduğu   görüntüsel çabaların arkasında, doğa ve hayvan sevgisi bulunmuyor(muş). Bu hassasiyet laboratuvarlarda üretilmesi planlanan et, sebze, meyve gibi besinlerin kamuoyuna sunulması ile doğrudan ilişkili(ymiş)… Burada gıda şirketleri ile ilaç şirketleri arasında yeni bir ittifakın oluştuğu, birbirini tamamlayan iki sektöre dönüştükleri görülüyor. Bunun da bir tesadüf olmadığı açık(mış).

4) “Dijital paraya geçiş süreci başlıyor(muş). Yapay zekaya dayanan robotik çağın, kapitalist üretim ilişkilerinde ve üretici güçlerinde niteliksel bir değişim yaratması sadece yukarıda sıraladığımız üç alana yönelik bir değişim değil(miş). Aynı zamanda sermayeyi bütünlüklü olarak etkileyen bir değişim söz konusu(ymuş). Örneğin Bitcoin gibi dijital araçlarla ‘sanal para’ sistemine geçiş hızlanacak, bankacılık ve borsa sistemleri de niteliksel bir değişime uğrayacak(mış).

İşte Bill Gates gibi yüksek teknolojiyi kullanan çok az sayıda kişinin küresel çapta toplumun gündelik yaşamı ile bu kadar ilgilenmesi, konferanslar vermesi, aslında insanlığı çok yönlü olarak kontrol edebilecek ve ona hitap edecek yeni alanların yaratılmasıyla doğrudan ilgili (imiş). Yeni bir kapitalist bir dünya sisteminin güçlü toplumsal dinamiğini yaratmak istendiği çok net olarak görülüyor(muş)”.

5) Yaşlıların fiziki tasfiyesi ve Z Kuşağı/ “Burada maalesef Covid-19 ile yaşlı nüfusun ölmesi aslında öldürülmesi “tuhaf” bir tesadüf(müş). Yukarıda sıraladığımız alanlarda bir değişim yapılması için yeni teknolojilerle uyumlu bir kuşağa ihtiyaç var(mış). ‘Z Kuşağı’ denilen kuşak aslında yeni küresel düzenin temelini oluşturacak(mış). Bu kuşağın sisteme çok daha hızlı ve etkin bir şekilde adapte edilmesinin yolu öncelikli olarak kendi tarihsel bağlarından, kültürlerinden, değerlerinden bütünlüklü olarak koparılması(ymış). Bugünkü yaşlı kuşağın koronavirüs aracılığı tasfiye edilmesi uygulanmaya başlanan derin, bir o kadar canavarca olan stratejinin önemli hamlelerden biri gibi görünmekte(ymiş)” (agy)

Yeni küresel sistemin merkez üssünün de Asya olmasına karar verilmiş?!!

Koronavirüsün Asyatik toplumlarda kısa süreden kontrol altına alınması aslında yukarıda sıraladığımız stratejiler ile doğrudan ilişkilidir. Dünya nüfusunun neredeyse üçte ikisinin toplandığı Asya, küresel dünya sisteminin yeni teknolojilerinin en büyük müşterisi olacaktır. Bilişim teknolojisine sahip güçlerin, Çin ve Hindistan gibi dünyanın nüfusunun %40’ını oluşturan iki ülkeyi küresel sermaye sisteminin merkez üssü olarak görmeleri gelecek stratejileri bakımından son derece önemlidir.” (agy)

Sonuç yerine

Bu yazı dizisini başlangıçta toplam 5 makaleden oluşacak bir seri olarak planladım. Genel bir girişin ardından her makalede sırasıyla orduyu ve devleti göreve çağıracak kadar kendinden geçenlerle bu salgınla nasıl baş edebileceğimize dair tek bir öneride bulunmadan otoriterizmin güç kazanarak ‘istisna halinin kalıcılaşması’ korkusunu dile getiren korku teorilerini, üçüncü yazı olarak komplo teorilerini, ardından “hiçbir şey eskisi olmayacak” rahatlığıyla sosyalizmi karşılamaya hazırlanan kendiliğindenci yaklaşımları ele aldıktan sonra beşinci ve son makalede de sürece nasıl müdahale etmeliyiz sorusunu kendimce yanıtlamayı düşünüyordum.

Fakat başlangıçtaki hesap hayata uymadı. Bazıları normal makale sınırlarını epey aşan beşinci makaleye geldik, sıra hâlâ “ne yapmalı” sorusuna gelmedi. İşin kötüsü sırada daha ele alınmayı bekleyen başka “inciler” var. Bunun üzerine bir değişiklik yapmaya karar verdim: Birer gün arayla yayınlanan dizinin bundan sonraki iki makalesini sürece devrimci müdahale açısından ne yapmak gerektiği, neler yapılabileceği konusuna ayıracağım.

Somut bir örnekten hareketle komplo teorilerine düşkünlük üzerine bu kadar uzun konuştuktan sonra sözü Murat Sevinç’le bağlayalım:

“… Komplo teorisi sevenler için bir salgın durumunda pozitif bilim yok, karanlık dehlizlerde kimyasal silah yapan gaddar batılı var. Toplumsal olayların ve anlaşmazlıkların tarihsel nedenleri yok, insanları tahrik eden yabancı vakıflar, kişiler ve yerli işbirlikçileri var. İklim krizi yok, bizdeki bor madenini kıskanan ve rüzgâr enerjisi pazarlayan çok uluslu şirketler var. Uluslararası ilişkiler yok, dört tarafımız düşmanla çevrili. Kapitalizm yok, ama her nasılsa emperyalizm var. Sömürü yok, masum işçi ve köylüyü tahrik eden dış mihraklar var…

Ezcümle, insan aklını fikrini ve sabrını hakikaten çok zorlayan komplo severlik, sevenlerini ‘düşünme, bilme, sorgulama’ zahmetinden kurtarma niteliğine sahip. Yargıya varmayı kolaylaştıran, hemen hiçbir şey bilinmeyen bir durum karşısında, her şeyi bir çırpıda çözmeyi ve aynı zamanda bir sohbete katılmayı, sosyalleşmeyi, ciddiye alınma ihtimalini mümkün kılan bir olgu, araç. Bu yanıyla kuşkusuz büyüleyici. Ve tabii uçucu. Bir saat sonra, bir diğer komplo teorisini ciddiye alıp öncekini hemen unutmanın önünde engel yok. Hesap soracak olan da!”

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar