Lenin’i Anmak, Lenin Olmaktır!..

Lenin’i Anmak, Lenin Olmaktır!..

150. doğum gününde pasta kesip “İyi ki doğdun Lenin” şarkısı söyleyecek halimiz yok! Lenin’i ve Leninizm’i anlama adına değerlendireceğiz bu günü. Çünkü Lenin demek bilinç demektir!

Devrim Şen

Çok iddialı ve ütopik bir başlık olarak algılanabilir bir başlık. Öyle ya, Lenin gibi bir deha insanlık tarihinde kaç defa görülebilir ki? Zaten Lenin gibi bir deha, ister sınıf mücadelesinde isterse başka alanlarda çığır açmış insanlar tarihte gelmiş ve geçmişlerdir. Bu yönüyle elbette herkes Lenin olamaz! Oysa Lenin gibi birine her zamankinden daha fazla ihtiyacın olduğu bir dönemdeyiz.

Proleter devriminin önderinin yüz ellinci doğum günü. Elbette bir doğum günü pastası hazırlayıp üzerindeki mumlara üfleyerek “İyi ki doğdun Lenin” şarkısı söyleyecek halimiz yok! Lenin’i anlama adına, Leninizm’i anlama adına değerlendireceğiz bu günü. Çünkü Lenin demek bilinç demektir!

Devrimci proletaryanın eylemlerinin tüm dünyaya yayıldığı ve onu en kökünden, yani özel mülkiyete dayalı toplumu temellerinden sarsmaya başladığı yıllar. Bilimsel sosyalizmin kurucuları olan Marks ve Engels’in çalışmalarının tüm dünyada yankılandığı, bu çalışmaların en ünlü dinsel kitaplardan bile daha çok dile çevrilip daha fazla basılmaya başladığı bir dönem. Lenin’in tanımıyla “Çürüyen, asalak ve can çekişen kapitalizm” aşamasına sıçrayan kapitalizmin emperyalizm haline geldiği bir dönem.

Marksizmin toplum ve tarih anlayışı her tarihsel dönemin kendi insanını yarattığı görüşünü savunur. Kendi tarihsel dönemince şekillenen ve bu tarihsel dönemin bilincine erişmeye başlamış insanların bilinçli eylemleri de elbette tarihe yön verir, onun önünü açar.

Lenin’i Lenin yapan Marksizme, Marksist yönteme olan hakimiyeti ve onu sınıf mücadelesinde ustalıkla kullanmayı bilmesidir. Bu kolay mıdır? Elbette hayır! Çok çalışmayı ve asla yılmamayı gerektirir en başta.

Lenin’i diğer tüm “büyük adamlardan” ayıran temel nitelik, proletaryanın devrimci siyasetini her şart altında belirleyebilmesidir en başta. Değişen şartlar ve dönem içerisinde proletaryanın izleyeceği yol, yöntem ve kullanacağı araçları ortaya çıkarabilmesi ve bu siyaseti, onu yolundan saptırmaya çalışan her türlü anlayışa karşı tereddütsüz ve yüksek bir kararlılıkla savunabilmesidir.

Dönemin Rusya’sının içinde bulunduğu sınıfsal/sosyal çelişkilerin yerli yerinde çözümlenebilmesi bu doğru siyasetin temel taşıdır. Yani tarihsel materyalizme hak ettiği yeri ve değeri vermeyi başarması, onu eyleminin ayrılmaz bir parçası olarak sürekli kullanması Lenin’i döneminin diğer devrimci önderlerinden ayırt eden en baştaki özelliğidir.

Kapitalizmin dünya çapında geçirdiği değişimleri görüp anlayabilmesi, emperyalizmi ve onun işleyiş yasalarını çözebilmiş olması ve tüm eylemini bu tarihsel gerçekliğe dayandırabilmiş olmasından ileri gelir onun büyüklüğü.

Dikkatini mevcut koşulların üzerinde bu kadar çok toplamış olması nedensiz midir? Üzerinde düşünülmeyi hak etmemekte midir? Tarihi materyalizme bu derece bağlılık göstermiş olması ile başarısı arasında bir ilişki yok mudur? Bugün kendilerini en keskin ML olarak göstermeye çalışanların görüşlerini dikkatle irdeleyelim. O zaman Lenin olunamayışının nedenini görebileceğiz. Kaç görüş, kaç iddia, kaç politika inşa edilirken mevcut durumu ve koşulları tarihselliği içerisinde ele almaktadır? Olgu ve süreçler ne kadar tarihsel gelişim içerisinde ele alınmakta, tarihsel akış içerisinde geçirdiği değişim irdelenmektedir? Ve o politikanın “biz istediğimiz için” değil tarihsel bir zorunluluktan kaynaklandığını sınıfa/kitlelere kavratmaktadır? En başta kaç kişi böyle bir çaba sergilemektedir? Oysa Lenin’i Lenin yapan tam da bu Marksist yöntemi değil midir?

Lenin, proletaryanın siyasetini belirleyip yürütürken nelere dikkat eder? Tarihsel materyalist yönteme dönemindeki hiçbir devrimci siyasal önderin sahip olamadığı ölçüde hakimiyeti ve bu sayede oluşturduğu derinliğin tek başına yeterli olmadığını o da çok iyi bilmektedir. Bir siyasetin uygulanması sırasında her aşamada alacağı biçimler en az bu temel kadar önemlidir. Egemen sınıflar ve onların tüm siyasal temsilcilerinin politikalarının takibi, çeşitli devrimci grup ve siyasetlerin görüşlerinin takibi Lenin’in günlük olağan işleri arasındadır. Çünkü proletarya, sınıf olarak diğer sınıflardan yalıtılmış, kopuk değildir.

Lenin de sınıf bilinci katı, donmuş ve formel değil, canlı ve diyalektiktir. Ki Lenin devrimci diyalektiğin en yetkin örneğidir. Sınıfsal/siyasal ilişkilerin donuk ve kategorik değil de canlı kavranışı, her adımda alınmak istenen sonuç konusunda kesin bir netliğin kafalarda doğmasının olmazsa olmazı değil midir?

Sınıf bilincidir Lenin. Ancak düz ve kaba bir sınıf bilinci değildir Leninizm. İşçi sınıfının bilincinin ancak dışardan taşınabileceğinin bilincidir. En geri sınıf bilincine sahip işçilerle bıkıp usanmadan saatlerce oturup konuşabilmektir. Bir politika ya da taktiği belirlerken ya da uygularken işçi sınıfının en geri bilincine sahip olan kesimleri bile anlayabilmek, bu politikaları en geri bilincin dahi hızla kavrayarak ileri sınıf bilincine sıçrayabilmesini sağlamayı başarmaktır. Burjuva ideolojisinin onların bilincindeki tüm etkilerine, sol ya da sağ sapmalara karşın yakalanması gereken halkayı kavramayı başarmaktır. Sınıfın sadece ileri siyasal bilincine değil bütününün bilinç yapısına hakim olabilmeyi başarmaktır. Bir zincirin ancak en geri halka kadar güçlü olabileceğini bir an olsun unutmamaktır.

Kolektivizmdir Lenin. “Proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımında partisinden başka silahı yoktur” ilkesiyle hareket etmektir. Proletaryanın sınıfsal konumundan kaynaklanan kolektivizmi, parti çalışması ve çevreleyen tüm örgütlerde temel ilke olarak kavrayıp hayata geçirilmesini sağlayacak yöntem ve araçları geliştirmektir. Üretimin toplumsal niteliğini bu üreticilerin siyasal savaşımında da temel bir ilke olarak görmek ve uygulamaktır.

Soyut teoriye asla prim vermemektir. Kaustky’nin Ultra Emperyalizm teorisini eleştirirken görürüz bunu onda. “Soyut teoride” gelişmelerin Kausty’nin söylediği gibi ultra emperyalizme doğru geliştiğini söylerken “ancak gelişmeler o aşamaya varmadan emperyalizmin bağrındaki iç çelişkilerinden kaynaklı yıkılmak zorunda” olduğunu vurgulayarak teorinin nasıl kavranması gerektiğini anlatır. Hareketin, gelişmenin diyalektik yasalarının teoriyle ve siyasetle kopmaz bağının nasıl anlaşılması gerektiğinin özü, özetidir Lenin. Her dönem için geçerli soyut mücadele yol, yöntem ve araçları ve teorileri değil mücadelenin somut durumu ve ihtiyaçları temelinde onu bir üst aşamaya sıçratacak yaratıcı yol ve yöntemlere önem vermektir. Devrimci yaratıcılığı sürekli iş başında tutmayı başarmaktır.

Tüm doğa ve toplum bilimlerini sınıf mücadelesi ekseninde görebilmektir. Strateji ve taktik bilimi gibi aslında düzenli ordu ve savaş bilimleri olan, bu yönüyle de sınırlı olan bilimleri dahi sınıf mücadelesi gibi son derece karmaşık süreçlere uygulayabilme yaratıcılığını geliştirmektir. Mücadeleye bu bilimler ışığıyla bakmak ve örgütleyip yönetebilmeyi başarmanın önünü açmaktır.

Bugün Lenin’i anmak, onu anlamak/kavramak her zamankinden daha önemli. Her insan gibi Lenin de kendi tarihsel şartları ile belirlenim ilişkisi içerisindeydi. Değişen dünya şartları, üretim biçim ve ilişkileri, sınıfsal ve siyasal dengelerin tarihsellik içerisinde kavranmaya çalışılması her zamankinden daha önemli. Onun Marksizmle kurduğu bağ, tarihsel materyalizmle kurduğu bağ, diyalektik materyalizm ışığında sınıf mücadelesine önderlik geliştirme iradesini ortaya koyuşudur bizler için önemli olan.

Lenin’i rehber almak Lenin olmaktır!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar