Madaari: Konuş, konuşulması gerekenler geç olmadan

Madaari: Konuş, konuşulması gerekenler geç olmadan

Madaari ilgiyle izleyebileceğiniz, izlerken olup biten pekçok şeyi gözünüzün önünde canlandıracağınız Hint yapımı bir film

Zehra Çaldağ

Konuş, dudakların hala özgürken
Konuş, hala dilin varken
Senin bedenin senin
Konuş, hayatın hala sana aitken
Konuş, geriye kalan çok az zaman varken
Bedenin ve dilin ölmeden önce
Konuş, doğru hala yerinde dururken
Konuş, konuşulması gerekenler geç olmadan

Bu dizeler Madaari filminin sonundaki jenerikte yazıyor.

Filme ilişkin tanıtımlarda dramatik-polisiye ifadeleri kullanılmış. Doğrudur, hepsi var. Fakat filmi izlediğinizde bu tanımın çok ötesinde bir gerçekle karşılaşıyorsunuz. Özet olarak kapitalist sistemin ve bu sistemin temsilcisi olan devletlerin çeşitli mekanizmaları ya da bir bütün olarak kendilerine ilişkin çirkefliklerin teşhiriyle karşılaşıyorsunuz. Rüşvetle dönen ihalelerin, yolsuzlukların, dolandırıcılıkların, hırsızlıkların bu sistemin aynası olan devletlerin hücrelerine kadar işlediği gerçeğinin tüm çıplaklığıyla serimlendiğini görüyorsunuz.

Bunun, kendi çıkarları için insan canını kolayca gözden çıkarabilecek bir caniliğe dönüşebildiğini çarpıcı bir anlatımla yaşamdaki sayısız örneğe uyarlıyorsunuz.

Film 2 saat 13 dakika 44 saniye. Akıcı olduğu için seyrederken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.

Köprünün çökmesi sonucu oğlunu kaybeden bir babanın mücadelesini anlatıyor film. İzlerken yedisi çocuk 25 kişinin öldüğü Çorlu Tren Katliamı’nda oğlu Arda Sel’i kaybeden anne Mısra Öz Sel ya da diğer aileler geliveriyor gözünüzün önüne. Ya da mesela Tunceli Başsavcılığı’nın anne Halise Aksoy’a oğlu Agit İpek’in cenazesini kargoyla göndermesi… Ben izlerken bunlar geçti kafamdan. Sonra düşündüm iş cinayetlerinden başlayarak filmin kafamızda canlandırdığı ne çok örnek var diye…

Madaari filminde başrol oyuncusunun tüm hayatı oğlunun da yıkılan köprünün altında kalmasıyla değişir. 7 yaşlarında hayat dolu bir çocuktur oğlu. Baba haberi TV’den öğrenir, olay yerine gider. Oradan hastaneye koşar, kimseden cevap alamaz. Herkes ya yaralılara yardım etmeye ya da yakınlarını bulmaya çalışıyor. Yüzlerce insandan oluşan kalabalıkta kimse kimseyi anlayamıyor bile. Acı, feryat, umut, hepsi bir arada. Bu sahneleri izlerken 10 Ekim Ankara Gar Katliamı sonrasında yaşadıklarımızı yaşıyormuş gibi oluyor insan.

Sonra bir isim listesinin yazılı olduğu tahtayı gösteriyorlar, “buraya bak” diyorlar. Hastaneye yetişebilenlerin adlarının yazılı olduğu tahta. Oğlunun adını listede görüyor, karşısında öldüğü yazılıdır. Kahroluyor.

Oğlunu ve ondan kalanları bir poşete, poşeti de sırt çantasının içine koyup babaya teslim ediyorlar.

Film asıl olarak bundan sonra başlıyor. Yönetmenin amacı kişisel intikam değildir. Mesela babanın gidip o sorumlulardan birini bulup öldürerek yüreğini soğutmasını tercih etmez. Derdi, yaşanan katliamın sorumlularından hesap sormak, bu çirkef ağını teşhir ederek mahkum etmektir. Bu sistemin, bu sistemin temsilcisi olan devletin nasıl bir çürümüşlüğün ifadesi olduğunu yığınların gözlerinini önüne serip, toplumsal bir duyarlılık ve tepki yaratabilmenin mücadelesini esas alıyor.

Bunu da şu sözlerle ifade ediyor: Şimdi bunları belki anlayamazsınız. Ama belki 5 sene sonra belki 10 sene sonra mutlaka anlayacaksınız.

Bunları gerçekleştirebilmek için bir bakanın oğlunu kaçırıyor. Ve serüven başlıyor. Film boyunca hiçbir şekilde ne yerini tespit edebiliyorlar ne de adını öğrenebiliyorlar. Filmin sonuna doğru yerini ve adını tespit ediyorlar, fakat pusuya düşüremiyorlar.

Yönetmen sistemin nasıl işlediğini, o köprülerin, yolların ihalelerinin nasıl yapıldığını; inşaat patronları ve devletin yönetici eliti arasındaki kirli ilişkiyi; rüşveti, yolsuzluğu; para uğruna hayatların nasıl kurban edildiğini bizzat bunları yapanlara itiraf ettirecektir.

Zevkle, keyif alarak izleyeceğiniz film boyunca gündelik hayatımızda karşılaştığımız pekçok olay ya da yaşanan birçok katliam gözünüzün önünden akıp geçecektir.

Film hakkında

Madaari, 2016’da yapılmış Hint yapımı bir film

Yönetmeni: Mishikant Kamat

Senaryo: Ritest Shah

Yapımcı: Shailesh R. Singh

Başrol oyuncusu: Hindistan’ın Yılmaz Güney’i benzetmesi yapılan Irrfan Khan, 29 Nisan 2020’de kansere yenik düştü.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et