“Millet Kıraathanesi” kek meselesi değil

“Millet Kıraathanesi” kek meselesi değil

Rejimin yaşadığı sıkışma yanında, kendisine karşı biriken toplumsal tepkiyi bastırma isteğiyle ortaya çıkan bu projeler, basit bir “bedava kek” anlayışına indirgenip ti’ye alınmayacak kadar ciddi bir yönelime işaret etmektedir.

Erdoğan seçim için büyük projesini açıklayalı birkaç gün oldu. “Millet Kıraathanesi” açacağını söyleyen Erdoğan “Tüm şehirlerde açılacak millet kıraathaneleri iskambil oynanan yer değil, okey oynanan yer değil, kitaplarla döşeli olacak, gençlerimiz yaşlılarımız gelecek, kitabını alacak, ücretsiz çayını kekini alacak, 24 saat açık olacak” diye de projesinin ayrıntıları hakkında bilgi verdi.

Bu  ‘kitap döşeli’ olan ve herkesin gelip kitap okuyacağı kıraathane projesine geçmeden önce ülkenin kitap okuma alışkanlığıyla ilgili verilere bir göz atalım. Çünkü “okey, iskambil oynanmayacak, kitap okunacak” diye takdim edilen kıraathanelerden önce AKP’li yıllarda daha da gerileyen okuma oranlarının sebebini anlamak lazım.

81 milyon nüfusa sahip ülkenin tüm gazetelerinin toplam tirajı 2 milyon. İnsanlar bir gününün ortalama 6 saatini televizyon, 3 saatini internet, sadece 1 dakikasını kitap başında geçiriyor. TÜİK’e göre kitap, ihtiyaç listemizin 235’inci sırasında yer alıyor. UNESCO verilerine göre, ülkemizde binde 1’imiz düzenli kitap okuyoruz ve dünya sıralamasında 86’ıncı sıradayız.

23 bin kitabın yasaklı olduğu, kitapların suç unsuru sayıldığı ve okuma oranlarının bu derece dipte olduğu ülkemizde birden gelen bu “kitap okutma aşkı” nerden kaynağını alıyor? Gerçekten bir kitap okutma aşkından mı söz ediyoruz yoksa bunun altında daha derin planlar, yeni bir toplumsal örgütlenme modeli mi yatıyor?

Ahilik projesi, Türk Ocakları, SADAT vs. vs.

Son süreçte daha da ayyuka çıkan toplumu korkutma ve sindirme politikası, Kürt düşmanlığı eksenine oturmuş bir şovenizm ve savaş kışkırtıcılığıyla birlikte örgütlenerek hayata geçirilmektedir. Özellikle sivil faşist örgütlenmeler, dernek adı altında yaygınlaştırılan paramiliter ağlar faşizmin kitleleri baskı altında tutabilmek için kullandığı araçlar arasında yer almaktadır. 80 öncesi kurulan “Antikomünizm dernekleri”, “Türk ocakları”, “Ülkü Ocakları”nın da kuruluş amacı buydu ve bunlar bizzat devlet eliyle tarihte kanlı katliamlara imza atan örgütler olarak hafızalarda yerlerini aldı.

Bu tür örgütlenmelere duyulan ihtiyaç her dönemde, özellikle de rejimin sıkışma yaşadığı kriz dönemlerinde, kendini daha açıktan ortaya koymaktadır.

15 Temmuz sonrasında çeşitli esnaf gruplarını da içeren sivillerin silahlı eğitim kamplarına götürülerek eğitimden geçirilmesi, SADAT gibi katillerin bir araya getirildiği yeni kontra-gerilla oluşumların ortaya çıkarılması, AKP’nin kendi kitlesini silahlandırması gibi uygulamalar, aynı zamanda faşizmin, yaptıklarının sonuçlarını öngörmesinin yarattığı korkunun ürünü oldukları açıktır.

Faşizmin sadece kolluk güçleri üzerinden bir baskı ortamı yaratmadığı da bilinen bir gerçek… Geniş toplumsal bir rızayı sağlayacak projelerle toplumun kendi kendini örgütlemesi ve otokontrol sağlaması da bu baskı ortamının bir diğer yüzünü yansıtmaktadır.

AKP faşizminin dinci-gerici tarikat ve derneklere ek olarak başka “yerli ve milli” araçlar yaratmaya çalışması bunu derinleştirmek içindir. Bu konuda özellikle tarihsel-toplumsal kültürde yer edinmiş kimi toplumsal örgütlenme araçlarını güncellemesi, tam da bu mantığa uygundur.

AKP’nin mesela meslek odalarının, sendikaların yerine  “Ahi Ocakları açın” diye salık vermesi ve hayata geçirdiği çeşitli projeler, esnafla devlet arasında devletin güvenliğini esas alan, İslam devleti anlayışına uygun bir mantığı ifade etmektedir. Toplumun her kesiminin yeniden yeniden parçalara bölünerek örgütlenmesi ihtiyacı, eski ve geri olanı da yeniden biçimlendirerek topluma entegre etme çabasıyla iç içe geçiyor.

Tıpkı Hitler’in tüm sendikaları kapattıktan sonra “Alman Emek Cephesi’ni” kurarak emekçileri geri ideoloji etrafında örgütlemesi gibi…

Milli kıraathane mi, milli örgütlenme merkezleri mi?

Daha önce de belirttiğimiz gibi faşizm sadece baskı aygıtlarıyla kitleleri kontrol altında tutmaz. Bunun için çok farklı araçları devreye sokar. Kitleleri kendi ideolojisi etrafında biçimlendirme ve örgütleme ihtiyacının ortaya çıkardığı projeler, “milli sos”la da birleştirilerek, toplumun aşina olduğu ve daha kolay benimseyip, içselleştireceği biçimler kazanıyor.

Bu açıdan da rejimin yaşadığı sıkışma yanında, kendisine karşı biriken toplumsal tepkiyi bastırma isteğiyle ortaya çıkan bu projeler, basit bir “bedava kek” anlayışına indirgenip ti’ye alınmayacak kadar ciddi bir yönelime işaret etmektedir.

Rejimin kitlelerin gerçekten okumasını, bilinçlenmesini istemesi (eğitime ve bilime verilen değer de ortadayken!) kendi gerçekliğine aykırıdır. Keza bu “bilinçlenme” sürecinin kendisine karşı gelişebilecek bir sorgulama sürecini de beraberinde getirme ihtimali ortadayken aksi anlam taşıyan tüm sözler hükümsüzdür. “Herkes kitap okusun, çay içsin, kek yesin”   sözleri niyeti perdelemekte kullanılan başarısız bir argümana dönüşmektedir.

Kaldı ki niyet bu olsaydı zaten hali hazırda var olan kütüphanelerin sayısı arttırılır, herkesin daha kolay ulaşılabileceği, daha konforlu yerler haline getirilebilirdi. Oysa sadece AKP döneminde 3 bine yakın kütüphanenin kapatıldığını ya da  işlevsizleştirildiğini biliyoruz.

AKP rejiminin kendi tabanında gördüğü toplumsal çözülme sinyalleri, kitleleri bir arada tutacak yeni örgütlenme modellerine duyulan ihtiyaç, gerektiğinde kendisine karşı ayaklanacak kitlelerin karşısına çıkarılacak daha toplumsal ve daha örgütlü hareket edebilecek bir güç arayışı, bu projenin de temelini oluşturmaktadır.

Özellikle ekonomik krizin derinleştiği ve toplumun tabanında daha da hissedilir bir biçime dönüştüğü bu süreçte, işçi-emekçi semtlerinin hemen hepsinde bulunan kahvehanelerin, yeni siyasal eğitim alanlarına dönüştürülerek, kitlelerin pasifize edilmesinde de kullanılan yeni bir mahalle örgütlenme aracı olacağı açıktır.

Tarikatların, gerici-faşist örgütlerin, paramiliter güçlerin ebetteki kontrolü altında faaliyet yürütecek olan “Millet Kıraathanesi Projesi“nin temelinde yatan niyet de işte budur.

Sadece kullanılan kavramlar bile bu açıdan manidardır. AKP genellikle geleceği, sürüp-gelişip-gideni ifade eden kavramlar değil; geçmişi, yüzü geriye dönük olanı ifade eden kavramlar kullanmayı tercih ediyor. Kütüphane değil de kıraathane demesi bile bu özel niyet ve yaklaşımın ifadesidir.

Toplumsal tarihsel gelişime ve onun yarattığı kavramlara sırtını dönen, yerlerine tarihin tozlu sayfalarına geçmiş antika kavramlar koyan bu anlayış gericiliğin, faşist düşünce sistematiğinin tipik ifadesidir. Kendisinde kalsa iyi… Ama o bunu bir siyaset yapış biçimine, dahası toplumun dil-düşünce-dünya görüşü bütünlüğü içinde ruhsal-kültürel bir dönüşüm yaşaması niyetine dayandırarak yapıyor. Son derece bilinçli… Gerçi bilinçli olmasa da kendi anlam haritası gereği başka türlü de davranamayacak-konuşamayacak bir güç var karşımızda.

O açıdan da kent yaşamının tahayyül edilen projeye göre yeniden örgütlenmesinin araçlarından biri olabilecek “kekli kıraathane” deyip geçmemek lazım…

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar