Moria’daki yangın emperyalistlerin göç politikalarının sefaletidir!

Moria’daki yangın emperyalistlerin göç politikalarının sefaletidir!

Avrupa Kadın Dayanışması Moria mülteci kampına ilişkin bir açıklama yaparak “Biliyoruz ki; çözümün adresi, dünya emekçilerinin ve halklarının zorlayıcı dayanışma eylemleri, destekleridir” dedi.

YAŞANACAK DÜNYA

Moria Mülteci Kampında Çıkan Yangın; Emperyalistlerin Göç Politikalarının Sefaletidir!

Yunanistan’ın Midilli adasındaki “Cehennem” lakaplı Moria kampı, 8 – 9 Eylül akşamları çıkan iki büyük yangınla kül oldu. Yanan aslında emperyalist kapitalist ülkelerin yeni pazar paylaşımı uğruna çıkardıkları savaşlardan ve ekonomik sorunlardan kaçmak zorunda kalan binlerce mülteciyi ortaya çıkartan göç politikalarının sefaleti, onların “Göçmen politikaları” ydı… Kendi yarattıkları yıkımın sonucu olan mültecilere, “Yeryüzünün lanetlileri” olarak bakmalarıydı… Üstelik bu, kampta çıkan ilk yangın da değildi!..

Adını Hak Eden Kamp

Bu kamp için medya tekelleri ağız birliği etmişçesine, kampın mülteciler tarafından “İsyan” sonucu yakıldığını öne çıkartarak, kampta kalanları adeta tek suçlu gibi gösterip ırkçılığı körüklemekteler. Bu doğru olsa dahi; (Diğer bir ihtimal son dönemlerde saldırılarını arttıran Altın Şafak gibi ırkçı faşistlerin kundaklamasıdır) kampa yeni gelenlerin “Cehenneme hoş geldiniz” diye karşılandığı, kadınların kamp içinde ve kamp dışına gezmeye çıktıklarında sık sık ırkçıların tacizine maruz kaldığı, cezaevi içinde cezaevi olan bir yerde isyanın çıkması değil, çıkmaması anormaldir.

İki bin 800 kişi kapasiteli olduğu halde 12 bin 600 kişinin barındığı kamp, dip dibe yaşayan ve yeterli hijyen koşullarına sahip olamayan mülteciler için, covid-19 vakaları görüldüğü gerekçesiyle iki kat “cehenneme” dönüşütürüldü. 18 Mart’tan beri “pandemi önlemleri” bahanesiyle, kampın karantina altına alınması, kamp sakinlerini nefes alamaz hale getirmişti. Kampta pozitif bulguya rastlanması sonucu yeterli hijyen ve sağlık koşullarının sağlanması yerine, sadece kampa giriş çıkışların yasaklanması ve boğucu denetimlerle yetinilmesi, kötü ve yetersiz beslenme koşulları, göçmenlerin kamp dışındaki sosyal hayatını tamamen bitirmişti. Alınan sözde “tedbirlerle” göçmenler ortak mekânlardan, dil kurslarından, kültür-sanat faaliyetlerinden yoksun edilmişti.

Oysa yaz aylarında adada artan covid-19 vakalarına rağmen, turizm şirketlerinin tatlı kârları hiç kesintiye uğramıyor, tatilde kısıtlamaya gidilmiyordu. Göçmenlerin aylık 90 Euroluk harçlığı 75 Euroya indirilirken, Yunanistan Göç Bakanlığı, turizm firmalarının tatlı kârları uğruna, Moria’nın etrafını çeviren telleri kuvvetlendirmek için Aktor Sa adlı şirketle 854 bin Euroya anlaşabiliyordu! Kampta pandemiye karşı ciddi önlemler alan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün kurduğu klinik, para cezasına çarptırılıp kapatılırken, Hollanda hükümetinin desteğiyle inşa edilen yeni kliniğin açılış töreninde Hollandalı ve Yunan siyasetçiler şov yaptıysalar da, tam teçhizatlı klinikte sağlık çalışanı yok! Saydıklarımız “Cehennem” de yaşanan saymakla bitmeyecek insanlık dışı uygulamalardan sadece bir kısmı.

Direneler de Vardı Bu “Cehennem”de

Bu arada yangından kaçmak için şehir merkezine ya da dağlara doğru gitmeye çalışan mülteciler, polis tarafından engellenip biber gazlı saldırıya maruz kaldılar. Kadınlar ve çocuklar biber gazından en fazla etkilenen kesim oldu. Savaşta adeta ” ganimet” olarak görülen kadınlar; savaş bölgesinden çıktıktan sonra ulaştıkları kamp yerlerinde ve kampın dışında sık sık cinsel tacize maruz kaldıklarını bir çok kez duyurmaya çalışmışlardı.

Ancak Cehennem’deki bütün bu insanlık dışı koşullara teslim olmayıp, onurlu bir duruş sergileyenler de vardı. Avrupa’ya gelirken herşeylerini geride bırakmak zorunda kalsalar da umutlarını ve
direngenliklerini yanlarında getirenlerdi onlar… Bu cesur kadınlar, kadınları örgütlemeye, kendi özsavunmalarını güçlendirmeye çalışıyorlardı… Bu duruşu şöyle özetliyor bir kadın; “Birkaç kez saldırıya uğradım. Ama “korkudan çadıra saklanmayacağım” dedim. Kendimi savunmak en doğal hakkım, bu işi ailemdeki erkeklere bırakamam”…

Kamptakilere “para bulamayan” insanlık dışı koşullara mahküm eden Yunanistan hükümeti, OHAL ilan edip, mültecilerin şehir merkezine kaçmasını engellemek için adaya polis gücü yığmakta pek mahir davrandı. Aldığı tedbirleri ise; 408 refakatsiz çocuğun ana karaya gönderilmesi, 165 sığınmacı çocuğun Midilli’den Selanik’e gönderilmesi, üç gemiyi adaya gönderip 2 bin kişinin gemilerde barınmasını sağlamak olarak açıkladı. Oysa Moria mülteci kampında neredeyse 13 bin kişi barınmaktaydı. Geriye kalan onbinin insanın ne olacağı noktasında kimseden ses yok… Şu anda yangından kaçan insanlar otoban kenarlarında yaşamaya çalışıyorlar. Avrupalı emperyalist ülkeler, özellikle Almanya, kamuoyunun tepkileri sonucu “bazı eyaletlerin biner kişi kabul edebileceklerini” açıkladılar.

Biz Avrupa Kadın Dayanışması olarak; bir kez daha Avrupalı ya da değil, emperyalist kapitalist ülkelerin kendi yarattıkları yıkımın sorunlarını çözmelerini elbette beklemiyoruz. Biliyoruz ki; çözümün adresi, dünya emekçilerinin ve halklarının zorlayıcı dayanışma eylemleri, destekleridir… Bu bilinçle Moria kampındaki mültecilerin yanında olduğumuzu, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere insanca yaşayabilecekleri koşulların sağlanmasını, istedikleri ülkeye gitme hakkı da dahil koşulsuz oturum haklarının tanınmasının arkasında olduğumuzu ilan ediyoruz.

Mülteci Hakları, İnsan Haklarıdır!

Yaşasın Enternasyonal Kadın Mücadelemiz!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar