Nasrin Parwaz: Felç olana kadar kırbaçlandım

Nasrin Parwaz: Felç olana kadar kırbaçlandım

İranlı şair, yazar, ressam ve aktivist Nasrin Parwaz, hayatının 8 yılını İran cezaevlerinde siyasi tutuklu olarak geçirdi

Suna Alan / Londra

İranlı şair, yazar, ressam ve aktivist Nasrin Parwaz, hayatının 8 yılını İran cezaevlerinde siyasi tutuklu olarak geçirdi.
Nasrin Parwaz, 1979’da İslami rejim iktidara geldiğinde sivil haklar aktivisti oldu. 1982’de tutuklandı ve sekiz yıl hapis yattı. Kitapları arasında İran’da Bir Kadının Mücadelesi, Bir Hapishane Anısı ve X’den A’ya Gizli Mektuplar yer alıyor. Nasrin’in öyküleri ve şiirleri çok sayıda antolojide yayınlandı ve hapishane resimlerinin birçok sergisi oldu. Şimdilerde İran’da 11 kişinin idamını durdurmak için kampanya yürütüyor.

Londra’da yaşamına devam eden Parwaz, gazetemizin sorularını yanıtladı.

İran rejimine karşı ilk olarak nasıl aktif oldunuz? Ve neden?
İslami rejim iktidara geldiğinde 1979’da aktif oldum. Humeyni, 15 yıllık sürgünden sonra Şubat 1979’da İran’a döndü ve Mart ayında kadınların başörtüsü takması gerektiğini söyledi. Açıklamasından sonra kadınlar sokağa döküldü. O günün fotoğrafları, seçme özgürlüğü için yürüyen kadınların sel olup aktığını gösteriyor. Humeyni bu gösterileri görünce geri adım attı, ancak sadece o zaman için.

Bu sırada İran’da değildim. İngiltere’ye 1978’de okumak için gelmiştim ama kısa süre sonra yaz tatili için geri döndüm. Döndüğümde Tahran, bir yıl önce ayrıldığım şehir değildi. İnsanlar Şah’ı devirince biraz özgürlük kazanmışlardı ve gençler lâfını esirgemiyordu. Rejim insanları evlerine geri itmeye çalışıyordu. Pek çok genç iki güç arasındaki boşlukta buldukları küçük özgürlüğü kurtarmaya çalışıyordu ve rejime karşı harekete geçtiler.
Rejimin vahşetine karşı toplu bir mücadele vardı. Ve daha önce görmediğim bir insanlık duygusu vardı. İnsanlar birbirlerini önemsiyorlardı. Örneğin, haklarımız için bir gösteri yaptığımızda ve İslami muhafızlar bize saldırdığında, kaçardık ve muhafızlar bizi takip ederlerdi. İnsanlar bizi kurtarmak için kapılarını bize açarlardı, bu muhafızların taciziyle karşılaşacakları anlamına gelse de.

Rejim iktidara geldikten yaklaşık altı ay sonra Kürdistan’a saldırdılar ve bazı köylerde katliamlar yaptılar. Gana ve Ghalatan’da buldukları herkesi katlettiler. Gana’da 3 saatte 68 kişi öldürüldü.

Anladığım kadarıyla, İslam devrimi sırasında, özellikle siyasi aktivistlere karşı aşırı insan hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamele vardı. Genç bir kadın olarak, daha iyi bir gelecek için İngiltere’ye kaçabilirdiniz. Neden o korkunç durumu terk etmediniz?
Öncelikle bunun İslami bir devrim olmadığını söylemeliyim. Halk ayaklanmasına bu amaçla İslamcılar ve Batı önderlik etti.
WikiLeaks belgeleri, Amerika’nın Humeyni ile hem Fransa’dayken hem de İran’a gittiğinde gizli görüşmeler yaptığını gösteriyor. Devrimi İslami bir rejime götürmesine yardım ettiler. Batı hükümetleri, kamu işlerinde kendilerini Şah’ın ya da başbakanının arkasındaymış gibi gösterdiler, ama aslında Humeyni’nin iktidara gelmesini planlıyorlardı. Şah ülkeyi terk etmeden önce, ordunun üst düzey üyelerine Humeyni’nin başbakan adayı hakkında danışıldı ve Amerika’nın büyükelçisi, üst düzey ordu yetkililerinin Humeyni’nin başbakan adayı ile hiçbir sorunu olmadığını Washington’a bildirdi.
İnsanlar Humeyni’nin kim olduğunu bilmiyorlardı, Batı onu Fransa’ya getirdi ve İran’ın geleceği konusunda kendisiyle görüşme yaparak onun lideri yaptı.

Peki neden kaldınız?
1979 yaz tatili için İran’a gittim ama çok geçmeden siyasete dahil oldum. Üniversitelerde benim için yeni olan birçok siyasi toplantı vardı ve onlara katıldım. Şah iktidardayken böyle bir özgürlüğe sahip değildik. Aslında oradaki bir sahne hayatımın akışını değiştirdi. Bir gün Devrim Yolu’nda bir insan deniziyle karşılaştım ve onlara gösterinin ne ile ilgili olduğunu sordum. Rejimin bir gazeteyi yasakladığını söylediler. İnsanlar biliyordu ki rejim o gazetenin varlığına katlanamıyorsa, o zaman herhangi bir özgür basının varlığına katlanmayacaktır. Bu yüzden sokaklara aktılar. Kalabalıkların insanlar üzerinde etkisi olduğu biliniyor ve bu beni derinden etkiledi. Tüm bu insanların basın özgürlüğünü savunmak için sokağa çıktığını görmek beni mutlu etti.

Gösterinin önünü ve sonunu görmeye çalışarak onlarla birlikte yürüdüm ama bu mümkün değildi, yüz binlerce insan oradaydı. Bazı erkekler kalabalığa taş atarak bize saldırdığında ifade özgürlüğünü savunmak için yürüyor ve sloganlar atıyorduk. Yanımda bulunan resim çizim tahtasının arkasına saklandım. Beni kurtardı, ama kırıldı. Kısa süre sonra insanların yüzleri veya vücutlarının kimi yerleri önümde bıçaklandı. Şok olmuştum. Hiç böyle bir şey görmemiştim. Aynı zamanda hiç yaşamadığım bir öfke de hissettim. Bu, insanların Şah’ı devirdiklerinde buldukları özgürlüğü ellerinden almaya çalışan rejime karşıydı.

Bunlar benim de rejime karşı harekete geçmem ve özgürlüğüm, tüm halkların hakkı olan özgürlüğüm için mücadele etmemin nedenleri.

Hepimiz daha iyi bir toplum için değişiklik yapmaya çalışıyorduk. Başarılı olamadıysak, bu hatalı olduğumuz ya da mücadelemizi terk edip meydandan kaçmalıydık anlamına gelmez.

Bir röportajınızda, “İranlı kadınların cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadelesi”nden bahsediyorsunuz. Erkekler, Humeyni İran’a geldikten sonra kadınların mücadelesini yeterince destekledi mi?
Hayır, maalesef erkekler İran’da kadınların cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadelesini desteklemedi. 8 Mart 1979’da Humeyni’nin kadınların başörtüsü takması kararına karşı yapılan gösterilerin resimlerine bakarsanız, erkekleri nadiren görürsünüz. Ve onları görürseniz, seçim özgürlüğü için yürüyen kadınları izliyorlar. Evet, resimler konuşuyor.
Maalesef son kırk yıldır, erkek akrabaların kadın akrabalarından sorumlu olduğunu belirten İslam Hukuku nedeniyle kadınların erkek akrabaları tarafından öldürülmesi artmıştır.

Erkeklerin bu cinsiyet ayrımcılığından bile faydalandığını söylemeliyim. Nasıl olduğunu merak edebilirsiniz. Bütün yasalar kadınlara karşı olduğundan ve erkeklere üstünlük sağladığından ya da kadının kaderini erkek akrabalarının ellerine verdiğinden, erkekler kadınların hayatının sorumluluğunu üstlendi. Örneğin yasa erkeklerin kızların iki katı miras hakkına sahip olduğunu belirtir ve buna rağmen, erkekler bu yasaya hayır diyebilir ve kız kardeşleriyle eşit mirasa sahip olabilirler, bunun yerine bunu kabul edip iki katına çıkan paranın tadını çıkarmaktadırlar. Kadınlar erkek kardeşlerinden bu tür tavırlara tahammül edemedikleri için, bu durum bazı ailelerde öfke yarattı.

23 yaşında gözaltına alındınız ve biz Kürtler tarafından da çok iyi bilinen Evin Cezaevi’ne konuldunuz. Ölüm cezasına çarptırıldınız ve 8 yıl hapis yattınız. Sorduğum için üzgünüm: Sizi kim sorguladı?
Ortak Komite Sorgu Merkezi’nde İslami muhafızlar tarafından sorguya çekildim. O zamana kadar henüz bir müze değildi. 2003 yılında müzeye dönüştürdüler. Bu sorgulama merkezini 20 yıldan fazla bir süre kullandılar, ancak bir müzeye dönüştürdüklerinde, sadece Şah rejimi tarafından kullanıldığını söylediler. Önce oraya götürüldüm ve orada 6 ay tutuldum. Mahkumlar orada işkence altında öldü. Felç olana kadar kırbaçlandım.

Siz ve diğer kadınlar, İran’daki cezaevinde korkunç kötü muamele ve baskı ile karşı karşıya kaldınız. Hapishanelerde İranlı kadınlar olarak direnmek için gücünüzü, ruhunuzu ve dostluğunuzu nasıl korudunuz?
Yüz binlerce insan tutuklandı ve binlercesi idam edildi. Mahkumlara, kamuya açık yerlerde, diğer mahkumların önünde ve hatta infaz edilmeden önce televizyonda, itiraflarda bulunmaları için işkence yapıldı. Bütün bunlar bizi o kadar kızdırdı ki, gücümüzü rejimin taleplerine hayır demek için kullandık.

Siyasi tutukluların uğrak yeri olan Evin Cezaevi içerisinde ya da çevresinde fotoğraf çekmek bildiğim kadarıyla yasak. Aynı zamanda bir ressam olarak çok acılar çektiğiniz Evin Cezaevi’ne dair güçlü tablolarınız var. Resimleriniz ile vermek istediğiniz mesaj nedir?
İnsanlara kendileri hakkında tanımadıkları, zihinlerinin ve gözlerinin bunları görmemek için eğitildiği şeyleri göstermek istiyorum. Hapishane resmi temalarımdan biri çünkü yüz binlerce kişi tutuklanmış olmasına rağmen, insanlar hala oranın nasıl göründüğünü veya orada olmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorlar.

8 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında tahliye edildiniz. Cezaevindeki korkunç koşulların haksızlıklara karşı savaşma ruhunuzu kıramadığını anlıyorum. Yaşadığınız travma ve TSSB’nin (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) üstesinden nasıl geldiniz?
Buraya geldikten sadece bir yıl sonra, tahliyemden dört yıl sonra hapishaneyle ilgili kabuslar görmeye başladım. Freedom from Torture (İşkenceden Kurtulma) kuruluşunu aradım ve terapiye başladım. Ancak hapishane deneyimimin üstesinden gelmeme sadece terapinin yardımcı olduğunu düşünmüyorum. Rejime ve adaletsizliğe karşı mücadele bana çok yardımcı oldu. Kapitalizmin baskısına karşı çarenin ona karşı mücadele etmek olduğunu düşünüyorum.

Bize serbest bırakıldıktan sonra neler olduğunu ve İran’da ve dünyada adaletsizliğe karşı yürütülen faaliyetlere kadın, yazar ve sanatçı olarak katılımınızı anlatır mısınız?
Serbest bırakıldığımda sosyal durumu eskisinden daha kötü buldum. Yoksulluk, tutuklandığım zamandan daha yaygın ve daha fazlaydı. Böylece yine kaçmam gereken zamana kadar rejime karşı mücadeleye dahil oldum. Tahliyemden üç yıl sonra buraya geldim ve sığınma talebinde bulundum. Ve burada da rejime karşı mücadeleme devam ettim. Halen tutuklular işkence görmekte ve hiç yapmadıkları suç faaliyetlerini kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu itiraflar televizyonda yayınlanıyor ve aynı zamanda barışçıl bir gösteride tutuklanan birini idama mahkum etmek için de kullanılıyor. 2017-2019 yılları arasında bazı ayaklanmalar oldu ve binlerce kişi tutuklandı. Daha sonra cinayeti itiraf etmek için işkence gördüler ve bu itiraflar onları idama mahkum etmek için kullanıldı.

Şu anda barışçıl bir gösteride tutuklanan ve idama mahkum edilen 11 gencin hayatını kurtarmaya çalışıyorum. Bunlar geçim derdiyle boğuşan ve bunu protesto etmek için gösteriye katılan işçiler. Navid Afkari listemdeydi, güreşçiydi ve geçen ay idam edildi. O da bir işçiydi ve güreşe olan ilgisini sürdüremiyordu. Aslında çocuk işçi olduğu için işçi olarak doğmuştu. Yedi yaşına gelmeden sakız ve uçurtma satmak için Azadi Parkı’na giderdi.

Umarım bu röportajı okuyanlar dilekçemi imzalar ve paylaşırlar; ve bizler bu insanların hayatını kurtarabiliriz. İmzalarınız ve sosyal medyadaki paylaşımlarınız bu kampanyaya büyük ölçüde yardımcı olacaktır. (Kampanyaya bu link üzerinden ulaşılabilir: http://chng.it/RsHkmCMf)

Yazıyor olmam da adaletsizlikle ilgili ama hikâye ya da şiir biçiminde.

Cezaevindeki anılarınız hakkındaki kitabınız ‘One Woman’s Struggle in Iran’ (İran’da Bir Kadının Mücadelesi) 2002’de Farsça yayınlandı. İngilizce versiyonu ise 2018’de yayınlandı. Bize kitabınızdan bahseder misiniz?
Kitap, cezaevinde geçirdiğim süre ve orada deneyimlediğim sekiz yıllık yolculuk hakkında. Ortak Komite Sorgu Merkezi’ndeki ilk altı ayım, ardından Evin Cezaevi, Ghezel Hesar Cezaevi ve Gohardasht Cezaevi. Bu cezaevlerinin her birinde farklı kadınlarla birlikteydim ve hem farklı hem de benzer işkencelere tanık oldum. Kitap, kadınların yoldaşlığı, birbirlerine destekleri ve hapishanede bile olsa devam eden mücadelemizle ilgili. Elbette, aynı zamanda rejimin 80’lerdeki zulmünün de çok sayıda insanın idam edildiği bir anlık görüntüsü.

Peki ya “X’ten A’ya Gizli Mektuplar” adlı kitabınız? Konusu nedir?
X’den A’ya gizli mektuplar tarihi bir romandır. Hikâyenin geçtiği yer Ortak Komite Sorgu Merkezi ve rejimin burayı yirmi yıl kullandıktan sonra nasıl müzeye dönüştürdüğü ile ilgili. Nazi mimarları tarafından tasarlanan ve 1937’de bitmiş ve kullanıma hazır bu binanın gerçek hikayesine dayanıyor. Bu aynı zamanda bir aşk hikayesi ve karakterler de tanıdığım insanlara dayanıyor. Örneğin ana kadın karakter, hapishanede tanıştığım ve rejime hayır diyen kadınlardan ilhamını alıyor.

İranlı kadınların direniş anlamındaki durumu şu anda nasıl? Ve gelecekte İran’da kadınların rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şu anda kadınlar rejime karşı aktif ve durdurulamaz durumdalar. Cezaevinde uzun cezalara mahkum edilen çok sayıda kadın var. Bazıları halk içinde başörtülerini çıkardıkları için tutuklandı. Belki de bir platformda ayakta başörtülerini sallayan resimlerini görmüşsünüzdür.

Ve İran’ın geleceğinde kadının rolü? Bence kadınlar, haklarını tam olarak tanımayan hiçbir şeye tahammül etmezler. Sanırım kendileri karar vereceklerdir ve gelecekteki yasaların toplumsal cinsiyet eşitliği ve herkes için eşit hakların değişmesini sağlamaya çalışacaklardır.

Son olarak bu kadar dirayeti nereden aldınız? Adaletsizliğe karşı mücadele etmek her zaman ruhunuzda var mıydı?
Adaletsizliğe karşı mücadele eden o kadar çok insan var ki ben de onlardan biriyim. Her birimiz daha iyi bir yaşamı hak ediyoruz. Özgürlüğü hak ediyoruz ve bunun için savaşmalıyız.

Yeni Özgür Politika


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar