“Öldürecek beni, biliyorum”

“Öldürecek beni, biliyorum”

Dört kez karakola gidip yardım alamamış, sonunda iki çocuğuyla sığınmaevine kaçmış bir kadın. Boşandığı eşinden uzakta olsa da korku içinde yaşadığını anlatıyor. Aysel’in hikâyesi, şiddet gören kadınların ortak hikâyesi

Burcu Karakaş

Bir oda, bir salon bir ev. Buram buram çiçekli yüzey temizleyici kokuyor. Salonda iki çocuk, birbirlerinden ayrılmaktan endişe eder gibi diz dize. Oturdukları koltuk onların yatağı aynı zamanda çünkü evde yatak yok. Sığınmaevinden çıkmış Aysel’in ilk evi burası. Çocukları odaya gönderdiği gibi yüzü kararıyor: “Öldürecek beni, biliyorum.”

Her an kalkıp gitmesi gerekebilir gibi koltuğun kenarında oturuyor. DW Türkçe’ye hikayesini anlatan Aysel, 17’sinde evlenmiş, şimdi 20’li yaşlarında. Çocuk yaşında hiç bilmediği bir şehirde yeni bir hayata başlamış. İlk senelerin, en azından şiddet görmediği için fena gitmediğini söylüyor. Eşinin türlü işler denediğini ve başı belaya girdiği için de bir dönem cezaevine girip çıktığını anlatıyor. Eşinin geçirdiği değişime inanamadığını belirtiyor: “Mafya gibi oldu. Takım elbise giymeye, ‘Kurtlar Vadisi’ izlemeye, tespih kullanmaya başladı. Şiddet de başladı…”

Ardından, büyük umutlarla, büyük şehre göç ettiklerini anlatıyor. Ancak bu kez kumar bağımlılığı başlamış. Eşinin eve uğradığı günler azalmaya başlamış. Bu yeni kentte kimseyi tanımayan ilkokul mezunu Aysel, iki çocuğuyla eve hapsolduğunu anlatıyor. Birkaç akrabası olduğunu ama kocası “izin” vermiyor diye onları da hiç göremediğini söylüyor.

“Gelinlikle gelir, kefenle çıkarsın”

Kocası ne getirse onu yemişler. Korkusundan evde para olsa bile markete gidip ekmek alamazmış. Günler böyle geçerken kumara saplanan adam, evin eşyalarını satmaya başlamış. Çocuğunun beşiğinin satıldığı günü unutamıyor. Bulduğunu sattıkça, aile fakirliğe sürüklenmiş. Şiddetin dozu da artmış:

“Gördüğüm şiddetin haddi hesabı yoktu. Kemerle saatlerce dövüyordu. Gidecek yerim yoktu. Kayınvalideme dayanamadığımı söyledim. ‘Bizde bir adama gelinlikle gelir, kefenle çıkarsın’ dedi.”

Aile ziyaretleri sırasında kıskançlık bahanesiyle kolunda sigara söndürdüğü zaman ses çıkardığında akşam daha fazla şiddet göreceğini bilerek çığlıklarını içine attığını anlatıyor genç kadın. Aysel’in maruz kaldığı şiddete çocukları da şahit. Onu en çok yaralayan da bu olmuş:

“Babam seni dövünce öleceksin diye çok korkuyorum. Sen öleceksin, kimse bize bakmayacak” sözleri karşısında çaresizlikten dilsize, şiddet çocuklarına da yöneldiğindeyse deliye döndüğünü belirtiyor. Oğlunu ağzı burnu kan içinde görmesi, bardağı taşıran son damla olmuş:

“Ben elinde nefessiz kalıyordum. Kulaklarım uğuldardı da öyle bırakırdı. Ya çocuğum da…”

“Dört kez uzaklaştırma aldırdım, hepsinde eve döndü”

İşte o gün evden gitmeye karar vermiş ama öncesi var. Aysel aslında dört kez karakola müracaat etmiş bir kadın. Bir keresinde çocuklarını alamadan gitmiş, polislerin onları evden alamayacağını öğrenince geri döndüğünü söylüyor. Bir başkasında kocası hakkında 40 gün uzaklaştırma kararı aldırmış. İfadesini alıp serbest bıraktıkları adama, “Evinden kıyafetlerini alabilirsin” demişler. Aysel kapıyı açınca karşısında uzaklaştırma kararı olan kocasını bulmuş. “Şimdi polisler var mı, seni öldürsem ne yapacaksın” dediğini anlatıyor.

Telefonunu parçalayınca, “Siz ararsanız biz hemen geliriz” diyen polisleri arayamamış. Karakola üçüncü gidişinde, yine uzaklaştırma kararı aldırmış ama adam yine eve gelmiş. Dördüncü kez uzaklaştırma çıktığında ise üç gün eve gelmediğini ama sonrasında yeniden döndüğünü söylüyor:

“Ayağına bir kelepçe tak, bakalım o zaman yanıma yaklaşıyor mu. Karar, kâğıt üstünde. Neye yanıyorum biliyor musun? Bu kadar sefalet, çile çektim. O bir kez ceza çekmedi.”

Bir defasında umutlanmış ama o da hüsranla sonuçlanmış. Darp raporu aldığı bir gün şikâyetçi olduğu için kocası hakkında dava açılmış. Aysel’in gidecek yeri olmadığından aynı evde kaldıkları gibi aynı mahkeme salonunda da bir araya gelmişler. “Seni dövdü mü, şikâyetçi misin” diye sormuş hâkim. “Yok” demiş kocasıyla yan yana durmak zorunda olan Aysel. “Korkuyor musun” diye sormuş diğer hâkim. “Yok” diyebilmiş yine. “Olsun” demiş, “Ceza vereyim de bir daha yapmasın”. Üç ay hapis cezası vermişler. Çarşamba cezaevine girmiş, Cuma eve dönmüş.

“Konukevi diyorlar, cezaevinden farkı yok”

Evden gitmeye karar verdiği gün sığınmaevine çocuklarını da alabileceğinden emin olduktan sonra “Tamam” demiş. Polis aracı gelene kadar eşi dönecek diye yaprak gibi titrediğini anlatıyor. Karakolda, “Darp raporu almak falan istemiyorum, beni buradan çıkartın” diyebilmiş. Sığınmaevine gidene kadar başka kadınların da kendisi gibi dayanılmaz boyutlarda şiddet gördüğünü ve buna rağmen yalnız bırakıldıklarını hiç düşünemediğini söylüyor. Ancak orada tanıştığı kadınların, benzer bir hayattan kurtulmaya çalıştıklarını görünce yanlış düşündüğünü fark etmiş. Hepsinden aynı sözleri işitmiş: “İfadesi alındı, serbest bırakıldı.”

Ona ve çocuklarına bir oda verilen sığınmaevinde belli yemek saatleri olduğunu, dışarıdan yiyecek dahil herhangi bir şey getirmenin yasak olduğunu anlatıyor. Anneleriyle kalan bazı çocukların, “Çikolata istiyorum” diye ağladığını hatırlıyor. Birkaç arkadaş edindiği sığınmaevinde sekiz ay geçirmiş:

“Kahvaltı geliyor, buz gibi. Bir kere sıcak yumurta gelmedi. Çocuk dediğin soğuk bir şey yemiyor ki… Konukevi diyorlar, cezaevinden hiçbir farkı yok.”

Kocası, nafaka istemezse anlaşmalı boşanacağını söyleyince evden can havliyle kaçtıktan bir süre sonra boşandıklarını anlatıyor. Sekiz ayın sonunda sığınmaevi personeline hangi ilçede olduklarını sormuş. Biriktirdiği harçlığıyla bulduğu evin depozitosunu ve ilk kirasını ödemiş. Aysel’in geçim kaynağı yok. Kaymakamlıktan aldığı 1.400 TL ve 200 TL gıda kartı var. Kira, 1.000 TL. Evden hava almak için bile dışarı çıkmıyorlar. Sadece can güvenliği endişesinden değil, para da yok.

“Markete gitmek falan da para istiyor. Elimden geldiğince kısıyorum ama bir yerden sonra tıkanıp kalıyorsun yani. Keşke bu eve geldikten sonra bir baksalardı ne çekiyorum, nasıl ayaklarımın üzerinde duruyorum. Kimse kapıyı çalmadı bir gün.”

“Adresimizi bulur diye okula kayıt ettiremedim”

Aysel canının derdinde, evlendiğinden beri sosyal hayatı yok. Kimsesi yok. Bazen bir market, bir de park. Çoğumuzun dışarı çıkarken sıkılarak taktığı maskenin onun için farklı bir işlevi var: “En azından biraz kamufle ediyor.”

Aysel, bir akşam saati kapı zili çaldığında ne yapacağını bilememiş. Anlatırken bile rengi beyaza dönüyor. Üst kata gelen pizzacının kapıyı yanlışlıkla çaldığını anlayana kadar ömründen ömür gittiğini söylüyor. Eski kocasının ailesinin, “Kâğıt üstünde istediğin kadar boşan, o seni boşamamış ki”, “Eşindir, düzelir” sözleri ile çocuklarına sordukları “Hangi okula gidiyorsunuz”, “Annenin yanında erkekler var mı”, “Polis miydi sizi eve götüren, başka adam mı” gibi sorular aklından çıkmıyor. Çocuklar, babalarıyla buluştuğunda oturdukları yeri ağızlarından kaçırır diye de endişeliymiş: “Yalova’da olduğumuzu sanıyorlar.”

Aysel hakkında gizlilik kararı var ama çocukları hakkında yok. Okula kayıtlarını yaptıramıyor çünkü eski kocasının e-devletten adreslerini öğrenebileceğinden korkuyor. “Okula gittiğimiz ilk gün bizi orada bekleyeceğini biliyorum” diyor. Aynı korku sebebiyle rutin sağlık kontrolüne gitmesi gereken oğlunu hastaneye de götüremiyor.

Bu kutu gibi evin tek eksiği sadece yatak değil ama Aysel’in şu an eksikleri tamamlayacak maddi durumu yok. Kaloriferi açmamış henüz, çocukları kalın giydiriyor ki bir de ısınma masrafı çıkmasın. Hayatta kalma mücadelesi veriyor ve devlet desteğinden mahrum olduğu için bu mücadelenin ağırlığı altında eziliyor.

“Ceza almadığı için şiddete devam etti. Hiç korkmadı çünkü hiçbir şey yapılmadı. Biri bana desin ki, ‘Peşinizi bıraktı, artık zarar vermeyecek’. Tek isteğim bu…”

  • İsimler ve şehirler güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir.

Deutsche Welle


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar