Ölülere saldırmak neyin alameti?

Ölülere saldırmak neyin alameti?

Faşizmin ‘90’lardaki klasik biçimleri kurulmakta olanı engellemeye dönük bir gözüdönmüşlük taşıyordu. Bugünse, engellenemeyerek oluşan, biriken, kurumsallaşan, simgelerle tarihe kazınanı kökünden sökme çabasıyla karşı karşıyayız!

Hejar Baran

Kürt halkına dönük tarihsizleştirme-belleksizleştirme saldırısı insanlık tarihinin en hayasız biçimleriyle devam ediyor. Düşmanları açısından artık fiili bir tehlike oluşturmayan ölülerle uğraşmak bu dönemdeki düşmanlığın niteliğinin de sınandığı en temel saldırı biçimine dönüştü. Kürt halkının tüm tarihsel kazanımlarının nasıl bir bedeller silsilesiyle elde edildiğini unutturmak istiyor, giderek bunu aşağılamanın en mide bulandırıcı biçimleriyle yapıyorlar.

O toprakların özgürleşmesi için canını ortaya koymuş savaşçılarını özlemlerine de uygun şekilde oralarda defnetmek, anılarını kökleştirmek, kolektif hafızanın canlı tutulmasının simgesine dönüştürmek düşmanlık hukukunun sınırlarını yıkıp geçecek şekilde engelleniyor. Mezar taşları kırılıyor, bir anneye evladının kemikleri kargoyla yollanabiliyor! Bir gerilla cenazesi dini vecibelerin yerine getirilmesine, yıkanmasına da izin verilmeden gömdürülüyor! Bitlis’teki Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılarak İstanbul’a getirilen ve Kilyos’taki kimsesizler mezarlığında, kaldırımda açılan bir kuyuya “defnedilen” 262 gerilla cenazesinde olduğu gibi; ölüler gömüldükleri yerlerden çıkarılarak bilinmeyen bir çukura topluca doldurulup, üstleri beton bloklarla kapatılabiliyor*.

Kürt ölülerinde simgeleşen tarihsel anlamlar, her şey bir yana bu vicdansızca yöntemlerle silinebileceği sanılıyor.

Ölü bedenlere işkence yapmak, kulak kesmek, uzuvlarından koleksiyon oluşturmak düşmanlığın en mide bulandırıcı biçimiydi ‘90’larda. En acımasız olanıysa kaybetme politikasıydı, katlettikleri devrimci ve yurtseverlerin ailelerine onlara ait bir kemik olsun vermemeleri; evlatlarının ölü bedenlerini bütün hayatlarını zindana çevirecek bir bekleyiş haline getirmeleriydi.

Fakat o zamanlarda bile genel olarak parçalanıp, işkence edilen gerilla cenazeleri, sayısız zorluk çıkarılsa da ailelerine teslim edilirdi. En fazla tören yapılmasın diye kaçırılarak sadece ailenin katılacağı defin işlemi yapılırdı. İlyada Destanı’nda Aşil’in öldürdüğü Hektor’un bedenine işkence etmesi hatta arabasına bağlayıp surların etrafında dolaştıracak kadar büyük bir düşmanlıkla hareket etmesine rağmen son noktada insafa gelip bu bedeni babası Truva kralı Priamos’a teslim etmesindeki gibi…

Fakat son zamanlarda ölülerin kabirlerine dönük saldırganlık onlarca yıl sayısız biçimiyle sergilenen düşmanlığın gelinen noktada nasıl bir dönüşüm yaşadığının da ifadesi oluyor. Savaş halinin en sıcak olduğu ‘90’larda ölü bedenlerine yapılan işkenceler korku ve gözdağı vermenin, güç gösterisinin aracıydı.  Savaşın silahlı mücadele biçiminin o yıllarla kıyaslanmayacak bir düzeye indiği (Türkiye cephesinde), fakat Kürt sorununun bölgedeki dengeler içinde önemli bir yere oturduğu bu koşullarda saldırganlığın ruhu da biçimleri de buna göre şekilleniyor.

Kürt halkının tarihsel kazanımlarının simgesi, manevi-moral dünyasının yapı taşları olan mezarlarına-ölülerine dönük bu saldırganlığın ruhu ve kazandığı biçimler IŞİD gibi insanlık düşmanı bir gücün yapıp ettikleriyle paralellik taşıyor.

Hedefiyse hem onlarca yılın acılarını omuzlamanın yorgunluğunu soluyan ama hem de bölgesel gelişmelerle de bağlantılı olarak umut ve dirayetini kaybetmeyen Kürt halkına, “O yıllar içinde oluşturduğun belleğini yık, kurduğun tüm toplumsal ilişkileri çöz, kazanım olarak gördüğün ve manevi dünyanda anlamlar oluşturan tüm birikimin üstüne bir çarpı çek! Yoksa artık ölülerini bu topraklara gömmene ya da onlara yüklediğin anlamlara uygun defnetmene, ölümsüzlüklerindeki manayı mezar taşlarına işlemene izin vermeyeceğiz!” mesajı salmaktır.

Faşizmin ‘90’lardaki klasik biçimleri kurulmakta olanı engellemeye dönük bir gözüdönmüşlük taşıyordu. Bugünse, engellenemeyerek oluşan, biriken, kurumsallaşan, simgelerle tarihe kazınanı kökünden sökme çabasıyla karşı karşıyayız! Kurulanı yıkmak, birikeni dağıtmak anlamına gelen bu saldırganlık Kürt halkına kelimenin gerçek anlamıyla pişmanlığı, itirafçılaşmayı, dönekleşerek sistemin sessiz kölesi olmayı dayatıyor.

Aynı zamanda büyüyen devasa korkuyu da gösteriyor. ‘90’larda oluş halinde olan vardı, bunun nerelere evrilebileceği öngörülmekle birlikte bugünkü dünya dengeleri içinde belli bir somutluk kazanmış haliyle karşılarına çıkmamıştı. Ortaoğu’da değişen dengeler içinde Kürt sorununun kazandığı anlam faşist rejimi alabildiğine korkuttuğu gibi yayılmacı hayallerini de körükledikçe körüklüyor. Kürt halkının daha güçlü bir örgütlenmeye sahip olması durumunda ortaya çıkan bu koşulların nerelere evrilebileceğini öngörmenin korku ve saldırganlığıyla yayılmacı iştahın iç içe geçtiği bir gözüdönmüşlük bu…

Mücadelenin olanaklarıyla daha geniş bir eksene oturduğu fakat örgütlenmenin de saldırganlıkla da bağlantılı olarak nispeten zayıfladığı bu araf halinin ruh halidir yaşadığımız. Yanıtı örgütlü gücün toparlanıp, derinleştirilmesi, iktidar bilinci ve iradesiyle buluşmasıyla verilebilir.

**

*Aralık 2017 tarihinde Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılan 267 cenaze, İstanbul Adli Tıp Kurumuna (ATK) getirildi. 267 cenazeden sadece beşi aileleri tarafından teslim alınarak istedikleri yerlere defnedildi. 11 cenazenin ise DNA eşleşmesi yapılıp aileleri tarafından alınacaktı. Ancak DNA eşleşmesi yapılan 11 cenaze de dahil 262 cenazenin Mart 2019’da Sarıyer’de bulunan Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiği açığa çıktı.

Cenazeler aile mezarlıkları için ayrılan parsel ile yol arasında bulunan kaldırıma defnedilmişti. Kazılan kaldırımda 18 mezarlık için alan açıldığı ve 1’den 18’e kadar numaralandırılmış dar bir alana 261 cenazenin üst üste defnedildiği belirtiliyor.

Cenazelerin gömüldüğü kaldırımın yaklaşık 3 metre derinliğinde kazıldığı ve sol tarafına tuğlalarla duvar örüldüğü; defin yapılan yerin üzerinin 30 santimlik beton bloklarla kapatılarak, üstünün toprakla, toprağın üstünün de kaldırım taşlarıyla kapatıldığı ve etrafının pislik içinde olduğu söyleniyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar