Osman Şiban ve Servet Turgut linç ve kitlesel dayağa maruz kaldı

Osman Şiban ve Servet Turgut linç ve kitlesel dayağa maruz kaldı

Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık’ın hazırladığı rapordan Van Çatak’ta 11 Eylül’de askerler tarafından helikopterden atıldıkları yargısının yerleştiği Osman Şiban ve Servet Turgut’la ilgili hazırladığı raporda “İşkence ve lince maruz kalan Turgut ve Şiban ile ilgili ‘helikopterden atıldılar’ bulgusu, faillerin suçlarını gizleme telaşıyla ortaya attıkları ‘resmi yalanın’ biçim değiştirmesi.” denildi

Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık, askerler tarafından Van Çatak-Beytüşşebap arasındaki köylerinden alınarak helikopterle alaya götürülen ve 2 gün sonra koma halinde hastanede bulunan Osman Şiban ile Servet Turgut’un yaşadıklarını raporlaştırdı. Şiban’ın 100-150 kadar asker tarafından linç edildiklerini anlattığı raporda, olayın ‘helikopterden atılma’ olarak yerleştiği ancak bunun kitlesel dayak ve linç işkencesini gölgede bıraktığı kaydedildi. “Helikopterden atılma” söyleminin failler tarafından suçlarını gizlemek telaşıyla ortaya atıldığı ve bu ‘resmi yalan’ın biçim değiştirerek yerleştiği vurgulandı.

Şık’ın bu sabah Meclis’te yaptığı basın açıklamasıyla duyurduğu raporda, “Van il merkezinde olayla ilgili bilgisi ve tanıklığı olan kişilerle yapılan görüşmelerde Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıkları iddialarının kaynağının bizzat askerler olduğu anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Osman Şiban ve Servet Turgut, 11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerlerce gözaltına alındı, iki gün sonra Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde bulundular. 20 gün yoğun bakım servisinde tedavi gören Servet Turgut hayatını kaybetti.

Ahmet Şık ve çalışma arkadaşlarından Yılmaz Ruhi Demir, Turgut ile Şiban’ın gözaltına alındığı Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’nda incelemelerde bulundu, tanıklarla ve mağdur avukatlarıyla görüştü. Van Valisi, İl Jandarma Alay Komutanı, Van Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturmayı üstlenen Savcı ise görüşme taleplerini reddetti.

“Kitlesel darp ve linç işkencesi gölgede kaldı”

Şık ve Demir’in hazırladığı raporda, helikopterden atılma iddiasının kaynağının askerler olduğu ifade edildi:

“Olaya ilişkin kamuoyu kanaatini şekillendiren, muhalefetin, hak savunucuları ve medyanın da sahiplendiği “helikopterden atıldılar” bulgusu, aslında faillerin suçlarını gizleme telaşıyla ortaya attıkları “resmi yalanın” biçim değiştirmesinden ibaret görünmektedir.

“‘Helikopterden atladılar’ şeklindeki beyan, kayıtlara “yüksekten düşme” ve bu dolayımla “helikopterden düşme” şeklinde girmiştir.

“Bir yurttaşın ölümüne bir diğerinin de ağır şekilde yaralanması suçunun failleri olan askerler nezdinde “helikopterden atlamış” olan köylülerin yaşadığı işkence/linç, aileler ve peşi sıra Türkiye kamuoyu nezdinde “helikopterden atıldılar” şeklinde yerleşmiş görünmektedir.

“Yani faillerin yalanı, müdafilerin gerçeğine dönüşmüş, olayın aslını oluşturan kitlesel bir dayak ve linç işkencesi gölgede kalmış demek yanlış olmayacaktır.

“İşkenceden sağ kurtulabilen Osman Şiban’ın, yere inen helikopterden askerler tarafından arkalarından itilerek beton zemine düşürülmelerini, yaşadığı ağır travmaya da bağlı olarak “Atıldık” diye ifade etmesinin de bu iddianın yaygınlaşmasında rol oynadığını söylemek mümkündür.

“Şiban’ın anlattıklarına bakıldığında helikopterden atılma olayının, işkence ve kitlesel dayak ile geçen birçok saatin sadece bir detayı olduğu, Turgut’u öldüren ve Şiban’ı ağır yaralayan olayın esasen ağır işkence ve kitlesel dayak olduğu anlaşılmaktadır.”

“Bu ihtiyarı dövmeyin, bu ihtiyar ölecek”

Osman Şiban gözaltı sonrası uçuş sırasında helikopterin içinde neler olduğunu şöyle anlattı:

Bizi otun oraya götürdüler. Sonra baktım bir helikopter geldi oraya indi. Bizi döverek helikoptere bindirdiler. Birkaç asker de bizimle bindi ama çoğu aşağıda otun orada kaldı. Helikopterde, tam hatırlamıyorum ama 20 kadar asker vardı.

 

Ne köyden alırken ne de helikopterin içinde bizi suçlayan bir şey söylemediler. Ben öyle bakıyordum askere benim yüzüme yumruğu yapıştırdı. ‘Bakmak yasak, konuşmak yasak, sağa sola bakmak yasak’ diyerek bana vuruyordu. Yüzüme vuruyordu hep.

 

“Servet’e de vuruyorlardı. Helikopterin içinde kaç tane yumruk ağzıma vurdular. Helikopterin içinde iki tane cenaze vardı, örgüt mensuplarıymış. Böyle poşet gibi bir çuvalın (Ceset torbası) içine torbalamışlardı. Birini açıp başını çıkarttılar, yüzünü gösterdiler ölenin. Bana ‘Sen bunu tanıyorsun’ dediler. Ben tanımıyorum, ne bileyim kimdir dedim. Beni yine dövmeye başladılar.

 

“Hatta öyle dövdü ki, başımı o poşetin üstüne düşürdü. Telsizden mi ne konuşmalar yapıyorlardı. Birbirleriyle konuşuyorlardı. ‘Van’ın kışlasına getirin’ gibi şeyler söylediklerini duydum. Kışla mı diyordu, öyle bir şey. Telsizin sesi vardı ‘Kışlaya getirin’ diye. Helikopterin içinde Servet’le konuşma monuşma hiçbir şey yok. Olmadı.

 

“Servet’e de bir kez yumruk attıklarını görebildim. Sonra başımız eğik göremedim ama helikopter içinde bizi çok dövdüler.

 

“Bir askerin, komutan mı bilmiyorum Servet’i kastederek ‘Bu ihtiyarı dövmeyin, bu ihtiyar ölecek’ dediğini duydum.

 

“Helikopter indi. İçindeki askerlerin de hepsi inmiş. Ben de böyle sağa sola baktım. Bizi daha indirmemişlerdi. Helikopterin içinden görünüyor. Baktım dışarıya çok asker var. Belki 100-150 tane asker var. Kuşatmış asker, hazır durumda bekliyordu. Silahı da var üstlerinde. Birisi, ‘O teröristleri indirin aşağıya’ dedi. Baktım, iki asker yukarı geldi.

 

“Önce cenazeleri attılar. Sonra bizi de attılar. Helikopterin kapısının ağzından arkamızdan aşağıya itildik. Servet’le betonun üzerine düştük. Servet’i de attılar, o da benim yanımda. Attılar. Hani yere attılar, biz de yere düştük.

 

“Biz öylece yerdeydik. Birini duydum, dedi ki ‘Ya bu terörist sağdır’, öyle duydum. Sonra o gördüğüm 100-150 asker üzerimize çullandılar. Tekmeler, yumruklar… Vallahi bizi yere sürdüler. Her birimizin başında 10 kişi, 20 kişi. 10 kişi bir kişinin üstüne geçiyordu, hepsi bize yetişip dövüyordu bizi. Bize ne yaptılar bilmiyorum. Bana ne yaptılar bilmiyorum. Yere attılar, oradan sonra başıma geçtiler. Ezdiler başımdan. Helikopterin içinde de orada da dövdüler bizi. Dayak atarlarken ‘Teröristler’ diyorlardı bize.

 

“Orada ben bayılmışım. Nasıl hastaneye getirdi hiç hatırlamıyorum. Gözümü açtım baktım yanımda biri var, avukat. Ben çok korkuyordum. Ağlamaya başladım. Polisler de vardı çok. ‘Beni askere teslim etme, beni öldürecekler’ dedim. Dedi ki bana ‘Korkma. Ben buradayım. Akrabaların burada. Seni dövemezler artık’. Ben öyle hatırlıyorum başka hiçbir şey yok. Bana bunları yaptılar.

“Çok sayıda askerin lincine maruz kaldılar”

Raporda da olay şöyle anlatıldı:

* Köylülerin ifadelerine göre 16.00-17.00 saatleri arasında gözaltına alınıp bindirildikleri helikopterle Van İl Jandarma Komutanlığı’na getirilen Servet Turgut ve Osman Şiban tüm bu süreç sırasında kaba dayak işkencesine maruz kalmışlardır.

 

* Helikopterin Van İl Jandarma Komutanlığı’ndaki piste inmesinden sonra arkalarından itilerek beton zemine atılan köylülere yapılan işkence burada da devam etmiş ve çok sayıda askerin lincine maruz kalmışlardır.

 

* İşkencenin şiddetiyle durumları ağırlaşan köy sakinleri 11 Eylül 2020 saat 19.00 sıralarında sivil giyimli jandarmalar tarafından iki ayrı araçla Özel Lokman Hekim Hastanelerinin Van’da bulunan iki ayrı hastanesine götürülmüşlerdir.

 

* Durumu daha ağır olan Servet Turgut daha geniş olanaklara sahip olan Cumhuriyet Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi’ndeki Lokman Hekim Van Hastanesi’ne, durumu görece iyi olan Osman Şiban ise Serhat Mahallesi Milli Egemenlik Caddesi’nde bulunan Lokman Hekim Hayat Hastanesi’ne götürülmüşlerdir.

 

* Tanıklar, Şiban’ı hastaneye getiren sivil jandarmaların tıbbi müdahale sırasında görevli personel ve çevrede bulunanlara, “Bunlar terörist. Çatışmada aldık ama getirirlerken helikopterden atlayarak kaçmaya çalıştılar” şeklinde konuşmalar yaptıklarını anlatmıştır. Bu ifadelerden de “Helikopterden atlama/atılma/düşme” iddialarının kaynağının bizzat failler olduğunu söylemek mümkün olacaktır.

 

* Bu sözler, yakınlarını hastanede koma halinde bulan ailelerce de duyulmuş ve aile durumu HDP Milletvekili Murat Sarısaç, avukatlar ve gazetecilere aktarmıştır.

 

* Cenazeyi görenlerin anlatımlarına göre Servet Turgut’un tüm vücudu ezilmiş ve sanki tüm kemikleri kırılmış gibidir. Vücudunda çok sayıda morluk vardır. El parmakları kırılmış halde ve öndeki dişleri yoktur. Cenazeyi gören bir tanığın ifadesine göre: “Sanki üzerine bir kamyon hafriyat dökülmüş gibi ezilmişti.

Gazeteciler “eski soruşturmayla” tutuklandı

Haberi yazan gazetecilerin tutuklanması da raporda yer aldı:

Olayı kamuoyuna ilk aktaran, bu nedenle de tutuklanacak olan Mezopotomya Ajansı (MA) çalışanları olmuştur. Konuyla ilgili ısrarlı takipleri ve yaptıkları haberler nedeniyle Cemil Uğur ile çalışma arkadaşları gazeteciler MA Haber Müdürü Adnan Bilen ve Jin News muhabiri Şehriban İba haklarında yürütülen eski bir soruşturma gerekçe gösterilerek, eski MA çalışanı Nazan Sala ile birlikte 6 Ekim 2020’de gözaltına alındıktan sonra 9 Ekim 2020’de tutuklanmışlardır.

“Tutuklanan gazetecilerin kamuoyuna “Helikopterden atılma” olarak yansıyan ve iktidar nezdinde rahatsızlık yaratan işkence vakasıyla ilgili haberleri yapan kişiler olduğu düşünüldüğünde eski bir soruşturma devreye sokularak tutuklanmaları izaha muhtaçtır.”

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar