Pirus zaferi

Pirus zaferi

Strateji basitçe, bir zafer kazanma amacıyla yapılmaz. Savaşları kazanmak için devreye girmesi gereken taktiktir. Taktiği uzman teknik akıl üretebilir. Ancak strateji, ortak aklın ürünüdür. Strateji o savaşın da hizmet etmesi gereken çok çok daha büyük bir amacı ifade eder

Meksika’nın ıssız bir sahil köyünde oltasıyla avlanan balıkçı köylüyle oradan geçmekte olan işadamı bir Amerikalı turist arasındaki diyalogu içeren fıkra internetin ilk yıllarında oldukça popülerdi.

İşadamı, balıkçının yakaladığı kova dolusu balığa hayranlıkla bakar ve sorar;

“Ne kadar sürede yakaladın?”

“İki saatte.”

“Günün geri kalanında ne yapıyorsun?”

“Sabahları biraz balık avlıyorum. Sonra çocuklarımla oynuyorum. Öğle olunca karımla siesta yaparız. Akşamları, dostlarımla gitar çalıp içer, eğleniriz. Dolu dolu bir yaşantım var beyim.”

“Ancak böyle sadece iki saat balık tutarak hayatta bir yere varamazsın!”

“Ne yapmam lazım?”

“Balık tutmaya daha fazla zaman ayırmalısın. Bu sana çok kazandırır. Bir iki yılda kazandığın ekstra parayla bir balıkçı teknesi satın alabilirsin.”

“O ne işe yarayacak?”

“Daha fazla balık yakalayacağın için tekne sayını artırır birkaç yılda balık teknesi filon olur. Sonra da Amerika’ya ihraç edebileceğin kadar balık yakalarsın.”

“O zaman ne olur?”

“İhracatla çok çok daha fazla kazanırsın. En fazla 10 yıl içinde New York merkezli bir şirket kurarsın. Birkaç yıl sonra da hisselerini halka açarsın ve artık süper zengin olursun.”

“Peki süper zengin olunca ne olur?”

“Artık şu hayatta çalışmak zorunda kalmazsın. Bir sahil kasabasına yerleşirsin. Sabahları keyfince biraz balık yakalarsın. Sonra çocuklarına ayıracak bol vaktin olur. Öğlenleri karınla siesta yaparsın. Akşamları, dostlarınla vakit geçirip eğlenirsin. Keyif dolu bir yaşantın olur.”

***

Kazanmak ile başarmak arasındaki farka dikkat çeken bu anlatıda gerçek bir zaferi halihazırda yaşayan balıkçıya, 15-20 yılını feda etmesi karşılığında bir ‘Pirus zaferi’ vaat edilir. Söyledikleri mantıksız değil, gayet isabetli teknik açıklamalar. Ancak amaçsızdır.

Yukarıdaki fıkra antik Yunan çağ tarihçisi Plutark’ın klasik eseri ‘Paralel Yaşamlar’da bize aktardığı, Pirus zaferinin kahramanı Epir kralı Pirus’un Cineas adlı bilge danışmanı ile diyalogunun modernleşmiş versiyonudur.

Epir’de kendi halinde mutlu bir krallığı olan Pirus, Adriyatik’in karşı kıyısına geçip İtalya’yı işgal etmeyi ve yeni yeni palazlanan Roma’ya saldırmayı planlamaktadır. Diyalog işte bu hazırlık döneminde gerçekleşir.

Cineas lafa girer:

“Romalıların çok iyi savaşçılar olduklarını duydum kralım. Tanrılar bize onları yenmeyi bahşederse bu zaferin neye hizmet etmesini öngörüyorsunuz?”

“Bu çok açık değil mi?” diye konuşur Pirus: “İtalya’nın efendisi biz olacağız ve tüm zenginlikleri bizim olacak”.

“Peki öyle olunca ne yapacağız?” diye sorar bilge.

“Sicilya” der Pirus; “Bu zengin ve kalabalık adayı kazanmamız artık çok kolaylaşacak”.

“Sicilya’yı da kazanmamız savaşımızı sona erdirecek mi?”

“Tanrılar bize bu zaferi yaşattığı zaman, artık bunu çok daha büyük bir zaferin basamağı yapmak kaçınılmaz olacak. Sicilya’ya sahip olduktan sonra Libya ve Kartaca’ya ulaşmaktan kim kendini alıkoyabilir ki?”

“Kimse” der bilge: “Bu da bizi bütün Helen dünyasının mutlak fatihi yapacak. Peki ondan sonra ne olacak?”

Pirus keyifle yanıtlar: “İşte o gün geldiğinde dostum, artık rahatlayacağız. Bütün gün güzel güzel içeceğiz. Keyifli sohbetler yaparak günlerimizi geçireceğiz.”

Ve Cineas artık dayanamaz bu diyalogun tarihe geçmesine neden olacak o provokatif soruyu sorar: “Peki bunu, kendimizi ve başkalarını bunca sıkıntıya sokmadan şimdi yapmamıza engel olan ne?”

Pirus, şaşkın şaşkın bilge dostunun yüzüne bakar ama aklına bir yanıt gelmez. Bu haklı uyarıya rağmen İtalya’ya girer ve savaşlara girişir. İlk savaşlarda karşısına çıkan Roma ordularını yener ama her defasında kendi ordusunun da önemli bir kısmını kaybeder. Askalum Savaşı’ndan sonra, ordusundan geriye kalana bakar ve ‘bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim’ şeklinde söylenir. İşte onun bu sözünden dolayı da, kazananı nihayetinde bitirecek bir bedel ödenerek kazanılmış zaferlere ‘Pirus zaferi’ denir. Pirus girdiği her savaştan kazanan taraf olarak ayrılmasına rağmen, kazanmak için ödediği yüksek bedeller nedeniyle sonunda hezimeti yaşar. İtalya’ya sahip olacağım derken, önce ordusunu sonra da krallığını kaybeder.

Pirus, eğer onu uyarmaya çalışan bilge danışmanı kadar taktik ve stratejik yaklaşımların farkındalığına sahip olsaydı bu akıbeti yaşamayabilirdi. ‘Taktik’ ve ‘strateji’ arasındaki farkı tarih boyunca gören çok az oldu. Ta ki bir Prusya subayı bu farkı berrak şekilde anlatıncaya kadar…

Carl von Clausewitz, Napolyon savaşları döneminde yaşamış, çok kitap okuyan, içe kapanık bir Prusya subayıydı. Gençliğinde büyük bir kahraman olup, ordularının başında şerefli zaferlere koşan bir komutan olma hayalleri kuruyordu. Ama kariyeri boyunca orta rütbeli bir subay olmanın ötesine geçemedi. Ancak bu ona, Avrupa’yı kasıp kavuran savaşları derinlemesine analiz etmek için yeterli süre ve olanağı tanıdı. Düşmanı Napolyon, ki kişisel olarak hayranlık da duyuyordu, gözlemlerinin merkezindeki isimdi. Napolyon’un muhteşem zaferlerinin de, trajedisinin de yakından tanığı oldu. Napolyon Avrupa’yı aşarken onu durdurmaya çalışan askerlerin arasındaydı. Napolyon Moskova’ya girdiğinde Clausewitz de Rusya’daydı. Moskova’yı Rusya’nın ağırlık merkezi sanma yanlışlığına giren Napolyon, burayı yakıp yıkıp Rusya’yı bitirdiğini düşündükten sonra işini bitirip de geri dönüş yolunda Dinyeper’in kollarından biri olan dondurucu Berezina Nehri’nde bir hezimete uğrayacak ve ordusunun önemli bir kısmını kaybedecekti. Üç yıl sonra 1815’te de Waterloo’da Napolyon çağını bitirecek nihai hezimetini yaşarken Clausewitz yine o meydandaydı.

Clausewitz 51 yaşında koleradan öldüğünden kendisinden geriye, işte bu savaş meydanlarındaki gözlemlerini tuttuğu çok sayıda not kaldı. Notlarının üstünde, ‘Vom Kriege (Savaş Üzerine)’ yazıyordu.

Clausewitz’e kadar stratejiyi, taktiğin zıddı olarak derinlemesine düşünebilen pek olmamıştı. Taktik başarıların, stratejik hezimetler de getirebileceği üzerine pek kafa yorulmamıştı. Yaşamının önemli bir kısmı savaşlar içinde geçmesine rağmen Clausewitz, stratejinin, sadece ‘savaş ekseninde’ düşünülmesine bile itiraz ediyordu. Savaş bittikten sonraki bütün yaşamı da ve nihai barışı da içermesi gerektiği tespiti, onu sadece ordular için değil tek tek bizler için de öğretmene dönüştüren bir şey.

Strateji basitçe, bir zafer kazanma amacıyla yapılmaz. Savaşları kazanmak için devreye girmesi gereken taktiktir. Taktiği uzman teknik akıl üretebilir. Ancak strateji, ortak aklın ürünüdür. Strateji o savaşın da hizmet etmesi gereken çok çok daha büyük bir amacı ifade eder. Bu amacı iyice tespit ve tarif etmek, kazanmak için her şeyin feda edildiği savaşların da bu amaca hizmet edip etmediğini erkenden görme fırsatı sunar.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar