Sadece Ağaoğlu’lar kurtarılmayacak!

Sadece Ağaoğlu’lar kurtarılmayacak!

AKP’li devlet enerji ve inşaat patronlarının borçlarını temizletiyor, üstüne bir de para yağdırıyor, olmadı işgalci politikalarla arpalıklar açmayı hesaplıyor! Ama esas ufku o çok sözü edilen “yapısal reformlar”!

AKP’li devletin yandaş patronlarını kurtarma süreci minareye kılıf uydurma gereği bile duymadan hızla devam ediyor. Kısa süre önce çoğunluğu inşaat ve enerji patronları tarafından kullanılmış 46 milyar TL değerindeki batık kredinin BDDK zoruyla bankalara yüklenmesini izlemiştik, bu meblağın büyüyeceği açık. O bankaların üstlenmek zorunda kaldıkları bu paranın fazlasının bizden gani gani çıkarılacağıysa sır değil!

Borçların devri yetmez!

Bunun hemen ardından da Ağaoğlu, İntaş ve YDA’ya 1 milyar 670 milyon liranın ödeneceğini öğrendik. Bu paranın kaynağının da işçi ve emekçiler olacağını söylemeye gerek var mı? Ve bununla da yetinilmedi, adı geçen firmaların üstlendiği; fakat eski kredi cennetinde boğulmak üzere oldukları için tıkanan büyük projelerin (İstanbul Finans Merkezi gibi) “stratejik yatırım” olarak tanımlanıp Varlık Fonu tarafından devralınacağı açıklandı. Böylece malum olan da yeniden ilan edildi: Devletin tüm iştirak ve mallarının devredildiği Varlık Fonu, batık yandaşları kurtarmak, o yandaşlar için para bulmak için kurulmuş!

Militarist politikaların muratlarından biri…

AKP’li devletin kaynak yaratma çabasının bunlarla kalmadığını, militarist girişimlerin de konusu olduğunu izleyip görüyoruz. Rojava’nın “güvenli gölge” adı altında işgal edilerek bir TOKİ cennetine dönüştürüleceğini biliyoruz.

Erdoğan’ın ABD’de açıkladığı plan bu şirketler için açılan devasa bir arpalık anlamına geliyor aynı zamanda. Yabancı fonlarla açılacak bu arpalığın 23,5 milyar Euro gibi bir rakamı ifade ettiğini düşünecek olursak efelenmelerin nedeninin de anlamış oluruz. İşgal edilip hem yandaş patronlara peşkeş çekilmesi hem de o ezeli yayılmacı hayallerin yatıştırılması planlanan alanda 200 bin konut yapılması ve 1 milyon kişinin yerleştirilmesi hesap ediliyor. 5 bin nüfuslu 140 köy yapılası, bu köylerin her birinde 350 metrekare alan içinde 100 metrakarelik evlerin, 2 cami-2 okul, gençlik merkezi ve spor salonlarının inşa edilmesi vs. hesaplanıyor. İlçelere de hastane, okul, sanayi bölgesi inşa edilmesi planlanıyor. İşgalin siyasi boyutu bir yana kısa vadeli ekonomik getirileri, şimdi kurtarılan yandaş şirketler için nasıl bir can kurtaran simidi olduğu açıkça görülüyor.

TÜSİAD’a da epey ekmek çıkar!

Hayallerindeki işgal gerçekleşirse geçtiğimiz günlerde konuşan ve hükümetin uzun vadeli sömürü ve soygun planları yapmamasından yakınan TÜSİAD’a da hayli tatlı kar alanları açılacağı ortada.

Patronlar arasında ayrım mı yapılıyor ki!

Geçtiğimiz günlerde ekonomi yönetimine ilişkin eleştirilerini sıralayan en büyük burjuvaların örgütü TÜSİAD, başkanı Simone Kaslowski aracılığıyla olup bitene “en büyükler” cephesinden ayar çekmeye kalkıştı. Sayısız teşvik alan, vergi indiriminden-affından yararlanan hatta neredeyse işçi ücretlerinin önemli bir kısmını devlete ödeten TÜSİAD da “hepsi bana” mantığıyla yandaşların bu denli aleni kollanmasına ilişkin rahatsızlığını dile getirdi. Kaslowski de o açıklamalarında 46 milyar TL’lik batık krediden dem vurarak asıl meramına parmak bastı: Yakında açıklanması beklenen Yeni Ekonomi Programı (YEP)’in uzun vadeli stratejik “reformlara” odaklanması gerektiğini buyurdu.

Bu stratejik reformların ne olduğunu da bir bir sıraladı. Hepsi bildiğimiz neoliberal soygun-sömürü politikalarıydı. Derdi enerji ve inşaat patronlarının derdine çare için yama yapmak yerine sömürüyü daha fazla derinleştirecek, devletin tüm kaynaklarını daha planlı bir şekilde patronlara dağıtacak, yeni kaynaklar yaratmak için işçi ve emekçilerin gırtlağına binilecek politikaların sistematik bir programa dönüştürülmesiydi.

Kimileri burjuvalar arasındaki bu “aleni çelişkiden” politika üretmeye, demokrasi devşirmeye kalkışsa ve bu rolü de bir kez daha TÜSİAD vampirine yüklemeye meyledip, işçi ve emekçileri bir kez daha celladından umut beklemeye sevk etse de Kaslowski çok açık konuştu:

Makroekonomik hedeflerin yanında daha uzun vadeli bakarsak rekabet gücümüzü artırmak için ne yapılmalı? Dünya ihracatı içerisindeki payımız son 10 yıldır neredeyse hiç artmıyor. Gelişmekte olan piyasalara kıyasla ise düşüyor. Önümüzdeki tablo açık: Rekabet gücümüz ve yatırım çekme potansiyelimiz azalıyor. Bu nedenle artık sadece makro hedeflere odaklanarak, kur bugün de artmadı diye sevinerek vakit kaybedemeyiz. Artık hukuk sistemi, eğitim, işgücü ve vergi alanlarındaki reformlar gerçekleştirilmeli. Ne zaman bir reform gündemi oluşsa hep en kısa zamanda ne yapabiliriz, en hızlı sonuç verecekler hangileri gibi sınıflandırmalara gidiliyor ve gerçekten fark yaratacak reformlar erteleniyor. Artık ufak tefek maddelerle vakit kaybetmeyelim. Büyük düşünelim, büyük reformlar yapalım. Dijital dünyada yine takipçi pozisyonunda kalacaksak, dünyadaki sıralamamız da, ihracattan aldığımız pay da değişmez.

Herhangi bir emekçinin “bu sözlerde ne var, adam doğru söylüyor” diyeceği bu açıklamaların ne mene bir şey olduğunu on yıllardır yaşayıp, görüyoruz. “Tüm dünyada iş dünyası bir ülkeye yatırım yaparken faiz kaç, kur kaç diye bakmıyor bugün, kurallar var mı, hukuk var mı, güvence var mı diye bakıyor. Serbest piyasa ilkelerinin çalışıp çalışmadığına bakıyor” diyen Kaslowski, sayısız kavram seti içinde saklasa da esas meramının rekabet ve daha büyük bir sıçrama için IMF’nin acı ilaçlarının bir kez daha devreye sokulması olduğunu gizle(ue)miyor. Uzun vadeli bir programla işgücü maliyetlerinin düşürülmesini, mesela ücretin düşürülmesinin yanısıra kıdemin ve sosyal güvence hakkının gasbedilmesini, patronların vergilerinin düşürülmesini, devletin eğitim-sağlık-altyapı gibi hizmetlerden tamamen çekilerek bunları piyasanın-serbest rekabet diye tariflediği iştahına açması… vs vs.

“Kalkınmakta olan ülkelerde günlük ücretin taş çatlasa 1,5 dolar olduğu, herhangi bir iş güvencesi ve sosyal hakkın olmadığı bu koşullarda rekabet edemeyiz” diyor Kaslowski! “Bırakın inşaat ve enerji patronlarının borçlarının peşinden koşmayı, sıcak para bulma telaşesini, esas mevzuya odaklanın” diye hatırlatıyor.

AKP dersini iyi biliyor!

IMF tarafından epey bir tokatlandığı anlaşılan AKP’li devletin yandaş müteahhit ve enerji patronları için hummalı bir sıcak para arayışına girerken bu esasları unuttuğunu düşünmekse saflık olur. Kimi politik kaygılarla bugüne kadar ucu gösterilip, geri çekilen tüm o “yapısal reformların” masada bekletildiğini herkes biliyor. Ekonomik krizin hararetinin dindirilmesinin, uluslararası işbölümü ve rekabet koşullarında kendi sıkletinde en önde olmanın esas olarak işgücü maliyetlerinin dibe çekilmesi ve uluslararası sermayenin ucuz işgücü arayışına tok bir yanıt verilmesinden geçtiğini en az Kaslowski ya da IMF kadar AKP de biliyor.

Metal sözleşmeleri son barikattır

Gelinen noktada bu saldırı planlarıyla, militarist iştahın iç içe geçtiği bir eşikteyiz. Son zamanlarda yapılan tüm toplu sözleşmelerde grevin fiilen ortadan kaldırılması ve işçi ve emekçilerin sıfırın altında “zamlara” mahkum edilmesi masada bekletilen planların hızla hayata geçirilmek istendiğinin de açık ilanıdır. Önümüzdeki günlerde MESS Grup Toplu Sözleşmelerinde de aynı tutum yinelenecektir. Bu sözleşmelerin tam da bu nedenle önemli bir barikatı işaret ettiği görülmeli ve saldırının karşısına bu yaklaşımla çıkılmalıdır. Bu barikat da yıkılıp geçerse işçi ve emekçilere şimdiye kadar kanıksatılan her şey misliyle büyüyen bir saldırıyla pekiştirilecektir.

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar