Sarı Yelekler soluyor mu?

Sarı Yelekler soluyor mu?

Sarı Yelekliler hareketi, bundan böyle daha sık karşılaşacağımız kesin olan ‘yeni tipte halk hareketleri’nin yeni bir örneği aslında

H. Selim Açan

Sarı Yelekliler hareketi, çok değil şundan 25-30 yıl önce “tarihin sonunu getirdiği” iddia edilen neoliberal birikim modelinin de duvara toslayıp iflas ettiği, bu bağlamda kapitalizmin sistem olarak aşılması zorunluluğunun kendisini dayattığı günümüz koşullarında bundan böyle daha sık karşılaşacağımız kesin olan ‘yeni tipte halk hareketleri’nin yeni bir örneği aslında

Fransa’daki Sarı Yeleklilerin, öfkelerinin büyüklüğünü ve taleplerini, Fransız tekelci kapitalizmi ve burjuva devletin gözüne sokma amacıyla beş haftadır Paris’e taşıdıkları “Cumartesi buluşmaları”nın sonuncusuna (Acte V) katılım, sayı olarak düşüktü.

Medya başta olmak üzere Fransız burjuvazisi hemen üzerine atladı bu görünümün. Eylemlerin bıkkınlık yarattığı ve inişe geçtiği propagandası kapladı ortalığı. Araya Noel’in de girmesiyle çok geçmeden kendi kendine sönümleneceği beklentisi artmış durumda.

Bu bir olasılık. Tümden reddedilemez. Fakat kazın ayağının bu kez beklendiği gibi olmayacağına dair göstergeler de az değil.

Bunların başında da, hareketin, ‘öfke boşalması’nın ötesine geçerek önüne somut programatik hedefler koymuş olması geliyor. Halkın alım gücünün belirgin bir biçimde yükseltilmesinin yanı sıra radikal bir vergi reformu ile temel yasalar ve politikalar konusunda referandum çağrısı yapma hakkının kolaylaştırılması bunların öne çıkanlarını oluşturuyor.

Sadece ülkenin dört bir yanında blokaj eylemlerini hâlâ sürdüren Sarı Yeleklilerin büyük çoğunluğu değil, harekete sempatisi ve desteği süren kamuoyu çoğunluğu da onaylayıp destekliyor bu talepleri.

Dolayısıyla, bu konularda dişe dokunur kazanımlar elde edilmediği sürece, Sarı Yelekliler hareketinin, örneğin Gezi gibi sönümlenmesi olasılığı daha zayıf. Buna karşın, artan soğuklar ve Noel nedeniyle yılbaşı sonrasına kadar hız kesebilir. Bu arada kısmi güç kayıplarına da uğrayabilir.

Bu arada, yeni başka muhalefet dinamiklerinin harekete geçtiğini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunların başında lise ve üniversite öğrencileri geliyor. Tır ve kamyon şoförlerinin blokaj eylemlerine başlaması da bu bağlamda kaydedilmesi gereken bir başka gelişme.

Her şeyi metalaştırarak emekçilerin yaşamını dayanılmaz hale getiren neoliberal azgınlığın neden olduğu öfke patlamalarının, deneyimsizlik, programsızlık, yorgunluk, korku ya da sonuç alınacağından umudu kesmek gibi nedenlerle -daha doğrusu, bunların değişik ölçülerde bileşimi sonucu- hız kesip sönümlenme eğilimi göstermesinden, burjuvazi ve burjuva siyasetin hoşnutluk duyması doğal bir durum. Fakat kendisini “solda” gören kimi çevre ve bireylerin, “demedik mi” havalarına girip bu keyfe ortak olmaları anlaşılır gibi değil.

Arap Baharı” sırasında olduğu gibi Sarı Yelekliler isyanına da, uzak durmanın ötesinde adeta düşmanca yaklaşan “solculuk” iddiasının, Türkiye ile sınırlı kalmayıp dünya çapında yaygınlığına bakınca, “nasıl bir dünyada, tarihin nasıl bir döneminde yaşıyoruz” sorusunu sık sık sormaktan kendini alamıyor insan. Sonrasında işçi ya da burjuva devrimlere evrilenler de dahil tarih boyunca hep ‘kendiliğinden’ patlak vermiş ve yapısı gereği hem sınıfsal bileşim hem talep ve hedefleri bakımından heterojen bir karaktere sahip halk isyanlarına, bilinçli bir tutumla uzak duran, dahası hasmane bir tutum sergileyen bir “solculuk” hatta “devrimci öncülük” iddiası, tarihin bu kesitinde yaşamamız gereken anormalliklerden biri olsa gerek.

Gerçi Sarı Yelekliler hareketi, kitleselliği, inatçılığı ve sergilediği militanlıkla, sadece küstah ve kibirli neoliberal Macron yönetiminin karizmasını çizip dengesini sarsmakla kalmadı; Fransızların “bobo” olarak tanımladığı bu tür fanus solculuğunun algı ve reflekslerini, geleneksel parti ve sendika bürokratlarının alışkanlıklarını da sarstı. Bunların çoğunu, haftalar sonra da olsa peşine takılmak zorunda bıraktı.

Fakat Sarı Yelekliler hareketinin asıl kazanımını bunlar oluşturmuyor. Bunlar, önem bakımından arkalarda gelen, bir anlamda yan ürünler. Bundan sonraki seyri ne olursa olsun bu hareket, şimdiden iki önemli şeyi başardı:

Birincisi, neoliberal saldırganlığın ruhsal olarak da ezdiği zihinlerdeki “ne yaparsak yapalım boşuna” yılgınlığına önemli bir darbe indirdi. İnatçı ve militan bir direniş sergilendiği sürece, en küstah ve saldırgan yönetimlerin dahi geriletilip halka taviz vermek mecburiyetinde bırakılabileceğini gösterdi. Ki bu, uzun zamandır hasret kalınan bir sonuç ve tabloydu.

İkincisi ise, daha çok “bir şeylere karşı çıkmakla” yetinen kendinden önceki öfke patlamalarının bir adım ötesine geçerek, en azından kendinden sonra gelecek benzerlerine de esin kaynağı olacak bir programatik talepler manzumesi ortaya koydu. Ki bu adımın, hareketin kendisine de belli bir dayanıklılık ve süreklilik kazandırma ihtimali yüksek. Bunun bir belirtisini geçtiğimiz hafta gördük zaten. Macron’un kırıntı niteliğindeki göz boyama önerilerine ek olarak devlet terörünün daha da şiddetleneceğine dair tehditlere rağmen -ki polis ve jandarma, sadece Paris’te değil Bordeaux, Toulouse ve Saint Etienne başta olmak üzere diğer kentlerde de bu tehdidin hakkını fazlasıyla verdi son Cumartesi- ne blokaj eylemlerine son verildi ne de Paris’teki “Cumartesi buluşması”ndan vazgeçildi.

Hatırlanacak olursa, akaryakıt zamlarına ve vergilere isyan temelinde patlak veren eylemlerin başlamasının üçüncü haftasında Sarı Yelekliler, internet üzerinden yaptıkları görüş alışverişi sonunda 42 talepten oluşan bir talepler listesi belirlediler. Kapsamı itibariyle bu aslında, henüz işlenmemiş ham bir ‘program taslağı’ idi. Gelişmiş kapitalist bir ülkede ‘halk’ı oluşturan değişik toplumsal sınıf ve tabakaları içeren hareketin heterojen karakteri nedeniyle bu talepler manzumesi de haliyle alacalı-bulacalıydı. İnsanların en temel ihtiyaçlarını bile metalaştıran neoliberal gözü dönmüşlüğe karşıtlığın da ötesine geçip sistem olarak doğrudan kapitalizm karşıtlığını içeren taleplerin yanı sıra Avrupa’da da yükselen ırkçı-faşist partilerin sömürü konusu yaptığı milliyetçi talepler de vardı içlerinde. Ama bu zaten, kendiliğinden patlak veren bir halk hareketi olarak hareketin doğasından kaynaklanan normal bir sonuçtu.

Gel gör ki, yazının girişinde -ve daha önce yine Gazete Duvar’da yayınlanan 29 Kasım tarihli “Ayağımızı yere bas(a)mamak” başlığını taşıyan makalede  işaret ettiğim “solculuk”, bu talepler manzumesini de dudak bükerek, dahası, “Sarı Yelekliler hareketinin, ırkçı-faşist partilerin yelkenlerini şişirecek milliyetçi bir öfke patlaması olduğuna dair kuşkularının doğrulanması” olarak okudu. Halbuki, hareketin içindeki milliyetçi eğilimleri yansıtan talepler, toplam 42 talep içinde sayısal olarak dahi 5-6’yı geçmiyordu. Buna karşın, asgari ve azami ücretler arasındaki gelir uçurumunun sürekli büyümesini radikal bir tarzda sınırlandıracak önerilerden vergi yükünün servet sahiplerinin sırtına yıkılmasını hedefleyen yeni bir vergi sistemi önerisine, “herkese ev” talebinden doğrudan demokrasi talebine kadar kapitalizmi ve tekelci burjuvazinin keyfi yönetimini hedefleyen ilerici-demokratik talepler bunlardan sayıca da çok daha fazlaydı ve talepler listesinin ağırlığını bunlar oluşturuyordu.

Lakin, sözünü ettiğimiz “solcu” zihniyet, nasıl bir bedbinlik ve ruhsuzluk batağına saplanmışsa, o boz bulanık programatik talepler manzumesine, onu daha net ve daha gelişkin bir kapitalizm karşıtlığı yönünde etkilemek üzere bu ikinciler yönünden yaklaşıp hareketle bir an önce bu temelde ilişkilenmenin önemi ve aciliyeti sonucunu çıkaracağı yerde, “bakın gördünüz mü” ya da “göreceğiz bakalım hangi yöne evrilecek” ukalalığını sürdürmekte ısrarlı oldu.

Sarı Yelekliler hareketi, çok değil şundan 25-30 yıl önce “tarihin sonunu getirdiği” iddia edilen neoliberal birikim modelinin de duvara toslayıp iflas ettiği, bu bağlamda kapitalizmin sistem olarak aşılması zorunluluğunun kendisini dayattığı günümüz koşullarında bundan böyle daha sık karşılaşacağımız kesin olan ‘yeni tipte halk hareketleri’nin yeni bir örneği aslında. Hareket bu yönüyle , öncekilere eklenen yeni bir deneyim birikimi yarattı. Özellikle de kitle demokrasisinin işleyişi ve öncü-kitle diyalektiğinin nasıl kurulması gerektiği konusunda arif olana çok şey anlatan bir işleyiş, örgütlenme ve eylem biçimleri geliştirdi. 21’inci yüzyılın sosyalizm ve parti anlayışı açısından çıkarılması gereken dersler içeren bu yönler, ayrı bir yazı konusu olmayı hak ediyor. Yalnız bunları da, Sarı Yelekliler hareketinin şimdiden elde ettiği kazanımlar bahsinde görüp değerlendirmek gerekiyor.

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et
[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

İlgili yazılar