Sermayenin altında ezilmek

Sermayenin altında ezilmek

Türkiye‘de iş cinayetlerinin en yüksek olduğu iş kolu. Kazanç sağlamak amacıyla yatırımcıların akın ettiği, hak gasplarının çok sık yaşandığı, işçi şikayetlerinin yoğun olduğu; hukukun ve insanca çalışma koşullarının olmadığı bir sektör

İstanbul Havalimanı projesinin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceleyen taz.gazetesi, hazırladığı kapsamlı dosya çalışmasıyla yeni İstanbul Havalimanı’nı mercek altına alıyor.

Havalimanı direnişinde tutuklanan İnşaat-İş sendikası üye ve temsilcilerinin röportajlarına da yer veren yazı dizisinin ikincisini paylaşıyoruz.

Sermayenin altında ezilmek

İnşaat sektörü Türkiye’de iş cinayetlerinin en çok meydana geldiği iş kolu. Sendikacı Tezcan Acu iş güvenliği, taşeron sisteminin sonuçları ve tutuklanan havalimanı işçilerini anlattı.

taz.gazete: Sayın Acu, en son açıklanan resmi sayıya göre havalimanında 55 işçi öldü. Bu kadar ölüm nasıl meydana geldi?

Tezcan Acu: Yüksekten düşme, yük altında kalma ve çoğunlukla kamyon kazası sonucu meydana gelen ölümler var. Arkadaşlarımız havalimanına elektrik işçileri için gitmişlerdi. Ücretleriyle ilgili bir problem yaşıyorlardı. Orada işçiler bizim arkadaşların sendikacı olduğunu duyunca ölümlerden laf açılıyor. Hafriyat dökülen bölgedeki kamyon, yükünü bayrakçı veya hophopçu dedikleri bir işçi arkadaşımızın üzerine boşaltıp gitmiş. İki gün geçtikten sonra eşi gelmiş kocasını sormuş. Ondan bir gün sonra da bedenini molozların arasında bulmuşlar. Başka bir işçi arkadaşımızın ölümünden sonra ise bir yetkili 10 bin lira “kan parası” teklif etmiş.

Peki bu ölümler havalimanına özgü bir sorun mu?

Hayır. Ben kaç tane iş merkezinde, alışveriş merkezinde çalıştım. Çalıştığım her alışveriş merkezinde en az üç işçi arkadaşımızın öldüğünü biliyorum. İnşaat sektörü çok vahşi, çok fazla rant dönüyor. Türkiye‘de iş cinayetlerinin en yüksek olduğu iş kolu. Kazanç sağlamak amacıyla yatırımcıların akın ettiği, hak gasplarının çok sık yaşandığı, işçi şikayetlerinin yoğun olduğu; hukukun ve insanca çalışma koşullarının olmadığı bir sektör. Projelerin metrekareleri arttıkça işçi arkadaşlarımızın sağlığı ve güvenliği önemini yitiriyor. En çok yaralanma, sakat kalma, çalışamama durumunun meydana geldiği sektörlerden ilki madenler, ikincisi de inşaat. Çalışma Bakanlığı’na çok talebimiz oldu, hatta olaylardan önce havalimanında denetim yapılması için bir dilekçe verdik. Fakat cevap gelmedi.

İş güvenliğinin sağlanmasında bu kadar zorluk çekilmesinin sebebi nedir?

Sahaya çıkarken değişik riskler var. Başlarken iş güvenliği eğitimi bir iki gün sürüyor, sonra işçileri sahaya çıkarıyorlar. Eğer ilk şantiyeleriyse, iş kazası riski çok yüksek. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (ISIG) Meclisi raporlarında da görüyoruz, genç arkadaşlarımızın kazaları genelde çalıştıkları ilk şantiyede gerçekleşiyor. İş güvenliği önlemleri kanunda yazılı ama uygulanmıyor. Hem işçi iş güvenliğinin ne olduğunu tam kavrayamadığı için, hem de karşı tarafın iş güvenliğinde açıkları olduğu için büyük riskler oluşuyor. 42 ayda bitmesi için büyük bir hızla yapılan yeni havalimanı inşaatında gayrıresmi olarak yüzlerce iş cinayeti telaffuz ediliyor. Resmi sayılara göreyse onlarca işçi öldü. Bu ülkenin aydını, gazetecisi, savcısı bunu sorgulamayacak mı?

Sendikalar bu ölümleri engellemek için ne yapıyor?

Tezcan Acu, inşaat işçisi. 44 yaşında, 20 yıldır şantiyelerde çalışıyor. Bir arkadaşını iş kazasında kaybettikten sonra iş cinayetlerini önlemek için sendikada çalışmaya başladı. Şimdi İnşaat-İş Sendikası‘nda yönetim kurulu üyesi

İnşaat sektöründeki sendikalaşma süreci diğer sektörlerdekilere hiç benzemiyor. Bir atölye ya da fabrikadaki gibi değil. İşçilerin yüzde 80’i şantiyenin içerisinde yatar, çünkü oranın yerlisi olmayan arkadaşlardır. Fabrika olsa işçi bölgenin yerlisidir, orada oturuyordur, dayanışması daha büyük olur. Bu durum örgütlenmede zorluklar çıkarıyor. İşçiler arasındaki eğitim düzeyi de çok düşük, bu da bizim için bir dezanvantaj. Feodal ilişkiler hala geçerli. Gruplaşmalar, hemşehri bağları var. Bugün taşeronlaşmanın en büyük olduğu sektör inşaat. 400 tane taşeron şirket çalışıyor havalimanında. Mesela adam taşeron iş yapıyor, hemşehrilerini getiriyor, 20-25 kişi. Bu kişiler hemşehri olarak geldiği için birçok şeye tepki gösteremiyor; arada kalıyorlar. Bu ilişkiler örgütlenmeye çok engel oluyor.

İstanbul‘daki havalimanı gibi projelerde çalışan işçiler nerelerden geliyorlar?

Türkiye’de inşaat sektöründe 3 milyon kişi istihdam ediliyor. Ağırlıklı olarak Doğu’dan, Güneydoğu’dan, Karadeniz‘den ve İç Anadolu‘dan geliyorlar. İstanbul‘un aldığı pay çok yüksek olduğu için İstanbul dışındaki illerde çok fazla iş olanağı yok. Bir de inşaat sektörünün bir özelliği iş bulmanın çok zor olmaması. Herkes inşaatta çalışabilir. Bazıları geliyor altı ay burada çalışıyor, altı ay gidiyor tarlasını ekiyor. Çoğunlukla çok genç insanlar geliyor. Gurbetçilik, hemşehri ve arkadaşlık ağları üzerinden oluyor bunlar.

Eylül 2018‘de İstanbul Havalimanı inşaatında meydana gelen iş bırakma eylemi nasıl gelişti?

O dönem havalimanında toplam 38 bin kişi çalışıyordu. Eyleme yaklaşık 10 bin kişinin katıldığını biliyoruz. Havalimanına giden sendikacı arkadaşlar müthiş bir öfkeyle karşılaştılar; bu öfkeyi biraz olsun dindirmek gerekiyordu. Sendikacı arkadaşlarımız oradaki kitleyi yatıştırdılar, bunun bir yolu olduğunu söylediler. İşçiler arasından temsilciler seçildi. Sonra yönetim bunlara görüşme teklif etti. İki görüşme yapıldı. Talepler dile getirildi. Görüşmede kaymakam, jandarma komutanı, ve proje müdürü de vardı. İşçiler tepeden bakan bir tavır görünce, karşı tarafın sözlerinde durmayacağını düşündü ve görüşmeden ayrıldılar.

İşçilerin taleplerini özetleyebilir misiniz?

17 maddelik bir liste çıkardılar. Servis problemleri, yemek problemleri, sağlık hizmeti açısından binlerce kişinin çalıştığı kamplarda doğru düzgün bir hastane olmaması… Hijyenik ortamın sağlanmaması da büyük bir problemdi, yatakhanelerde tahtakuruları vardı. Arkadaşlarımızın çoğu ısırılmış, vücutları tahriş olmuş. Bunun dışında tabii bazı işçilerin altı aydır ödenmeyen ücretleri var.

Proje sorumluları nasıl bir tepki gösterdi?

Eylemden sonra bazı problemleri kabul ettiler. Masaya oturdular. Dediler ki: Evet doğru, ama siz çıkın işbaşı yapın, biz bu sorunları çözeceğiz. İşçiler ve temsilciler, “O zaman gelin çözeceğinizi kabul ettiğiniz bir protokole imza atın, biz de kalkalım işbaşı yapalım.“ dedi. İmzalamadılar. İşçiler masadan kalktı. Gece saat üçte koğuşlar jandarma tarafından basıldı. Akpınar kampında yaklaşık 1200 kişi havalimanında alıkonuldu, 500‘den fazla işçi karakola götürüldü, 31 işçi tutuklandı.

Havalimanına giden sendikacı arkadaşlar müthiş bir öfkeyle karşılaştılar; bu öfkeyi biraz olsun dindirmek gerekiyordu”

Niye çözülmüyor bu sorunlar?

Burada büyük bir sermaye var, milyarlarca euroluk bir projeden bahsediyoruz. Bu sermaye, işçiyi karşısında görmekten hoşlanmadı. Rakip kabul etti işçiyi. “Ben işçiye bu tavizi verirsem yarın benim karşımda daha çok söz sahibi olur” endişesine kapıldı. Burada işçinin grev hakkı ve talep ettiği şeyler tamamen anayasaya dahildir. Bunlar yapılırken Türkiye Cumhuriyeti‘nin anayasası da çiğnendi. İş kanunu da çiğnendi. Arkadaşlarımıza yapılan gece baskınıyla onları devlet düşmanı olarak göstermek istediler. “İtibarsızlaştırma“, “açılışı engelleme“ gibi alakasız iftiralar atıldı.

Havalimanı projesine yabancı firmaların da yatırımı var. Onlar sorumluluk taşıyor mu?

Dış kaynaklı sermaye şöyle düşünüyor: Biz nasıl olsa burada işimizi görüyoruz, bize çeşitli kolaylıklar sağlıyorlar, onun için biz de bunları görmezden gelelim. Paramızı kazanalım, kârımızı alalım ve gidelim. Yabancı firmaları doğrudan suçlamak için elimizde bir kanıt yok, ama dolaylı olarak bu havalimanı projesinin makinaları, araçları, bantları, asansörleri, yürüyen merdivenleriyle topyekün Alman firmalarının tekelinde olduğunu biliyoruz. Bu insanları çalıştıran, şantiyeyi kuran yatırımcı pozisyonundalar. Havalimanı açıldıktan sonra da servis hizmetlerini devam ettirecekler, oradan sürekli bir kazanç sağlayacaklar. Yani burada sermayenin kardeşliği söz konusu. Halbuki orada birçok ölüm yaşandı. İstediğin kadar yüksek katlı bina, plaza, iş merkezi, alışveriş merkezi yap, hepsinin altında cinayet var. Tüm bu projelerin altına işçi cenazesi var, işçinin ailesi var, yakınları var, bir toplum var, biz varız. Altında eziliyoruz.

İstanbul Havalimanı inşaatında meydana gelen ölümlü kazalar

DHMİ’nin açıkladığı resmi sayılara göre, İstanbul Havalimanı’nın inşaatında 55 işçi öldü. Bu insanlar hakkında verilmiş güvenilir bir bilgi yok.

Ramazan Yüce. İstanbul Havalimanı’nda hafriyat kamyonu şöförü. Şantiye içinde 2 Eylül 2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında toprak altında kaldı.

Kadir Kenger. Maraşlı. 7 Temmuz 2018 tarihinde Sarılar firmasında vinç operatörü olarak çalışırken mobil vinç halatının kopması sonucu 30 ton ağırlığındaki yük altında ezildi.

Yaşar Sevinç. Hataylı. 21 Mayıs 2018 tarihinde şantiyenin kuzeyinde, deniz tarafındaki limanda gerçekleşen kalıp patlaması sonucu öldü.

Abit Aydın. Siirtli. 15 Mayıs 2018 tarihinde şantiyenin terminal binasında E katından D katına düştü.

Lokman Kazdal. Rizeli, iki çocuk babası. 12 Nisan 2018 tarihinde Metal Yapı firmasında şef dapartmanlığında işçi olarak çalışıyordu. Cam blok, vinçle üst kata çekilirken halat kopması sonucu Kazdal’ın üzerine düştü.

Serdar Kibar. 9 Nisan 2018 tarihinde kamyon şöförü olarak çalıştığı şantiyede yukarıdan malzeme indirilirken, dağılan bant rulolarının altında kaldı.

Serkan Yaman. Eyüp’teki belediye döküm sahasında kendi aracıyla başka bir araç arasında sıkıştı. Bayburt firmasında çalışıyordu.

Gökhan Türkben. İstanbul Havalimanı’nda inşaatında MNG Tesisat’a bağlı Solit şirketi işçisiydi. 14.02.2018’de, Terminal-1 binasında 4 metre yükseklikten düştü.

Orhan Bingöl. 22.01.2018’de Terminal inşaatında yaklaşık 8 metredem asansör boşluğuna düştü. Erzurum’un Tekman ilçesinden gelip işe başlayalı iki gün olmuştu. 5 çocuk babasıydı. Ailesine olayı kapatması için 10 bin TL kan parası teklif edildi.

Kemal Koçak. Dersim, Mazgirt’ten çalışmaya geldi. Şantiyeye giren araçların kaydını tutuyordu. Keple çarpması sonucu, 25.12.2017 tarihinde öldü.

Mustafa Köksal. Ordu, Kabataş. Ölüm tarihi: 19.10.2017.
İsmi bilinmiyor. Ölüm tarihi: 08.02.2017. Ölüm nedeni: Yüksekten düşme.
İsmi bilinmiyor. Ölüm tarihi: 29.01.2017. Ölüm nedeni: Yüksekten düşme.

Ali Öztürk. 29.01.2017 tarihinde, şantiyede kalp krizi geçirdi.

Taner Tosun. Kars. 25.01.2017’de, karanlığın etkisi ile önünü göremedi, yüksekten düşerek öldü. 40 gün önce işe başlamıştı.

Harun Kılıç. havalimanında WMK firmasında işçiydi. 24.01.2017 tarihinde 4. kata kurulan iskeleden düşerek öldü.

Ali Alak. 27 Aralık 2016 tarihinde, WMK firmasında çalışırken öldü. Ölüm şekli bilinmiyor.

Şevki Şişik. 17 Kasım 2016 tarihinde meydana gelen kamyon kazasında öldü. Çeta Yapı ve Orkun Grup’a bağlı çalışıyordu.

İsmet Atmaca. Erzurumlu. İGA’nın taşeronu olan bir firmada trafik kontrol elemanı olarak çalışıyordu. 23 Ekim 2016’da öldü.

Kadir Oruç. 15 Ekim 2016 tarihinde kalıpçı olarak çalıştığı terminal binasında 3. kattan düşerek öldü. Emniyet kemeri yoktu.

İbrahim İçyer. 24 Eylül 2016’de İDA İnşaat firması bünyesinde kamyonların geçişine kılavuzluk ederken bir kamyonun altında kalarak öldü.

İsmi bilinmiyor. 22 Eylül 2016’de üstyapı inşaatında çalışırken üzerine kalıp düşmesi sonucu öldü.

Cengiz Aydoğan. 6 Eylül 2016’da üzerine çelik palet düşmesi sonucu öldü.

Ammar Koç. Şantiyede çalışan 23 yaşındaki Ammar Koç, 27 Şubat 2016 tarihinde özel aracıyla beton mikserinin altında kalarak öldü.

Nurettin Özdemir. 23 Ocak 2016’da pist yapım şantiyesinde iki kamyon malzeme boşaltırken, damperi açık kamyonun diğer kamyonun üstüne düşmesi sonucu sürücü kabininde ezilerek öldü.

Turgut Demircan. 12 Mart 2015 tarihinde, kullandığı hafriyat kamyonunun Arnavutköy yolunda devrilmesi sonucu öldü.

Osman Ceylan. 8 Temmuz 2014 günü, kullandığı iş makinesi gölete uçtu. Kazada iş makinesi tamamen sulara gömülürken 41 yaşındaki Ceylan boğularak öldü.

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar