Şilili kadınların manifestosu: Baskıcı devlet eril bir tecavüzcüdür!

Şilili kadınların manifestosu: Baskıcı devlet eril bir tecavüzcüdür!

Şilili kadınlar, “Yolunda bir tecavüzcü” performansıyla dünyanın bütün emekçi kadınlarına savaş çağrısı yaparken, erkek egemen devlet zihniyeti ve baskılarına karşı da bir ültimatom saldılar!

Şilili kadınlar, dünya çapında ciddi bir toplumsal güce ve kendi başına kolektif bir özneye dönüşen kadın hareketinin bundan sonraki toplumsal kalkışmalar içinde kazanacağı karakteri, karşı karşıya kalacağı saldırganlığın niteliğini son halk isyanı içindeki rolleri ve ortaya çıkan sonuçlarla fiilen gösterdiler. Fakat bununla yetinmediler. Pratikte gösterdiklerini, sanatın olanaklarını da kullanarak sergiledikleri performanslarla özetleyerek, kadın hareketinin bundan sonraki rotası konusunda da tarihsel bir şerh düştüler. Bunu, dünyanın bütün emekçi kadınları için savaş çağrısı; erkek egemen devlet zihniyeti ve baskılarına karşı da bir ültimatom niteliği taşıyan “Yolunda bir tecavüzcü” performans gösterisiyle yaptılar.

Kadın düşmanlığının patriarkal kapitalizmin siyasal temsilcisi olan devletlerin temel kodlarından biri olduğunu ve toplumda süregelen kadın cinayetlerinin, şiddet ve cinsel saldırganlığın da esasında bu kaynaktan beslendiğini perdesizce ortaya koydular.

Kadınların şiddetli bir çatışma anında katmerli sömürünün, eşitsizlik ve baskıların biriktirdiği dinamiklerini korkusuzca ortaya sermesinin bedeli ağırdı; fakat ağır olduğu kadar da hasmını korkutan bir gücü temsil ediyordu. Hasmının düşmanlığını, saldırganlık ve tahammülsüzlüğünü tam da kadınlığın hedefe çakıldığı en kirli savaş yöntemleriyle kusmasını tetikliyordu.

Latin Amerika’nın sözümona en demokratik ülkesi Şili’de kadınlar; devletin polis ve sivil muhafız gücünün en affedilmez hedefi oldular. Tarih kadar eski bir gerçeğin bu açıklıkta ortaya çıkmasını sağlayan; Şilili kadınların yaşanan isyana kattıkları dirayetleri, birikmiş öfkelerinden beslenen cesaretleri ve o isyanın sürükleyicisi olacak kadar gözüpek kararlılıklarıydı.

Gözaltına alındıktan saatler sonra işkence edilmiş cansız bedeni bir sokakta bulunan pandomim Sanatçısı Daniela Carrasco, bu gerçeğin en öne çıkan simgesiydi. Gösterilerin ilk andan itibaren öne çıkan yüzü olan sanatçının bu şekilde katledilmesi de tüm kadınlara verilmiş sarsıcı bir mesajdı.

Fakat kadınlar bekledikleri gibi tedirginlikle geri çekilmedi. Tersine hem Carrasco’nun hesabını hem gözaltında ya da sokakta yaşadıkları tecavüz ve cinsel şiddeti en etkili yöntemlerle dile getirerek meydan okudular. 25 Kasım’da sergiledikleri performanssa; bu meydan okuyuşun manifestosu gibiydi.

Las Tesis isimli feminist grubun hazırladığı gösteri, Ekim ayında sergilenmek üzere hazırlanmış; fakat başkent Santiago’dan başlayıp tüm ülkeye yayılarak bir halk isyanı niteliği kazanan eylemler nedeniyle ertelenmişti. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde sergilediklerindeyse bir grubun gösterisi olmaktan çıkarak tüm Şilili kadınların gösterisine dönüşmüştü. İçerik olarak da yaşanan isyanın bilançosu ve ortaya çıkardığı sonuçlarla güncellenmişti.

Atılan gaz bombalarıyla gözlerini kaybedenler bantla kapatılmış gözlerle temsil ediliyordu. Belli ki, isyanın kadın hikayesi performansın sözlerini de doğrudan etkilemişti. Şili halkının geri adım atmayacağını; kadın kararlılıkları, incelik ve zenginlikleriyle ilan ediyorlardı. Tecavüz edildikten sonra katledilen Carrasco ve onun şahsında tüm kadınlar performansın ruhunu oluşturuyordu.

Kadınlar Şili’nin meydanlarından devlete şöyle meydan okuyorlardı:

Baskıcı devlet eril bir tecavüzcüdür.

 

Ataerkillik bir yargıçtır, bizi dünyaya gelmiş olmakla suçlayan…

 

Cezamız senin görmediğin şiddettir, kadın cinayetidir, katliamın dokunulmazlığıdır, kaybolmaktır, tecavüzdür.

 

Tabi ki suç bende değildi! Ne nerede bulunduğumda ne de nasıl giyinmiş olduğumda…

 

Tecavüzcü sendin, tecavüzcü sensin!

 

Polislerdir. Yargıçlar, devlet, başkandır.

 

Baskıcı devlet, eril bir tecavüzcüdür.

 

Tecavüzcü sendin. Tecavüzcü sensin!

 

Sen rahat uyu masum kız, eşkıyadan çekinmeden. Ki senin tatlı ve güzel rüyalarının bekçiliğini yapan dostun Carabinero’dur.

 

Tecavüzcü sendin, tecavüzcü sensin! (Metni çeviren gazeteci Zekine Türkeri’nin son dörtlüğe dair notu: Bu bir Şili güvenlik birimi olan Carabinero’ların marşından alıntı olup, ironi maksatlıdır.)

Şilili kadınların neoliberal yamyamlığın ustalarından Piñera’nın başında bulunduğu devletin özel hedefi haline gelmesinde isyanda oynadıkları rolün belirleyici olduğu açık. O rolü oynamalarının, o dinamikleri biriktirmelerinin arkasındaki hikayeyse çok tanıdık. Emperyalist kapitalizmin bu döneminde kadın sorununa evrensel bir içerik kazandıran ve giderek farklılıkları olmakla birlikte aynı eksende buluşturan bir hikayedir onlarınki de. Tıpkı Türkiye’deki gibi…

Sadece birkaç nokta bile ne dediğimizi özetlemeye yeter: Halkının yüzde 35’inin kredi kartı borcu bulunan, kısacası borçlanarak yaşamak dışında seçeneğin olmadığı kadar keskin bir gelir dağılımı eşitsizliği olan, bu konuda Ruanda’yla yarışan Şili’de kadınlar, çalışmak zorunda. Keza bir ailenin yaşayabilmesi için en az iki kişinin çalışması gerekiyor.

Neoliberal politikalardan aşina olduğumuz yoksulluğun yönetilmesi modelleri burada da her biçimiyle devrede. Esas hedef de kadınlar. Küçük krediler, yardımlar vs. ile kadınların sisteme bağlanması için pek çok şey yapılmış. “Girişimcilik”, “kendi ayakları üzerinde durmak” gibi kavramlarla kadınlar ruhsal olarak fethedilmeye çalışılmış. Ama buna rağmen sisteme bağlanmaları mümkün olmamış. Nasıl olsun ki? Sadece aynı işi yaptıkları erkeklerle aldıkları ücretler arasındaki uçurum bile sözkonusu eşitsizliğin keskinliğini anlamak için yeterli. Bu fark yüzde 35, eğitim düzeyi yüksek olan kadınlar içinse yüzde 50’lerle ifade ediliyor.

Kadın cinayetlerinin, şiddetin yükselişe geçtiği; devletin, bu durum karşısında “şiddet bireysel bir sorundur” yaklaşımı sergilediği ve Katolik Kilisesi ve kadın düşmanlığının açık kodlarıyla hareket ettiği bir ülke Şili. Kadınların da mevcut sorunlar karşısında ellerini kavuşturarak oturmadıkları, ısrarla ses çıkarıp, örgütlendikleri bir ülke aynı zamanda. Son isyan da bu birikimin açık ifadesi oldu.

Şili’den yükselen sesin İspanya, Fransa, Kolombiya, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede kadınların bedeninde, yüreklerinde ve seslerinde yankılanması; kadın mücadelesinin dünya çapında nasıl bir dinamik olduğunu ve hangi temeller üzerinde ortaklaşmaya doğru gittiğini bir kez daha gösterdi. Tarihsel bir çağrı olarak kendisini büyüteceğiyse açık…

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar