Siyah liberal, senin süren doldu

Siyah liberal, senin süren doldu

Muğlak laflarınla kalabalığın arasına kaynayamayacaksın. Sen, sadece radikallerin sessizleştirilip susturulmasında suç ortaklığı yapmadın; aynı zamanda mikrofona el koyarak, siyahların mücadelesinin nasıl konuşulacağına ve tarihinin nasıl hatırlanacağına karar vererek, bu sessizliğin mühendisliğini yaptın. Evet, dünyaya artık usandığımızı söyle ama seninle de işimizin bittiğini bil.

Yannick Giovanni Marshall

Radikallerin emeklerini çalmaya, bizim giysilerimizle tebdil-i kıyafet sokağa çıkıp, kalabalığa karışıp, sanki hep sokaktaymışsın, sanki bizden biriymişsin gibi davranmaya hazırlandığın şu günde, bil ki seni görüyoruz! Şu anda bile, her zaman olduğu gibi ‘ırklar arası ilişkileri düzeltmek’, kendini iyi hissettiren ‘anti-ırkçılık’ ve ‘buradan çıkışın yolları’ gibi muğlak, hayal gücü kıt, laf-ı güzaf ile dolu, sulandırılmış ‘Siyah Hayatlar Değerlidir’ (Black Lives Matter) ders izlencen ve ‘Korona Zamanında Umut ve Siyah Baharı’ başlıklı kitabınla uğraşırken ve şimdiden basıma hazır hale getirmişken, seni görüyoruz. Neden geldiğini biliyoruz!

Bir isyanı tercüme etmek için buradasın. Buradasın, çünkü beyaz liberallerin sana bahşettiği siyah karşıtı otorite pelerinini kuşanabilmek için siyah tenini göstermelisin. Kameraların önünde, onların uzman masalarına oturmak için buradasın. Yüzün, dünyanın her yerinde yayınlanıyor; çünkü devrimin imkanlarını denetlemek ve sistemi ılga tehdidini olası en yumuşak ve en etkisiz bir reform ile geçiştirmek için mümkün olan en güvenli yorumu sen yapıyorsun.

İSYANDAN ROL ÇALANLARI GÖRÜYORUZ

İsyanların öncülüğünü biz radikaller yapıyor; ama bizler kamusal tartışmalardan dışlanıyoruz. Yayınlarda, ne siyah radikallere ne de siyah radikal düşünceye yer veriliyor. Onun yerine, hakkımızda konuşulmasına göz yummak ve bizim mücadelesini verdiğimiz devrimin, beyaz liberal bir kitle için makul ve kabul edilebilir hale getirilmek üzere etkisizleştirip, yeniden paketlenmesini izlemek zorunda bırakılıyoruz.

Misyonun için hazırlanmakta olduğunu görüyoruz. Bu sefer kalabalığın arasına kaynayamayacaksın.

Devrimin yorumlanmaya ihtiyacı yok. Devrimin yorumlayıcıları beyaz milliyetçilerle masa başında oturmaktan pek bir memnun olan ve ‘iyi polis’ ile beraber yüzünde gülücüklerle fotoğraf çektiren insanlar olmamalıdır.

Devrim -beyaz meslektaşları ile birlikte- siyah radikallerin üzerine çullanan ve öfkemizi dizginlemek ve eylemlerimizin sınırlarını belirlemek üzere bizleri yorgun Martin Luther King Jr.’ın sözleriyle dövmeye kalkan insanlar tarafından da anlatılamaz. Devrim, King’in kral olduğuna ve sözünün emir olduğuna dair bir inançla eğittikleri çocuklarına karşı her fırsatta onu bir sopa gibi sallayan ve onun sözünü kusan kişiler tarafından da anlatılamaz.

ABD’NİN VİCDANI YOKTUR

Bir yandan onu kendi amaçları için bayrak yapmak üzere, sahip olduğu küçücük sömürgecilik karşıtı düşünceden dahi arındıran beyaz liberal medyanın, okulların ve iş yerlerinin gücüyle, diğer yandan da onun çağdaşlarını ve günümüzdeki eleştirmenlerini susturarak, bir King kültü yaratıldı ve yaşatılıyor.

Şu sözleri söyleyen Kwame Ture gibi insanların susturulmasını sineye çekmek zorunda bırakıldık: “Şiddetsizliğin işe yaraması için, düşmanınızın bir vicdana sahip olması gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’nin vicdanı yoktur.”[1] Şu sözleri söyleyen Assata Shakur gibi insanların susturulmasını sineye çekmek zorunda bırakıldık: “Dünyada hiç kimse, tarihte hiç kimse, kendilerine zulmeden insanların ahlaki duygularına seslenerek özgürlüğünü kazanmamıştır.”[2]

Sen, sadece radikallerin sessizleştirilip susturulmasında suç ortaklığı yapmadın; aynı zamanda mikrofona el koyarak ve siyahların mücadelesinin nasıl konuşulacağına ve tarihinin nasıl hatırlanacağına karar vererek, bu sessizliğin mühendisliğini yaptın. İnsanlarımız, halen kitleler halinde durmaksızın hapislere tıkılırken [3] ya da mülteci haline getirilirken ve avlanırken [4], senin gönüllü hafıza kaybından dolayı ikinci bir ölümü yaşıyorlar.

SÖMÜRGECİLERE HİZMET EDİYORSUN!

Siyah radikaller haklı çıktı ama isimleri çok az bilindiği ve onlara çok az yer verdiğiniz için, sen bunun farkında olamazsın. Mikrofonu bırak ve onu insanlara ver. Platformdan in ve haber odasından çık. Senin zamanın doldu.

Çok uzun zamandır siyah liberalin siyah radikalizmi ehlileştirmene izin verildi. Çünkü bize zulmedenler seni bize tercih ediyorlar ve ne zaman bir sorun olsa hemen Siyah insanlar adına konuşman için koşarak seni buluyorlar. Sen de bütün mikrofonları zapt etmek ve bizi susturmak için her şansı hevesle değerlendiriyorsun. Bizim isyanımızı kendi hikayenle zayıflatıyorsun.

Sömürgedeki tahrifatı kendi hikayene uydurmak ve yeni bir sivil düzen için politika değişimleri önermek üzere, şimdi bile ele ele kol kola sahnelenen ‘üstesinden geleceğiz’ saçmalığıyla birlikte bizi istila etmeye hazırlandığını biliyoruz.

İsyancıların kendisinden daha öfkeli ve daha isyankarmış gibi davranarak, isyanımızdaki ateşe yangın hortumu olmaya geldin. Sanki daha dün polisle ve siyasilerle omuz omuza duran ve sakin olmamız için yalvaran ve bütün bu olan bitenin onların da dediği gibi çok üzücü olduğunu söyleyen sen değilmişsin gibi.

Yetkenin büyüklüğü ve megafonlarının göreli gücü sayesinde yaklaşan sahtekarlıkta bazı başarılar elde edeceğini biliyoruz. Ancak her ne kadar bu devrimi yağmalayıp parçalasan da, derisini yüzüne maske yapsan da, biz seni yine de görüyor olacağız.

Biliyoruz ki, biz ‘hapishaneleri ve polisi lağvedin’ dediğimizde, sen devlet adına ve beyaz muktedir adına müdahil olacak ve kasıtlı bir çarpıtma ile bizim ‘daha yumuşak cezalar ve polis ile siyah topluluk arasında daha fazla güven’ istediğimizi söyleyeceksin.

Biz ‘artık yeter’ dediğimizde, sen bizim ‘değişim’ istediğimizi söyleyeceksin.

Beyaz üstünlükçü yerleşimci-sömürgenin DNA’sında siyah karşıtlığı olduğunu ve insana yakışır bir özgürlük sunamayacağını söylediğimizde, sen “Amerika siyahları yüzüstü bırakıyor” diyorsun.

Biz, “Buradan kurtulmak istiyoruz” diyoruz. Sen “Daha iyiye nasıl gidebiliriz” diye soruyorsun. Sanki biz, senin sesindeki ‘bütün bu huzursuzluk nasıl yatıştırılabilir ve bir sonraki cinayete kadar nasıl sessizce yaşayabiliriz’in umudunu duymuyoruz.

Bizleri yanlış tercüme etmekte ısrar ediyorsun.

ARTIK SÖZÜ MÜCADELE EDENLERE VER

Siyah liberal, senin zamanın doldu. Çok uzun zamandır mikrofonu elinde tuttun. Mikrofonu sokaktaki herhangi bir protestocuya ver. Sokaktakilerden herhangi birinin senin söyleyeceklerinden çok daha öngörülü ve analitik olarak çok daha anlamlı söyleyecekleri var. Bizim sloganlarımızı alıp da televizyona çıktığında, tek yaptığın şey ağlamak.[5] Neye, niçin ağlıyorsun? Ben ise, en son ne zaman bu kadar çok gülümsediğimi hatırlamıyorum bile.

Çok uzun zamandır bize zulmedenlerle birlikte gülümsüyorsun. Direniş başladığında ağlaman için bir neden yok. Sevinçten mutlu olacağını düşünüyorduk; ama tek söylediğin şey, değişim olmasını istediğindi.

Sen, 1382’de İngiliz köylülerinin Kara Ölüm’ün (Veba Salgını, ç.n.) yarattığı yıkımdan çıkıp, kendilerini özgürleştirmek umuduyla, ellerinde meşaleler, egemen sınıfların mülklerini nasıl yaktıklarından sevgiyle bahsedersin. Fakat şimdi, neredeyse her hafta insanlarının kamunun gözünün önünde avlandıklarını ve ölümüne işkence edildiklerini izlemeye zorlanan Siyahlar ayaklandığında, onları çakmaklarını bırakmaları için ikna etmeye çalışıyorsun.

Target (mağaza zinciri, ç.n.) yanmaya başladığında, siyah liberal onu söndürmek için sahibinden daha fazla çaba gösterecektir. Fakat Malcolm X’in de dediği gibi: “Dışarıda başka bir siyah vardı. Hizmetçi siyah azınlıktaydı. Büyük kitleler – büyük kitleler tarlada çalışan siyahlardı. Çoğunluk olan onlardı. Efendileri hastalandığında, onlar ölmesi için dua ederlerdi. Efendilerinin evlerinde yangın başladığında, rüzgarın gelmesi ve ateşi harlaması için dua ederlerdi.”[6]

Sahneyi sana verdiler ama biz senden daha kalabalığız. En büyük düzenbazlığın ise, insanları, siyahların çoğunluğunu senin temsil ettiğine ve sömürgeci zabıtalığa başkaldıran radikallerin azınlıkta ve tek tük olduklarına inandırmaktı. Şimdi binlerle karşınızdayız. Ağlamayı kes!

Malcolm X: “O zamanın Tom Amcası başının etrafına bir mendil sarardı. Şimdiki Tom Amca ise, şapka giyiyor. Çok şıktır. Tıpkı sizin gibi giyiniyor. Aynı anlatım biçimi, aynı dil ile konuşuyor. Hatta sizden daha iyi konuşmaya çalışıyor. Aynı aksan, aynı diksiyon ile konuşuyor. ‘Sizin ordunuz’ dediğinizde, o ‘bizim ordumuz’ diyor. Onu savunacak kimsesi yok; ama ne zaman siz ‘biz’ deseniz, o da ‘biz’ diyor. ‘Bizim başkanımız’, ‘bizim hükümetimiz’, ‘bizim Senatomuz’, ‘bizim milletvekilimiz’, ‘bizim şuyumuz, bizim buyumuz.’ Oysa, o ‘bizim’in içinde, sıranın en sonunda dahi ona ayrılan bir sandalyesi yok. İşte yirminci yıl siyahı budur.”

BARIŞ, DEVRİMDEN SONRA GELECEK

Siyah liberal, senin hükümetinden gelecek olan ikinci baskı dalgasını püskürtürken, seni hala gördüğümüzü hatırla. Senin polisin, senin Ulusal Muhafız’ın, senin köpeklerin üzerimize salındığında, 1960 yılında Sharperville’de göçmenlere karşı saldırıları kışkırtan başkanının PW Botha’nı [7]/Bull Connor’ı* bir vahşeti hayata geçirmek için hazırlık yaptığında, maskeli haykırışlarımıza, taşlarımıza ve afişlerimize rağmen seni hala görüyoruz. Neden geldiğini biliyoruz. Ancak çok geç kaldın.

Çok uzun zamandır ilk kez biz de görünür hale geldik ve bil ki yalnız değiliz. Nazikçe daha radikal çözümlerin değerlendirilmesini rica ederek [8] belki koyunlar gibi bir kenara itilmeden önce, kırılgan, çıplak ve tek başına av köpekleri ile dolu bir araziye girmekte olduğumuzu biliyoruz.

Fakat beyaz üstünlüğünün merkez üslerine doğru büyük adımlarla cesur bir şekilde yürümeye başladığımızdan beri, sayısız iyi insanın bize siper olduğunu gördük. Dünyaya bakın. [9] Yalnız değiliz. [10] Sen de kalabalığa katıldığında ve çevremizi saran dizginlerle boğuştuğunda, bunun siyah radikallerin hareketi olduğunu unutma. Bizi gör.

Siyah radikaller hiçbir yere gitmiyor. Mikrofonu bırak ve ‘yağmalanmadan’ önce oradan çık. O Barack ve Michelle posterlerini de yanında götür. Onlar hiçbir zaman bize ait olmadı. Ahlaki evrenin yayı uzun olabilir ama o yay Malcom’a eğilir. Devrimden sonra barış.

* Ç.N.: Theophilus Eugene Connor, nam-ı diğer Boğa Connor, Alabama Eyaleti’nin Birmingham kentinde yirmi yıldan daha uzun bir süre (1936-1954, 1957-1963) Kamu Güvenliği Müdürü olarak görev yaptı. Politikaları ve uygulamaları ile kurumsal ırkçılığın uluslararası sembolü haline geldi. Bull Connor sivil haklar aktivistlerine karşı yangın söndürme hortumlarının ve polis av köpeklerinin kullanımını yönetti. Çocuklar da bu saldırılardan nasibini aldı. Yaşananlar o kadar vahşet doluydu ki Birleşik Güney Eyaletleri’nde çok büyük toplumsal ve yasal değişimleri tetikledi ve 1964 Sivil Haklar Kanunu’nun geçmesine katkıda bulundu.

Yazının aslı Al-Jazeera sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Şerife Geniş)


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar