Siyasallaşan ayakkabıcılar

Siyasallaşan ayakkabıcılar

Sanayileşmenin başlangıç evrelerinin ya da sanayi öncesi dönemin yaptığı şey, ayakkabıcıların ve tamircilerin sayısının artmasına yol açmak ve bunların yoksullaşması sonucu geniş bir yarı proleter taşralı işçi kitlesi yaratarak ayakkabıcı köktenciliğinin tabanını genişletmekti. Bu şekilde pekçok eğitimli usta zanaatkarın, toplu eylemlerin geleneksel çerçeve ve beklentilerinden zorla uzaklaştırılarak vasıflı işçilerin sendikal militanlığına yönelmesi sağlandı

Ne ilginçtir ki, her zanaat onu uygulayan zanaatkarlarda kendine özgü bir karakter, belirli bir mizaç geliştirir. Kasap genelde ciddi ve kendini beğenmiştir, boyacı pervasız ve gamsızdır, terzi cinsel hazza düşkün, bakkal aptal, hamal meraklı ve geveze, son olarak ayakkabı tamircisi de diline doladığı şarkı ile neşeli, hatta yaşam doludur. Beğenilerinin sadeliğine karşın, yeni ayakkabı yapan eskilerini tamir eden bu insanlar her zaman huzursuz, bazen de saldırgan bir ruh hali içindedirler. Çok konuşmaya duydukları büyük eğilimle diğerlerinden ayrılırlar. Bir isyan mı var? Kalabalıktan bir konuşmacı mı çıkıyor? Hiç şüphesiz bu, konuşma yapmaya gelmiş bir ayakkabı tamircisidir.*

I

19. yüzyıldaki ayakkabıcıların siyasal radikalliği dillere destandır. İngiltere’deki “Swing” isyanlarını inceleyen tarihçiler ayakkabıcıların “kötü şöhretli köktenciliğine” gönderme yapmış ve Jacques Rougerie ayakkabıcıların Paris Komünü’ndeki ününü “geleneksel militanlıklarına” dayanarak açıklamıştır.

19. yüzyılda, meslek grubu olarak ayakkabıcılar her üç anlamda da köktencilikleriyle tanınıyorlardı. Hem zanaatı ilgilendiren konularda, hem de daha geniş toplumsal protesto hareketlerinde militandılar. Çok yaygın bir zanaat olmasına karşın belli bölge ya da yerelliklerle sınırlandırlan ve zaman zaman etkili olan ayakkabıcı sendikaları oldukça erken bir tarihte hem Fransa’da, hem İsviçre’de ulusal çapta örgütlenmişlerdi. Londra’da ise 1792’de kurulan sendika 1804’te ulusal düzeyde örgütlenmiştir. Ayakkabıcılar ile marangozlar, o ülkedeki ilk ulusal birlik girişimi olan Arjantin Bölgesi İşçi Federasyonu’nun (1890) ilk üyeleriydiler. Britanya Chartist hareketinde etkin rolü olan meslekler arasında dokuma işçilerinden ve vasıfsız “emekçilerden” sonra en geniş grubu ayakkabıcılar oluşturuyordu: Sayıları yapı işçilerinin iki katı ve meslek bağlamında sınıflanan militanların tümünün yüzde 10’undan daha fazlaydı. Bastille’in alınması sırasında ya da en azından bu yüzden tutuklananlar arasında, yirmi sekiz ayakkabıcıya sayıca yalnızca mobilya işçileri, doğramacılar ve çilingirler geçmişti -1792 Ağustos’unda Champ de Mars isyanlarında ayakkabıcıları sayıca aşan meslek grubu yoktu. 1851 darbesine karşı çıktıkları için Paris’te tutuklananlar arasında en kalabalık grubu yine ayakkabıcılar oluşturuyordu. 1848 Nisan’ında Almanya’nın Konstanz şehrinde isyan çıktığında ayakkabıcılar açık farkla en geniş isyancı gruptu -sayıları neredeyse kendilerinden sonra en isyancı zanaatkarların (terziler ve doğramacılar) toplamı kadardı. Dünyanın öbür ucunda Brezilya’nın Rio Grande do Sul bölgesinin bir taşra kasabasında kayıtlara geçmiş ilk anarşist, 1897 tarihinde italyan bir ayakkabıcıydı. Öte yandan, anarşistlerden esinlenen Birinci Curitiba İşçi Kongresi’ne (Brezilya) katıldığı bildirilen tek zanaatkarlar birliği de Ayakkabıcılar Birliği’ydi.

Fransa’da devrimci kitleler, oran olarak, daha çok matbaacı, doğramacı, çilingir ve yapı işçisi barındırıyordu. 1892’de Lyon’da tutuklanan kırk üç anarşist içinde en geniş grubu on bir kişiyle ayakkabıcılar oluştursa da yapı içileri onların çok da gerisinde değildi. Almanya’daki 1848 Devrimi’nde, terzilerin ayakkabıcılarla birlikte, tipik eylemciler olduğu düşünülüyordu. Komünist Birliği’nin çoğunluğunu oluşturan Alman gezgin işçiler arasında her iki grubun da ön sıralarda yer almasına karşın (1850’de Weydemer, Marx’a “işçi kulübü ufak; yalnızca ayakkabıcılar ve terzilerden oluşuyor” diye yazdı.

Bu zanaatın “ateşli siyaseti” ayakkabıcıları dillere destadı. Northamton’un ayakkabı üretim merkezinde seçim günleri tıpkı bahar ve güz at yarışları gibi “geleneksel tatil” olarak kutlanıyordu. Çarpıcı bir olgu da siyaset ile kendini okuryazar olarak ifade etme arasındaki bağlantıdır. Ayakkabı tamircisi dendiğinde aynı amanda şaşırtıcı bir sıklıkla gazeteci, şair, vaiz ve hatip, yazar ve editör de denmiş olurdu. Bu izlenimi sayıya dökmek kolay değildir. Ama 1850’den önceki dönemde hepsi de köktenci görüşlerden gelen on dokuz kişilik fransız “işçi-şair” örneklem grubundaki ayakkabıcılar üç kişiyle en geniş meslek grubunu oluşturuyordu.

Antikiteden Sanayi Devrimi’ne kadar pekçok ülkede kullanılan “çizmeyi aşma” gibi deyimler, çokça ayakkabıcıların resmi eğitimden geçmiş kişilere bırakılması uygun görünen konularda görüşlerini açıklama eğilimlerine dikkat çekmektedir. “Ayakkabıcı çizmeyi aşmasın, bilginler de kitap yazsın”; “Vaaz veren ayakkabıcı kötü kundura yapar” vs. Diğer zanaatlara gönderme yapan özlü sözlerin çok daha az yaygın olduğu açıktır.

Köktenci ayakkabıcı John Brown, özyaşamöyküsünde şu yarımı yapar: “Daha incelikli bir eğitimin üstünlüklerine sahip kişiler, benim kadim zanaatımın üyelerinde ne kadar bilgi birikimi ve kitabi bilgi bulacaklarını tasavvur edemezler.” Fransa’da ayakkabıcıların “düşünen insanlar” oldukları, gördükleri ya da duydukları şeyler hakkında düşündükleri, “işçilerin düşündüğünden çok daha fazla sorun üzerine kafa yordukları” söyleniyordu. İngiltere’de 18. yüzyıla ait bir şiirde şöyle deniyordu:

Bir zamanlar bir ayakkabıcı

Kulübesinin kapısında düşünceye dalmıştı

Eki kitapları severim derdi

Sonra da ne okuduğunu düşünürdü.

Rusya’da Maksim Gorki, bir yapıtındaki karakterlerden birini “Pekçok ayakkabıcı gibi bir kitabın büyüsüne kolayca kapılıyor” diye betimlemişti.

III

Kabaca 1770’den 1880’e uzananan dönemde ayakkabıcılığı etkileyen değişimler nelerdi?

Anımsanması gereken ilk nokta, makineleşme ve fabrika üretimi tarafından dönüştürülene dek mesleğin kentleşme ve nüfusla birlikte büyüyen boyutudur. Az sayıda fabrikanın bulunduğu Viyana’da ayakkabı imal eden işçi sayısı, 1885 ile 1890 arasında üç kattan fazla arttı.

Belirtilmesi gereken ikinci nokta, müşterilerden ve dört bir yana dağılmış onarım işlerinden ayrı olarak üretimin pazara yayılmasıdır.

Almanya’da önde gelen makineleşmiş seri üretim merkezlerinden biri olan Erfurt için de söz edilebilir. 193 kişilik işçi grubu örneklemesinin üçte biri, mesleki eğitim almıştı ve bunların yarısı ayakkabıcıların oğullarıydı. Birleşik Devletler’in dışında ve kısa bir üre sonra da Britanya’da, (1850’ler ile 1870’lerin başlarında yaygınlaşan) küçük dikiş makinesinden başka herhangi bir teknik yenilik ortaya çıkmadığı için bu durum şaşırtıcı değildir

Üçüncü nokta ise, (saygın zanaatkar tarafından “şerefsiz” ya da “pis” iş olarak nitelenen) seri üretimin hızla çoğalmasının mesleki bağımsızlığı yok etmesi ve ücretleri aşağı çekmesidir. Günde ortalama 3 frank ve yılda ortalama 600 frank kazanıyorlardı. Bu, ayakkabıcıları, ücretler sıralamasında pekçok vasıfsız emekçiden daha alt sıraya yerleştiriyordu. İşçi-şair Charles Poncy 1850’de Aziz Crispin’e dert yandı:

Açlık bizi kara vagona mahkum etti; ücretlerimiz böylesine düştü. Ekmek ve çaput için gaz yağımızdan oluyoruz. Ot döşeğe üst üste yığılmış çocuklarım annelerinin bir deri bir kemik göğsünden süt ememedi. Bebeler için mahsul verecek olan mısır tohumlarını yiyoruz.

Sürekli ücretli işçiler haline geldiklerini kavrayan ayakkabıcı kalfaları ya da proleterleşmiş küçük ustalar, sendikalaşmaya ve patronlarla çekişmeye yöneldikleri durumda radikalleşmeleri keskinleşti. Ayakkabıcılar süratle militan birlikler oluşturmaya koyuldular.

Sanayileşmenin başlangıç evrelerinin ya da sanayi öncesi dönemin yaptığı şey, ayakkabıcıların ve tamircilerin sayısının artmasına yol açmak ve bunların yoksullaşması sonucu geniş bir yarı proleter taşralı işçi kitlesi yaratarak ayakkabıcı köktenciliğinin tabanını genişletmekti. Bu şekilde pekçok eğitimli usta zanaatkarın, toplu eylemlerin geleneksel çerçeve ve beklentilerinden zorla uzaklaştırılarak vasıflı işçilerin sendikal militanlığına yönelmesi sağlandı.

Hepsinin ötesinde, bu dönemin yaptığı, siyasal köktenciliğin hem alet kutusunu hem de düşünceler, talepler ve programlar dağarcığını genişletmekti.

Köktenci ayakkabıcıların şanlı dönemi, Amerikan Devrimi ile kitlesel sosyalist işçi sınıfı partilerinin, herhangi bir ülkede yükselişe geçtikleri zaman arasındadır. Bu döneme kadar demokratik ve özgüvenli düşünce, konuşma ve vaaz, esas olarak dinsel heterodoksluk ve köktencilik yoluyla ifade ediliyordu ve kuramsal formülasyonlarını seküler, eşitlikçi, devrimci ideolojilerde, pratikteki militanlığını ise kitlesel toplumsal protesto hareketlerinde ve umutta buluyorlardı. Köktenciliğin böylesine belirli siyasal ideolojilerle bağlantısı “filozof ayakkabıcıyı” “köktenci ayakkabıcıya”, yoksul köy aydınını köy sansculotte’una, cumhuriyetçiyi anarşiste dönüştürdü.

* M. Sensfielder, Historie de la cordonnerie (Ayakkabıcılığın tarihi), Paris 1856

[Sıradışı İnsanlar: Direniş, İsyan ve Caz, Eric Hobsbawm, kısaltarak yayınlıyoruz]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar