Son işçi devrimi: Asturias!

Son işçi devrimi: Asturias!

İspanya’daki Asturias Devrimi ‘son işçi devrimi’ olarak biliniyor. 14 gün boyunca süren başka bir ‘Ekim devrimi’nin hikayesi…

Kavel Alpaslan

Tarih profesörü David Ruiz, İspanya’daki Asturias Devrimi’nden bahsederken ‘Batı dünyasındaki son işçi devrimi’ tanımını yapıyor. 1934 yılında, ülkenin faşizme doğru gidişini durdurmak için düzenlenen grevler Asturias’da küçük bir ‘komün’ deneyimi olarak kendini gösterir. Zengin maden yataklarına sahip bölgede binlerce madenci, yerin altında kullandıkları dinamitlerle ve ele geçirdikleri silahlarla bölgede yönetimi ele geçirir. Anarşistler, sosyalistler ve komünistlerden oluşan komün, 14 günlük kısa deneyimin ardından kanlı bir sonla karşılaşır. Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Francisco Franco da bu olayla birlikte dikkatleri üzerine toplar…

‘DEVRİMCİLERE KARŞI SAVAŞIN ZAMANI GELDİ’

Kimileri Asturias Devrimi için 1936 yılında başlayan İspanyol İç Savaşı’nın bir ‘provası’ yorumunu yapıyor. Bu tanımı daha iyi anlamak için Asturias Devrimi’ne giden yolda İspanyol siyasetinin o dönemdeki halinden kısaca söz edelim. Her şeyden önce bahsettiğimiz yıllar, ülkenin tarihinde ‘İkinci Cumhuriyet’ dönemi olarak biliniyor. Asturias Devrimi ve diğer bölgelerdeki kimi işçi ayaklanmalarını tetikleyen en büyük nedense 1933 seçimleri: Genel seçimlerde cumhuriyetçiler ve sol ciddi bir yenilgi alır. Anarşistlerin boykot ettiği seçimlerde monarşi savunuculuğu yapan CEDA (Otonom Sağ Partiler Konfederasyonu) büyük bir zafer kazanır. Çalkantılı bir hükümet geçmişiyle birlikte orta sınıflar hızla sağa kayar. Bu arada, yeni kurulan ve sağda önemli bir çekim merkezi haline gelen CEDA’nın güçlendiği dönemde Almanya’da da Hitler’in iktidara geldiğini belirtmekte yarar var.

Elbette CEDA’nın yükselişi, basit bir seçim zaferinin çok ötesindedir. Parti, ülke çapındaki işçi hareketlerine yönelik yoğun baskıyı kendisi için ‘savaş ganimeti’ olarak görür. İç Savaş döneminde adı daha sık duyulacak faşist Falanjların örgütlenmesi de bu döneme denk gelir. Ülke genelinde solun faşizme doğru gidiş olarak algıladığı bu sürece karşı kimi işçi direnişleri organize edilir. Katalonya’da anarşist CNT’nin grevleri, Extremadura’da köylülerin sosyalist sendikalarla koordine bir biçimde hasat zamanı greve gitmeyi gündeme getirmeleri… Tüm bu olayların yaşandığı 1933 sonu ve 1934’te ülkede kazan gittikçe kaynamaktadır. Tüm direnişler başarılı olmasa, hatta bir çoğu kısa sürse de CEDA’da tedirginlik baş gösterir, 1934 yılında İç İşleri Bakanı ‘Marksist devrimcilere karşı savaşın zamanı geldi’ diyerek dört sosyalist milletvekilini ve yüzlerce köylüyü tutuklar. Ağustos 1934’te Hitler’in cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması ve devlet başkanlığı referandumunun düzenlemesini de kıtada faşizmin yükselişini gösteren bir başka paralellik olarak not edelim.

Son olarak ülke genelindeki sendikal örgütlenmelerin  durumundan da bahsedebiliriz. Aslında sendikal örgütlenmede 1930’lar çok karamsar yıllar değildir. PSOE (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) ile ilişkili UGT’nin Aralık 1930’daki 277 bin üye sayısı 1931 yılında 958 bine, takibindeki yıl da 1 milyonun üzerine çıkar. Anarşistlerin ve komünistlerin yoğun olduğu diğer sendikalarda da durum pek farklı değildir. Yavaş yavaş Asturias’a gelirken yine kimi rakamlar vermek gerekirse bölgedeki demir madenlerinde çalışan 110 bin civarında maden işçisi vardır, bu işçilerin 45 bini UGT, 25 bini de anarşist CNT üyesidir. Tabi bu örgütlülüğün arkasında bölgenin örgütlü mücadele deneyimi de bulunuyordu. Örneğin 1917’de Asturias’da gerçekleşen grevi buna örnek verebiliriz. İlginç bir detay, Franco’nun yine bu grevi bastıranlar arasında olması. O halde 1934’deki devrimin boğulması için Franco’nun seçilmiş olmasını da bir ‘tesadüf’ olarak değerlendirmek pek kolay olmuyor…

BELEDİYE BALKONUNDA DİNAMİTLER

Rüzgarın faşizme doğru esmesine karşı Asturias’daki anarşist, sosyalist ve komünist işçiler, henüz 1934 kışında asgari talepler etrafında bir ittifak oluşturur: Emekçi İttifağı. Bu ittifak anlaşmasının ilk maddesi, kurulan cephenin mücadele hattını da gayet net ortaya koyar: “Bu anlaşmanın imzacısı olan örgütler, İspanya’da sosyal devrim zafere ulaştırılıncaya ve işçi sınıfı ekonomik ve siyasi gücü fethedinceye kadar el ele çalışacaklardır”

Maden işçilerinin direnişi 5 Ekim akşamı başlar. Her ne kadar ülke genelindeki grev çağrıları fazla yanıt bulmasa da -Katalonya’da kurulan hükümet 10 küsur saat dayanmıştır- Asturias madencilerinin direnişi hızla bir devrime dönüşür. O gecenin tanıklarından bir işçi, Guardia Civil (İspanya’da askeri polis ya da jandarma benzeri yapı) binasına, madende kullandıkları dinamitleri atarak silahları aldıklarını ve Asturias’ın baş şehri Oviedo’daki belediye binasının balkonlarına ve kapısına yine dinamit atarak ele geçirdiklerini anlatıyor. Ertesi gün büyük bir coşkuyla toplanan işçiler, Devrimci Komite’nin kuruluşunu ilan eder. Tüm yaşananlar adeta küçük ölçekte yaşanan bir ‘1917 Ekim Devrimi’ni andırmaktadır. Komite, hız kesmeden bir komün hükümetine dönüşür, mahallelerde meclisler kurulur. Hatta kimi rakamlara göre 30 bin işçiden oluşan, ‘Kızıl Ordu’ dahi kurulur. Bazı kaynaklar militan sayısını 60 bine kadar çıkarır. Rakamlar abartılı gözükse de ayaklanma sonucunda hayatını kaybeden, infaz edilen ve hapsedilen işçi sayılarına değindiğimiz zaman üç aşağı beş yukarı bu sayıların doğruyu yansıttığı daha rahat söyleyebiliriz.

Silah depolarının ele geçirilişi biraz kendiliğinden gelişir. İşçilerin maden bölgelerinde girdikleri ilk çatışmaları kazanmalarının ardından silah fabrikasına da bir saldırı düzenlenir. Ancak burası 4 günün sonucunda ele geçirilebilir. İşçi militanların kısa süre içinde neredeyse tüm Asturias bölgesini kontrol altına almasında bölgenin dağlık coğrafyası önemli bir kolaylık sağlar. Komün yönetiminin hızla örgütlenmesine ise hem Asturias’ın mücadeleci geçmişi hem de bölgedeki devrimci örgütlerin kurdukları ittifak imkan verir.

‘KARDEŞLERİNİZE ATEŞ ETMEYİN’

Tabii tüm bunlar yaşanırken hatırı sayılır bir büyüklüğe sahip ordunun olayları ‘görmezden geldiğini’ söyleyemeyiz. Devrimin ilk günlerinden itibaren havadan bombardıman başlar. Ancak İspanyol ordusunun ilk müdahaleleri sırasında komutanları en zor durumda bırakan, askerler arasında büyüyen ‘Kardeşlerinize ateş etmeyin’ sloganı olur. Bu söz, kimi generaller tarafından da durumdan şikayet ederken dile getirilmiştir. Tüm birlikler olmasa da örneğin İç Savaş’ta öne çıkacak Yarbay Lopez Bravo’nun birlikleri bu sloganın etkisiyle gönülsüz ve moralsiz hareket etmektedir.
Bunun üzerine hem bölgeyi gayet iyi bilen hem de komuta merkezini Fas’ta oluşturan General Franco ve Goded, direnişi bastırmak için Kuzey Afrika’daki sömürge birliklerini karaya çıkartır. ‘Kardeşine ateş etmekte gönülsüz’ kimi yerel kuvvetler hakkında ne söylediysek, bu birlikler için tam tersini söyleyebiliriz. Fas lejyonu düzensiz silahlı güçlere karşı engebeli arazilerde rahatça savaşmalarıyla tanınıyordu. Fakat bundan daha çok, yağma, işkence, tecavüz gibi türlü acımasızlıkları ve ellerine geçirdiklerini hemen infaz etmeleri ile de biliniyordu. İç Savaş’ta da bu güçler, Franco’nun önemli askeri dayanaklarından oldu. Konuyla ilgili ilginç bir ayrıntı paylaşmak gerekirse, İç Savaş dönemini faşistlere karşı mücadele ederek yaşamış kuşaktan bazıları, bugün hâlâ Kuzey Afrikalılara şüpheyle bakmaktadır. Bunu elbette komünistlerin ya da anarşistlerin o dönemki kadrolarının tamamı için söylemiyoruz. Ancak kimileri için bu acı mazinin ciddi sonuçlar doğurduğu ve ömür boyu peşlerini bırakmadığı da yadsınamaz.

YALNIZ KALAN DEVRİM

Fas lejyonunun da sahneye çıkmasıyla birlikte askeri tecrübeden uzak, basit silahlarla savaşan direnişçiler, ellerindeki bölgeleri yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Buna karşın bir hafta daha çatışmaya devam ederler. İspanyol ordusu tüm imkanlarına rağmen çetin bir direnişle karşılaşır. Fakat durum umutsuzdur. Kaçınılmaz son, 19 Ekim günü ordunun kesin zaferiyle gelir. Kayıplarsa korkunçtur: En az bin 700 işçi hayatını kaybeder, 3 bin kişi yaralanır ve 30-40 bin arasında kişi tutuklanır. Buna karşılık İspanyol ordusunun kayıpları 250-350 arasında değişmektedir. Devrimcilerle ordu arasındaki kayıp farkı elbette askeri güçlerdeki dengesizliğe işaret ediyor. Ancak bu kayıplara yüzlerce infazın da dahil edildiği unutulmamalı.

Asturias Devrimi’nde infaza götürülen işçiler…

Peki koskoca İspanya’ya yerel bir ayaklanmayla meydan okuyan işçileri bu kadar umutlandıran neydi? İstediğimiz kadar çaba harcayalım, geçmişte yaşanan bir olayı, hele hele sosyal devrim gibi bir olayı değerlendirirken, bunu gerçekleştirmekte olanların ruh halini anlamak güç. Örneğin biz bugün madencilerin bu direnişini konuşurken bile başlığımıza ‘Asturias’ı taşıyoruz. Çünkü geçmişte bu deneyimin son kertede Asturias bölgesiyle sınırlı kalmış olması bizi böyle bir sınıflandırmaya itiyor. Oysa meselenin o dönem de başlığı, Atlas Okyanusu kıyısındaki Asturias ile mi sınırlıydı? Bir an için bu bakıştan sıyrılıp, 5 Ekim’den 19 Ekim’e Asturias’daki işçilerin arasına karışacak olursak konuyu çok daha farklı yorumlayabiliriz. Bunu yapmak için her ne kadar kulağa biraz alakasız gelse de önce 9 Ekim günü ordu uçaklarının attığı, ‘Asturiaslı isyancılar, teslim olun!’ diye başlayan metinden bazı bölümleri okuyalım.
Asturiaslı isyancılar, teslim olun! Bu hayatlarınızı kurtarmak için tek yoldur: Kayıtsız şartsız teslim ve silahların 24 saat içinde bırakılması. (…) Katalan Hükümeti pazar gecesi İspanyol kuvvetlerine teslim oldu. Yoldaşları hapiste adaletin vereceği hükmü bekliyor. Tüm İspanya’da bir tane bile grev kalmadı. Yalnız başınızasınız ve yenilmiş, başarısızlığa uğratılmış devrimin kurbanları olacaksınız. (…) ”

Bu kısa ve öz teslim çağrısının haklı olduğu bir nokta vardı: Sahiden Asturias yapayalnız direniyordu ve tüm saldırılara rağmen bir umut Madrid’deki işçilerden mücadelelerine destek beklentisi içindeydiler. Hatta destek gelse de gelmese de kendileri belki bir şeylerin değişmesi umuduyla ilk hafta Madrid’e doğru yürümeye yeltendi, fakat bekledikleri an, bir türlü gelmedi.

Bazıları Asturias’daki devrim girişimini ‘faşizmin önünü açmak’la suçladı, bazıları ise ‘yılanın başı’ olarak gördü. Peki İç Savaş’ta ayan beyan faşist yüzleriyle ortaya çıkanların işçi hareketlerine yaptıkları baskılar neden Asturias Devrimi’nin önünü açmış olmasın? Ve yine burada söylenebilecek bir nokta daha: Asturias devriminin ardından ülkede sol yükselişe geçer! Halk Cephesi 1936 seçimlerinde neredeyse oyların yarısını toplar. Franco’nun parlaması ya da faşistlerin ‘kızdırılması’nın bir ülkeyi iç savaşa götürdüğünü söylemek çok cüretkar bir iddia olsa gerek. Bir an için tüm bunlar doğru farz edilse bile faşizmin ayak sesleri hayatı inletirken, ‘farklı bir ihtimal’e inançla, gelmekte olan sona karşı öne atılan madencileri böyle yargılamak ne kadar yerinde olabilir? Kaybedilen direnişler ‘halkın mücadele tarihinde yer eder’ ve yine de ‘kazanım’ olarak görülür. Asturias için gözümüz kapalı bu tanımı yapabiliriz…

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar