Son Kobanê iddianamesinin dayandığı çürük zemin teşhir edildi

Son Kobanê iddianamesinin dayandığı çürük zemin teşhir edildi

Selahattin Demirtaş’ın avukatları AİHM Büyük Dairesi ve önceki AİHM kararlarının anlamını, HDP’li siyasetçilerin bu kararlara rağmen serbest bırakılmaması için yapılıp edilenleri, hazırlanan diğer Kobanê iddianameleri gibi sonuncusunun da nasıl bir çürük zemine dayandığını ayrıntılarıyla ele aldıkları bir metin hazırladılar

Kobanê soruşturması adı altında kaç soruşturma başlatıldığı, bugüne kadar kaç HDP’linin gözaltına alınıp tutuklandığı ya da bırakıldığını izlemek bile mümkün değil. Faşist iktidar koalisyonun gerek genel olarak toplumsal direniş dinamiklerine gerekse Kürt özgürlük hareketi ve dolayısıyla Kürt halkına dönük saldırganlığının altını çizme ihtiyacı duyduğu her anda ısıtıp ısıtıp yeni bir soruşturmaya dönüştürdüğü Kobanê serhildanına ilişkin son iddianame de 30 Aralık 2020 tarihinde hazırlanmıştı. Aralarında HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da olduğu 108 HDP’li siyasetçi hakkında hazırlanan bu 3 bin 530 sayfalık iddianame de 7 Ocak 2021 tarihinde kabul edilmişti.

Bu iddianame aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin 2020’nin son günlerinde Demirtaş ve aslında 4 Kasım 2016 tarihinden beri aynı gerekçelerle tutuklanan tüm HDP’lilerin hak ve özgürlüklerinin ihlâl edildiğine vurgu yapan ve derhal serbest bırakılmalarını isteyen kararının ardından hazırlandı. Bu kararın ardından da tıpkı AİHM’in 20 Kasım 2018 tarihli kararından sonra yaşananlar cereyan etti. O tarihte de Demirtaş’ın haklarının ihlâl edildiğine ve Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca Demirtaş’ın serbest bırakılmasına karar verilmişti.  Bu karardan sonra AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” demiş; bu açıklamanın ardından Demirtaş’ın İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt propagandası yapma suçundan verilen dört yıl sekiz aylık hapis cezası 4 Aralık 2018 tarihinde istinaf mahkemesi tarafından onanmış ve Demirtaş, 7 Aralık 2018 tarihinde hem hükümlü hem de tutuklu haline getirilmişti.

Büyük Daire’nin son kararının ardından da aynı sahneler tekrarlandı. Erdoğan, Bahçeli, devletin diğer ağızları koro hainde “teörist”, “katil”, “o karar bizi bağlamaz” diyerek yarattıkları hukuklarını harekete geçirerek son iddianameyi hazırladı.

Kobanê serhildanının ve eller ovuşturularak “Kobanê düştü, düşüyor” denilirken düşmediği gibi IŞİD’in yenilgiye uğratılmasının simgesine dönüşen Kobanê direnişinin rejim açısından nasıl bir öfke ve aynı zamanda korku yarattığını, bu gelişmelerin tarihsel intikam defterine nasıl kaydedildiğini ama aynı zamanda yaratılan ve istendiği anda bir sopa gibi kullanılan faşist hukuk için nasıl bir malzeme olarak kullanıldığını biliyoruz. Rejimin yayılmacı hayallerine de set çeken bu direniş aynı zamanda tarihsel korkularını zıplatan, saldırganlığın her türlü kirli iş ve ilişkiyle birleştirilmesine neden olan kritik bir eşiği ifade etti.

Bu böyleyken Kobanê direnişi ve serhildanı rejim tarafından, önemli bir direniş dinamiği olan HDP’ye dönük ısıtıp ısıtıp piyasaya sürdüğü derme çatma mizansenlerde kullanılmaya devam edildi.

AİHM Büyük Dairesi’nin verdiği kararın ardından hazırlanan son iddianame kelimenin gerçek anlamıyla çürük bir mizansen. Ama umurlarında bile değil. Faşizmin kanunlarına göre mizansenin bile en adisi iş görür keza.

Selahattin Demirtaş’ın avukatlarının “AİHM Büyük Dairesi kararı ışığında Demirtaş’ın ikinci tutukluluk iddianamesi üzerine bir değerlendirmebaşlığıyla kaleme aldıkları metin bu gerçeği pek çok yönüyle ortaya seriyor.

HDP’li siyasetçilerin tutukluluğuyla ilgili olarak AİHM’nin daha önce verdiği kararları ve ardından yaşananları da özetleyerek başlayan metinde, son kabul edilen son iddianamenin hangi çürük dayanaklar üzerinden oluşturulduğu ayrıntılı bilgilerle ortaya konuluyor.

Metnin İddianame ve tensip tutanağına ilişkin değerlendirmelerimizbaşlığı taşıyan bölümde AİHM Büyük Daire’nin tanınmayan kararının ayrıntıları veriliyor, o kararın Demirtaş hakkındaki ikinci tutuklama kararını da kapsayacak şekilde yazıldığı vurgulanarak,İddianamede Demirtaş’a isnat edilen delillere ve suçlamalara bakıldığında, suçlama ve delillerin Demirtaş’ın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi ve diğer mahkemeler önünde görülen davalardaki suçlama ve delillerle aynı olduğu, diğer delillerin de muhalif bir siyasetçi olarak Demirtaş’ın Türkiye gündemine ilişkin ifade özgürlüğü kapsamında korunan açıklamaları olduğu, bu delillerin hem Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin yerleşik içtihatlarında hem de özel olarak, AİHM İkinci Dairesi’nin ve Büyük Dairesi’nin Demirtaş için verdiği kararlarda çürütüldüğü görülecektir. Dolayısıyla, ilerleyen başlıklarda da ortaya konulduğu üzere, AİHM Büyük Dairesi’nin kararı, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ni de, herkesi bağladığı gibi, bağlamaktadır.deniliyor.

Avukatların hazırladığı kapsamlı metinde aynı zamanda Demirtaş’a isnat edilen suçlamaların nasıl bir çürük zemine oturtulmaya çalışıldığı da ayrıntılandırılarak anlatılıyor:

Demirtaş’a İsnat edilen Suçlamalar:

 

Demirtaş, 6-8 Ekim 2014 tarihli olaylarla, sokağa çıkma yasaklarıyla, çözüm süreci dönemiyle, açlık grevleriyle ve 4 Kasım 2016’da tutuklandıktan sonra cezaevinden gündemle ilgili açıklamaları, açık ve gizli tanık beyanları ve sosyal medya paylaşımları ile suçlanmaktadır.

 

6-8 Ekim 2014 olaylarıyla ilgili açıklamalar, açık ve gizli tanık beyanları, HDP’nin ve Demirtaş’ın attığı iddia edilen tweetler:

 

9 Eylül 2014-10 Ekim 2014 tarihleri arasında yayımlanan haberlerle, Demirtaş’ın örgüt yöneticileriyle görüşüp onlardan talimat aldığı iddia edilmiştir. Oysa bu haberlerde yer alan açıklamalara bakıldığında Demirtaş, IŞİD’in Birleşmiş Milletler tarafından “insanlığa karşı suç” olarak tanımlanan terör eylemlerini kınamış, insanlık değerlerini ve onurunu korumak için mücadele edildiğini, kalıcı bir barışın arzulandığını dile getirmiştir. Bu haberler içerisinden iddianame ve tensip tutanağında 30 Eylül 2014 tarihli “Demirtaş Kobane’ye Geçti” haberine özel bir önem ve ağırlık verildiği görülmüştür.

 

Tanık Kerem Gökalp ve gizli tanık Mahir’den biri talimatın “Türkiye Meclisi üyeleri üzerinden Demirtaş’a verildiğini”, diğeri ise “Kamuran Yüksek üzerinden Demirtaş’a iletildiğini” ileri sürmüştür.

 

Oysa Demirtaş, yasadışı yollarla Suriye’de bulunan Kobane kentine gitmiş değildir. Hala çözüm sürecinin devam ettiği o tarihlerde Demirtaş, İçişleri Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde Urfa Valiliği ve Suruç Kaymakamlığı’nın resmi izinleri ile Kobane kentine aleni bir ziyarette bulunmuştur.

 

Basit bir Google araması ile konuşmanın metnine ve videosuna ulaşmak mümkündür.[5] Türkiye’ye ve özellikle de uluslararası topluma/devletlere seslenen Demirtaş, IŞİD ablukası altında bulunan Kobane’ye müdahale edilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu konuşmanın yapıldığı tarih itibarıyla, 6-8 Ekim olayları olarak isimlendirilen herhangi bir sokak şiddet hareketi bulunmamaktadır. Bu konuşma sonrasında da bu yönde bir menfi hadise meydana gelmemiştir. Konuşma içeriğinde belirtilen ve sahiplenmesi istenilen “direniş” henüz hiç olmayan sokak protestoları değil, bizzat Kobane’de IŞİD’e karşı sergilenen direniştir.

 

Ziyaretin şekli ve zamanı, konuşmanın yapıldığı bağlam ve içerik, iddianameye alıntılanan cümle ile oluşturulmaya çalışılan algıyı yalanlamaktadır. Hal böyle olunca, Demirtaş’ın örgütsel talimatlara uyarak, 6-8 Ekim olaylarının başlamasına neden olan çağrıyı yaptığı iddiası ve dolayısıyla bu yöndeki açık ve gizli tanık beyanının gerçek dışı olduğu, bizzat konuşma içeriği ile sabittir.

 

Nitekim AİHM Büyük Dairesi, Demirtaş’ın KCK örgütünün siyasi ayağı olduğu ve örgüt yöneticilerinden talimat aldığına dair iddiaları da kararında incelemiş ve Demirtaş’ın talimat aldığı iddiasının uydurulan ve çarpıtılan delillerle ve dahası bu delillerin içeriğiyle ortaya konamayacağına karar vermiştir.[6]

 

Kaldı ki, söz konusu açıklama ve ziyaretler, 2014 yılında yapılmıştır. Demirtaş’ın bu delile dayanarak tutuklanması, 2019 yılında, açıklama ve ziyaretten beş sene sonra gerçekleşmiştir. Bu koşullar altında acil toplumsal ihtiyaçtan söz etmek mümkün değildir.[7]

 

Nitekim AİHM Büyük Dairesi de Demirtaş’a isnat eden suçlarla ilgili olarak, “çözüm süreci”nin sonuna kadar Demirtaş’a karşı bu sözlerinden dolayı herhangi bir adım atılmadığını, yargısal makamların, sürecin sonunda ve konuşmanın yapılmasının üzerinden dört yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra, hangi niyet ve bağlamda yapılmış olduğuna bakmaksızın fiil ve eylemlerinin tutukluluğu için yeterli dayanak oluşturduğuna karar vermesini, başkaca bir dayanak ve delil olmadan böylesi bir tedbire başvurulmasını, iddia edilen suçları işlemiş olabileceğine dair makul şüphe için haklı bir gerekçe olarak görmemiştir.[8]

 

Dosyada sanık olarak yargılanan HDP’li siyasetçilerin emniyet ve savcılık önünde verdikleri ifadeler, Demirtaş’ın o günün öncesinde, sırasında ve sonrasında Hükümet ile görüşerek bir çözüm yolu aradığını ve halkı sakinleştirmeye çalıştırdığını açıkça göstermektedir.

 

Bu bağlamda iddianamede, HDP’nin “örgüt yöneticilerinden aldığı talimata uyarak attığı” iddia edilen tweetlere de yer verilmiştir. Bilindiği üzere, bu tweetler Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen davada yer almaktadır ve AİHM Büyük Dairesi’nin 2020 tarihli kararına da konu olmuştur.[9] Büyük Daire kararında bu tweetler değerlendirilmiş ve Mahkeme, bağlamı içerisinde bu tweetlerin şiddet çağrısı içermediğini ve yaşanan şiddet olayları ile HDP’nin tweetleri arasında illiyet bağı olmadığını teyit etmiştir.[10]

 

Ayrıca, Demirtaş’ın @SELAHATTİNDMRTS isimli Twitter hesabından tweet attığı iddia edilmiştir. Ancak bu Twitter hesabı Demirtaş’a ait değildir. Çok kolay bir şekilde doğruluğu teyit edilebilecek bir bilginin, teyit edilmeden iddianameye delil olarak konulması, özensizliğin yanı sıra, Demirtaş’ı suçlamak için delil uydurulduğunu göstermektedir.

 

Demirtaş’ın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam eden yargılaması sırasında da uydurulmuş delillere başvurulmuştur. AİHM Büyük Dairesi, 2020 tarihli kararında, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verirken bu uydurulmuş delilleri de incelemiş ve “bu belgelerin sahihliğine ilişkin şüpheler karşısında, objektif bir gözlemcinin başvurucuya yönelik suçlamaları destekleyen makul bir şüphenin olduğu sonucuna varması mümkün değildir.” demiştir.[11]

 

HDP ve Demirtaş’a ait olduğu iddia edilen bu tweetlerin ardından iddianame, Demirtaş’ın Nusaybin’de katıldığı bir mitingde yaptığı “Biz Başkan Apo’nun Heykelini Dikeceğiz” sözüne yer vermiştir. Oysa bu konuşma, iddia edildiği gibi Nusaybin’de değil, Kızıltepe İlçesinde bir miting sırasında yapılmıştır ve Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamadaki iddianamenin 30 numaralı fezlekesi olarak yer almaktadır. Demirtaş’ın bu sözleri de savcılık tarafından 4 Kasım 2016 tarihli tutuklama kararında suç olarak isnat edilmiş, AİHM Büyük Dairesi’nin kararında 4 Kasım 2016 tarihli tutuklamanın hukuka uygun olup olmadığı bağlamında incelenmiş ve ifade özgürlüğü kapsamında görülmüştür.[12]

Avukatların ayrıntılı metni Demirtaş’a atfedilen diğer suçlamaları çürüterek, AİHM’nin kararlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler vererek ve genel bir değerlendirme yapılarak devam ediyor. Metne şu linkten ulaşabilirsiniz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar