Sorun ‘taktik’ sorunu mu?

Sorun ‘taktik’ sorunu mu?

HDP’nin bugün karşı karşıya olduğu sorun, kayyum saldırısına karşı izlenecek taktiğin ne olması gerektiği değildir. HDP bugün stratejik bir yenilenme sorunu, daha doğrusu zorunluluğu ile karşı karşıyadır.

HDP kritik bir eşikte. Partiyi soluksuz bırakıp kıpırdayamaz hale getirmeye yönelik baskı ve saldırılar karşısında kendisine yeni bir strateji belirleme zorunluluğuyla karşı karşıya.

Fakat görülen o ki, ne şu an parti yönetimine hakim olan anlayış ne de onu yetersiz/etkisiz bularak Meclis’ten ve belediyelerden çekilmeyi öneren çevreler hem saldırıların nedeni ve amacı hem de karşı karşıya olunan tarihsel sorumluluklar anlamında bugün ne ile karşı karşıya olunduğunun farkındalar. Her iki eğilim de konuya hâlâ eski alışkanlıklar, anlayış ve ölçüler içinde yaklaşıyor. Tartışmanın parlamenter mevzilerden çekilip-çekilmemek sorununa sıkıştırılması bile bunun bir göstergesi.

Her iki taraf da hâlâ eskisi gibi bir parlamento ve parlamenter sistem, iyi-kötü bir hukuk düzeni, siyasi yaşamı düzenleyen bağlayıcı ilke ve kurallar varmış gibi konuşuyor. Bir taraf ‘HDP aradan çekilirse meydan AKP-MHP faşist blokuna kalır. HDP seçmeninin siyasette ağırlığı ve yaptırım gücü kalmaz. Parti kendisini kendi elleriyle tasfiye etmiş olur’ gerekçesine sarılıyor; “çekilme” önerisinde bulunanlar ise 7 Haziran ya da 23 Mart seçimlerinde sandıktan çıkan sonuçları dahi pervasızca çöpe atan iktidardaki ırkçı-faşist blokun Meclis’ten ve belediyelerden istifalar karşısında ‘olağan’ dönemlerin kural ve mekanizmalarını işleterek seçime gitmek zorunda kalacağı hayali içinde.

Bu anlamda, lâfa gelince ne denirse denilsin her iki yaklaşımın sahipleri de Türkiye’de rejimin nasıl köklü bir değişim geçirdiği gerçeğini ‘unutmuş’ görünüyorlar. Öz olarak ikisi de –Marksist literatürdeki tanımla- “parlamenter budalalık” zemininin dışında değil içindedirler. Meselenin sınırlı bir taktik adım tartışmasına sıkıştırılması da bu ortaklaşmanın sonucudur.

Yalnız bu “parlamentarizm” saplantısı, özellikle Meclis’ten çekilme önerisine karşı çıkanlar arasında daha koyu ve derin. Örneğin, “çekilme” önerisinin HDP’ye “Kelleni gönüllü olarak giyotine uzat” anlamına geldiği iddiasında bulunan Akın Olgun, 18 Kasım 2019 günü sendika.org sitesinde yayınlanan Çekilmek (mi)? başlıklı yazısında, “Demokratik alandan ‘çekilmek’ sözünün bir karşılığı var mı tartışılır ama ‘çekilmek’ sadece meşruluk zemini üzerine kurulmuş bir mücadeleyi sekteye uğratmayacak, daha kötüsü tüm milliyetçi, şoven güçlerin hızla bu alanı doldurmaları ile sonuçlanacak ve iradenin demokratik alanda kendini bir güç olarak var etmesinin önü kesilecektir” demekte. (A.Olgun, https://sendika63.org/2019/11/cekilmek-mi-569443/ )

Demokratik-meşru mücadeleyi, bu alanda bir güç ve çekim merkezi haline gelmeyi parlamentarizmden ibaret görmenin bundan daha açık ifadesi –daha doğru tanımla ‘itirafı’- olabilir mi? Devletin baskı ve saldırılarının azgınlığı malûm ama HDP bugünkü sıkışmayı, etki, güç, en önemlisi tabanındaki güven kaybını asıl olarak bu zihniyet ve alışkanlıkların çerçevesi dışına çıkılmadığı için yaşamıyor mu?..

Aynı anlayışı, “çekilme” karşıtlarından HDP milletvekili Musa Piroğlu’nun Yeni Yaşam gazetesinde yayınlanan 19 Kasım tarihli yazısında da görmek mümkün. HDP’nin bugün karşı karşıya olduğu problemin şu ya da bu taktik adımdan da önce kapsamlı bir strateji tartışması gerektirdiği doğru tespitini salt karşıt tezi çürütmek için anıyor Piroğlu. Arkasından yine aynı amaçla sorunu uçlaştırıp “Meclis’ten çekilmek ancak (devletle bütün ilişkileri koparıp atma anlamında-nba) devrimci bir kopuş öngörüsüne yaslanıyorsa anlamlı olacaktır” şeklinde bir keskinlik sergiledikten sonra eğer Meclis’ten çekilinirse o kitle ve o bilinç sanki uçacakmış gibi şunları söylüyor: “İktidarın HDP’yi hedef alan bu saldırı dalgasını sadece yaşanmış seçim yenilgisinin intikamı olarak okumak eksik kalacaktır. İktidar, kaybedilmiş bir seçimin intikamını almaktan öte olası bir erken seçimi kazanmanın hesabını yapmaktadır. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri bir kere daha göstermiştir ki HDP sandık aritmetiğinin kilit partisidir. HDP tabanının seçim terazisini bozma gücü vardır. İktidara seçim yenilgisini yaşatan, HDP’nin bütün gücü ve ağırlığını iktidar karşıtı güçlerden yana koymuş olmasıdır. HDP seçmeninin bu özgül siyasi ağırlığının en fazla farkında olan siyasal iktidarın kendisidir.” (M.Piroğlu HDP Aradan Çekilirse?, http://yeniyasamgazetesi.com/hdp-aradan-cekilirse-musa-piroglu/)

Piroğlu’na sormak gerekiyor: HDP Meclis’ten çekilecek olursa bu kitle ve bu bilinç buharlaşıp uçacak mı? Ya da bu siyasal güç ve özgül ağırlık sandığa mı endeksli? Kendisini sadece seçim süreçlerinde ve sandıkta mı gösteriyor? Demokratik mücadele zemininde dahi kendisini başka türlü, başka yöntemlerle gösterip konuşturamaz mı? Siyasete ağırlığını koyamaz mı?..

Zaten sorun tam da burada. Yukarda aktardığımız alıntılarda da kendisini gösteren ‘meşruiyet’, ‘demokratik alan’, ‘demokratik mücadele’ vb. anlayışlarında. Bunların yalnızca seçimler ve parlamento ile sınırlı görülmesinde.

“Çekilme” önerisinde bulunanlar da aynı kafadalar. Irkçı faşist rejimin nasıl bir evrim geçirip nasıl yasa-kural tanımaz bir kişi diktatörlüğüne dönüştüğünü “unutup” Meclis’ten ve belediyelerden topluca istifa edilecek olursa iktidarın panikleyip mecburen seçime gideceği hayali görmeleri yetmezmiş gibi, içlerinden bazıları “Meclis’ten değil ama belediyelerden çekilelim” ya da “bazı belediye bütçelerini onaylamayalım, mecburen seçime gidilsin” fantezileriyle oyalanıyor.

Yukarda da işaret ettiğimiz gibi HDP’nin bugün karşı karşıya olduğu sorun, kayyum saldırısına karşı izlenecek taktiğin ne olması gerektiği değildir. HDP bugün stratejik bir yenilenme sorunu, daha doğrusu zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Türkiye içinde rejimin yapısı ve işleyişinden bölge çapındaki güç dengelerine kadar her şey bundan bir yıl öncesine kıyasla bile gözle görülür değişiklikler gösterdiği halde hâlâ –üstelik sanki sürüyormuş gibi- eski parlamenter anlayış, alışkanlık, yöntem ve biçimlerde ısrar ederek mevcut durumun (ve gücün) bile korunamayacağı görülmek zorundadır.

Hal böyleyken salt hangi taktiğin izlenmesiyle sınırlı bir tartışma, sadece havanda su dövmek anlamına gelmekle kalmaz; dikkatleri ve enerjiyi çözümün aranması gereken yerden uzaklaştıran bir sis bombası anlamını taşır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar