Soylu Türkiye’nin IŞİD’lilerin oteli olmadığını söyledi…

Soylu Türkiye’nin IŞİD’lilerin oteli olmadığını söyledi…

Bağdadi’nin öldürülmesiyle birlikte IŞİD’le ilişkisinin pazarlık masalarında daha güçlü bir koz olarak kullanacağı anlaşılan Türkiye belli ki bu pazarlıklarda IŞİD’in katliamlarını tehdit olarak masaya sürüyor

Savaş çetesi IŞİD’in başındaki Bağdadi’nin Türkiye’nin burnunun dibinde ve denetimindeki İdlip’te bir ABD operasyonuyla öldürülmesinin işgalci politikaların bundan sonraki hamlelerini nasıl etkileyeceğini kestirmek zor değil. Bağdadi gibi bir insanlık düşmanının ABD gibi başka bir insanlık düşmanı tarafından özel bir operasyonla öldürülmesinin arkasında hangi siyasi amaçların bulunduğu da öyle. Bu amaçlardan biri elbette ki ABD iç siyasetiyle doğrudan ilişkili, ama Türkiye’nin yularının sıkılıp gevşetilmesinde kullanılacak sayısız koza yeni bir koz daha ekleme amacı taşıdığı da ortada.

Emperyalist güçler ve bölge gericiliklerinin oyun alanına dönüşen Suriye ve özelde de Rojava konusunda bir adım ileri iki adım geri bazen tersi, karmaşık, iç içe geçen, birbirini itip-çeken politikalar denkleminin en kirli noktalarından birinde duran Türkiye’nin Bağdadi’nin öldürülmesi için düzenlenen operasyon konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmemesi, sadece zorunlu teknik boyutlar kapsamında haberdar edilmesi bile nasıl bir koz oluşturulduğunun açık ifadesidir. Türkiye’nin IŞİD’le ilişkisi 10 Ekim Katliamı dosyalarına giren resmi belgelerde bile dile gelmektedir. Bu açıdan ABD ve diğer emperyalistlerin bilmediği ya da kendilerinin de dışında oldukları bir durum sözkonusu değildir. Fakat Bağdadi’nin Türkiye’nin denetimindeki, dahası sınırlarının birkaç kilometre ötesindeki bir yerde öldürülmesinin eldeki kozlara ekleyeceği hayli güçlü bir şantaj unsuru olduğu da açıktır. Anlaşılan o ki bundan sonra burjuva iktidar blokunu oluşturan gericiliğin Suriye’deki her kontrolsüz hamlesi tek başına Halkbank-Reza Sarraf dosyalarının bir şantaj olarak kullanılmasıyla değil, bir de kanıtları çoğaltılan IŞİD’le ilişkinin daha açık ve güçlü bir koz olarak kullanılmasıyla denetim altına alınmaya çalışılacak.

Bu böyleyken iktidar blokunun masaya sürdüğü kozlar da üç aşağı beş yukarı bellidir: Tüm dünyayı IŞİD’le, döne döne kullandığı göçle tehdit etmek!

Erdoğan bunu geçtiğimiz gün yaptığı Meclis Grup Toplantısı konuşmasında zaten yaptı. Emperyalist güç odaklarını daha önceki gibi alenen IŞİD’le tehdit etti. “O bombalar sizin de sokaklarınızda patladığında göreceğiz” dedi. Dahası Bağdadi’nin öldürülmesine içerlenmiş gibi “o zaman biz de sınırlarımız dışındaki teröristleri öldürürüz” anlamında sözler sarfederek, YPG komutanlarına, PKK’nin önder kadrolarına dönük düzenleme planları yaptıkları belli olan operasyonları önden haber verdi.

Oyun kurmak için sahada olmamız gerekir” diyerek her türlü kirli-karanlık ilişkiyi işgalci politikalarının enstrümanı haline getiren bu gericilik, dışarda sıkıştığı, o oyun sahasında önüne sürülen kozlar çoğaltıldığı oranda içerde “Yeni bir istikbal harbi veriyoruz” söylemine daha fazla sarılmakta ve dolayısıyla işçi ve emekçilerin rızasını milliyetçi-şoven-saldırgan söylemlerini köpürterek üretme yoluna daha fazla mahkum olmaktadır.

Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı konuşma baştan ayağa bu niyet ve ruhla şekillenmişken, iktidar bloku ya da koalisyonunun derin-karanlık sureti Soylu geri kalır mı?

O da “IŞİD’lilerin sorumluluğu bizde” demiş olmalarına ve bu söz karşılığında işgal harekatına olur aldıkları biline biline bu gerçeği yok sayarak “Biz IŞİD’lilerin oteli değiliz” diyebilmektedir. ABD’yle yaptıkları anlaşmanın temelini IŞİD’lilerin sorumluluğunu almak oluşturmasına rağmen Soylu, Avrupa vatandaşlığı bulunan ve IŞİD üyesi oldukları için vatandaşlıktan çıkarılan kişileri “neremize koyalım, herkes vatandaşını alsın” diyerek masaya getirme pişkinliği sergileyebilmektedir. Bir zamanlar “IŞİD otobanı” olarak adlandırılan Türkiye’nin aynı zamanda bir “IŞİD Oteli” olduğunu da bilmeyen yok aslında.

Gerek Erdoğan’ın gerekse Soylu’nun ucunu gösterdikleri şey bu ilişkinin oluşturduğu sayısız diplomatik şantaja karşı yine o ilişkinin sunduğu tehdit avantajını kullanmaktır. Hem de pişkince, verdikleri sözlere, aldıkları resmi yükümlülüklere rağmen!

Gelinen noktada onca efelenmeye onca “istiklal savaşı veren” komutan havalarına rağmen elde kalan en önemli kozun IŞİD olmasının vahameti bizzat kendi yüzlerine sırıtıyor. Kurtlar sofrasında masaya böyle bir kart sürmek -ki IŞİD’in ateşten gömlekten farkı yoktur-, içerde işçi ve emekçileri ırkçı-şoven-militarist söylemlerle savaş arabasına bağlamaya çalışmak, durumun hayli zor ve karmaşık olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Aynı zamanda her türlü çılgınlığa açık bir saldırganlık dönemine girildiğini…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar