Sudan’daki darbe üzerine

Sudan’daki darbe üzerine

Sürgündeki aktivist Adam Baher: Ordu iktidarı kolay yoldan ele geçirmeye çalışıyor. Ama Sudan’ın demokrasiye ihtiyacı var

Sudan 2018 Kasım’ından beri sarsıcı kitle gösterilerine sahne oluyor. Kadınların öne çıktığı bu halk isyanı, Ömer El Beşir cuntasını devirmekle kalmadı, ordunun sahnelediği kimi manevraları da geri püskürttü. Dünya medyasında olduğu gibi Türkiye’de hakettiği ilgiyi görmeyen bu ülkede yaşanan gelişmeleri elimizden geldiğince yansıtma kapsamında, sürgünde yaşayan Sudanlı aktivistlerden Adam Baher’in Alman Taz gazetesiyle yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz:

TAZ (Tages Zeitung Almanya): Sayın Baher, ordu, Sudan’da uzun yıllardır iktidarı elinde bulunduran El Beşir’i yönetimden uzaklaştırılarak yönetime el koydu. 2008 de El Beşir’in düşürülmesi eylemlerinde siz de politik bir grubun içinde aktiftiniz. Son gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Adam Baher: Sudan’daki gelişmeler iyi değil. Ordu gücü ele geçirmek istiyor. Ama sokaklara çıkan gençler; “Biz bunu istemiyoruz” diyorlar. Sudan’ın askeri yönetime değil, demokrasiye ihtiyacı var. Dört aydır direnenler orduyu yönetimde istemiyor. Bunun için mücadeleye devam etmek gereklidir. Buna karşın El Beşir’in istifası önemli bir şeydir.

Siz de çok uzun süre önce muhalif bir eylemciydiniz. Sizin o süreçte hareketinizin amacı ne idi?

Ben Darfur’luyum. Hükümet 2003’te halka karşı bir savaş başlattı. Burada benim bir amcamın da içinde olduğu 300 bin kişi öldü. O zaman ben üniversitede ekonomi öğrencisiydim. Biz öğrenciler için bir şeyler yapmak zorunda olduğumuz kesindi. Başkent Hartum’daydık. Hepimiz birlikte yaptık, ama ben silahlı bir grupta değil, politik örgütlemede, “Hukuk ve Eşitlik Hareketi”nde yer almıştım. Bazı örgütler orduya sızarak rejimi içerden yıkmaya çalıştı. Ama başaramadılar. Bunun üzerine hükümet birçok muhalifi tutuklayarak cezaevlerine doldurdu. Ben de bu nedenle 2008’de Sudan’ı terkettim.

Peki bugün?.. Ne tür sorunlar var Sudan’da?

İlk olarak El Beşir hükümeti bir Müslüman Kardeşler hükümetidir. Biz bunu istemiyoruz. Sudan’da özellikle kadınların bundan dolayı birçok sorunları var. Örneğin 2002’den beri “Halk Polisi” adında bir yasa var, bu yasa kadınların pantolon giymesini ve başka bir sürü şeyi yasaklıyor. Yönetim bir diktatörlük. Sudan’da 2002’den bu yana dört kez seçim yapıldı, ama yüzde 99,9 ile hep hükümet kazandı.

Aralık ayında başlayan protestolar ekmek pahalılığına karşıydı değil mi?

Tabii, protestoların bir bölümü bu. Ekmek fiyatları öncesine göre birdenbire üç kat arttı. İnsanların yiyeceği yok ve sokağa çıkıyorlar. Şu andaki taleplerin arasında ekmek yok. İnsanların daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, daha çok insan haklarına ihtiyaçları var, talepleri bu yönde. Hükümet “ırkçılık” kartını oynayarak Darfurluların ülkeyi bölmek istedikleri propagandasını yaptı. İnsanlar sokağa çıkarak El Beşir’e “Irkçı sensin, biz hepimiz Darfurluyuz” diye bağırdılar. Bu gelişmeler kolay ve kendiliğinden olmadı tabii. 2003’ten günümüze kadar sürekli bir biçimde insanlar öldürüldü, ama bu nedenle kimse sokağa dökülmedi. İnsanların bugün bu gerçeği görmeleri çok büyük bir gelişmedir.

Bu protestoların laik bir örgütlenme olduğu söylenebilir mi?

Bugün Sudan’da hiçbir muhalif hareketin din ile bir şeyler yapabileceğini düşünmüyorum. İnsanlar 30 yıl boyunca Müslüman Kardeşler’in Sudan’da neler yaptığını gördüler. Bunları kimse istemiyor -insanlar zaten bunun için sokağa çıktılar. Tabii ki Müslüman muhalif gruplar var, çünkü Sudan Müslüman nüfusun çoğunlukta olan bir ülke. Yani İslamiyetin önemli bir rolü var. Ama bir yığın genç insan sokaklarda şunu haykırıyor: “Dini bir hükümet istemiyoruz!” Din ile siyasetin kesin bir şekilde birbirinden ayrılmasını talep ediyorlar. Şimdi Sudan’da çok çeşitli yeni konular var; mesela feminizm veya LGTB hakları gibi. Bunların tümü olmasaydı, protestolar yükselemezdi zaten.

Kadınlar çok güçlü bir rol üstlendiler bu protestolarda, öyle değil mi?

Politik nedenlerle kadınlar adına konuşmak istemem, çünkü ben bir erkeğim ve onların mücadelesine fazla karışamam. Ama kadınların bu protestolarda çok büyük rol üstlendiğini onaylarım. Televizyonlardaki görüntülere baktığımızda, kadınlar hep öndeler. Onlar çok daha fazla örgütlendiler, çünkü uzun zamandır hükümete karşı ayaklanmalarda hep birlikte bir şeyler yapmışlardı, özellikle 2002’den bu yana haklarını kısıtlayan “Halk Polisi -ahlak polisi” yasasından sonra çok güçlü protestolar yaptılar. Birçok konuda da bu yasanın bazı yanlarını iptal ettirmekte başarılı oldular. Bundan dolayı onların farklı ve kendine özgü yapılanmaları var. Avrupalılarda, “Müslüman ve Arap ülkelerinin hepsinde kadınlar baskı altında” diye bir düşünce var ama gerçek böyle değil.

Şimdi Askeri Konsey işbaşında ama protestolar devam ediyor. Bu protestolar başarısızlığa uğratılabilir mi yoksa başarı için bir umut ya da bir iç savaş tehlikesi var mı?

Benim hep bir korkum var bu yönde. Ama Sudan halkı şiddet istemiyor, şiddeti sadece yönetim kullanıyor. Sudan’da dört aydır devam eden protestolar her yerde barışçıl bir şekilde geçiyor. Yeterince şiddet vardı geçmişte; Kuzey ve Güney arasındaki, Darfur’daki savaş, Nubiyanlara karşı savaş… İnsanlar artık savaş istemiyor, sadece barışçıl protestolar var şu anda. Ama yönetim bunu şiddete doğru yönlendirmek istiyor, çünkü güç onların elinde ve insanları öldürebilirler. İnsanlar Suriye’deki gelişmelerden buna yönelmemeyi öğrendiler. Bugünkü gösterilerde altmış kişi öldürüldü, ama gösteriler barışçıl devam etti. İnsanlar artık katlanamayacak duruma gelirse ve yapacak başka birşey kalmazsa, tabii bu şiddete dönüşebilir. Ümit ederim böyle bir şey olmaz.

İnsanlar tüm bu baskılara ve şiddete karşı nasıl tepki gösteriyor?

Tabii ben her şeyi bilemeyeceğim. Ama şunu söyleyeyim, daha başlangıçta cep telefonlarıyla çekim yapmak bile yasaktı. İnsanlar protestoları kayıt altına almak için binalara saklanıyor, binaların tepesinden yukarılardan çekim yapıyorlardı. Bunları direkt Sudan dışına çıkararak yüklenmesini sağlıyorlardı. Ayrıca göz yaşartıcı meselesi var; polis bu bombaları attığında, göstericiler, bunları ellerindeki su bidonlarına atarak patlamasını önlüyorlar. Bazı kadınlar başörtülerini kullanarak bombaları patlamadan yakalayıp polise geri atıyorlar. Şu anda en az 3 bin kişi cezaevinde. Ama bu gösterileri engellemiyor, sürekli yeni katılımlar var ve yönetimin bilmediği yeni yöntemler geliştiriliyor.

Sizce Almanya ve Avrupa Birliği nasıl bir rol oynuyor?

Bazı Almanlar belki de bunu duymazlıktan geliyor. Ama Avrupa Birliği, Sudan hükümetine polisin sınırları daha iyi koruması için çok para verdi. Sudan polisi bunun için Almanya tarafından eğitildi. Buna “Mülteciliğin yönetimi” ve “Mülteciliğin nedenleriyle mücadele” adını veriyorlar. Bu polisler şimdi sokaklarda insanları öldürüyorlar. Eğer bugün Sudan’da Suriye’deki gibi sorunlar çıkarsa bütün dünya için bir problem olur. İnsanlar bunu istediklerinden değil, ama başka çareleri olmadığından Avrupa’ya geleceklerdir. Bugün bir şey yapmadan sadece mülteciliğin nedenlerini konuşamaz. Almanya’da olmak ve hiçbir dayanışma olmadığını görmek beni üzüyor. Ben yüksek kiralara ve iklim değişikliğine karşı tüm yürüyüşlere katılıyorum mesela. Ama Sudan’la kimse ilgilenmiyor…

ADAM BAHER, 36 yaşında. Sudan’da Darfur’un batı bölgesinde El-Geneina kentinde doğdu. Hartum’da Ekonomi ve Bankacılık okudu, öğrenci eylemlerinde ve Darfur İsyancılar Hareketinin “Adalet ve Eşitlik Hareketi” (JEM) adlı politik kanadında aktif olarak yer aldı. Bu yüzden ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Politik ilticası kabul edilen Baher, 2008’den beri Almanya’da yaşıyor.

Baher politik eğitim çalışmalarında eğitici olarak çalışıyor.

taz


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar