Şule Çet davasının gösterdikleri

Şule Çet davasının gösterdikleri

Şule Çet’in katliyle ilgili davanın dün görülen ilk duruşması hem devletin resmi erk anlayışının hem de erkek egemen toplumsal kültürün gerici-faşist kodlarının bir araya geldiği çarpıcı bir sahneye dönüştü.

29 Mayıs 2018’de Ankara’daki bir plazanın 20’nci katından aşağı atılarak katledilen 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule Çet’e ilişkin davanın ilk duruşması dün Ankara Adliyesi’nde görüldü. Duruşma hem devletin resmi erk anlayışının hem de erkek egemen toplumsal kültürün gerici-faşist kodlarının bir araya geldiği çarpıcı bir sahneye dönüştü.

Bunu sadece duruşma gününde bir araya gelen bu bileşim için söylemek de eksik kalır aslında. Şule Çet’in tecavüz edildikten sonra katledilmesinden bu yana olup biten tüm gelişmeler, kadın cinayetlerinin arkasındaki tarihsel-toplumsal gericilik birikiminin ifrata varan ifadesi oldu.

Kadına çizilen sınırlar bizzat mahkeme heyetinin manidar (!) soruları ve duruşmanın iş olsun diye yapıldığı duygusu yaratan “hadi, hadi”leriyle dile geldi. Katillerin mahkemedeki duruşları son derece küstah ve saldırgandı. O kadar ki yaptıkları iğrençlikleri ve bir kadının bu şekilde katledilmiş olmasını göğüslerini gere gere savunmadıkları kaldı bir. Onları savunan ve onlarla aynı kumaştan oldukları anlaşılan avukatlarıysa müştekileri, izleyenleri ve hatta heyeti racon kesercesine hedef aldılar.

Ama dediğimiz gibi bu yaklaşım Şule’nin öldüğü andan itibaren böyle oldu. “Ne işi vardı bir kadının o saatte erkeklerin arasında, hem de alkol alarak?!” sorusu açık ya da gizli bu gerici kodlarla hareket eden tüm kesimlerin tutunduğu ip oldu.

Dahası tescilli işkenceci savunucusu olduğunu bugün öğrendiğimiz bir Adli Tıp uzmanı, bu yaklaşımlara tercüman olarak onları kendisine hazırlatılan rapora taşıdı! Dava dosyasına da eklenen ve büyük tepki çeken raporu hazırlayan Adli Tıp Uzmanı Mehmet Nuri Aydın, 20 yıl önce “işkence” gören Halkevleri MYK Üyesi Kutay Meriç’e “sağlam” raporu veren kişiydi. Adli Tıp uzmanı olmak dışında her şey olabilecek bu kişi, Şule için hazırladığı raporda “Bir kadın bir erkekle tenha bir yerde içki içmeyi kabul etmişse cinsel ilişkiye rıza göstermiş sayılır” ifadelerini kullanarak, tecavüzü de katliamı da meşrulaştıran bir zebaniydi!

Şule’nin bakire olmadığını, kızlık zarında eski yırtıklar bulunduğunu söyleyecek kadar ileri giden, heyet başkanının sözlerini toparlamasını istemesi karşısında “Burada başçavuşun eşeği mi var?” diye efelenen, her hallerinden ahlak düşkünü oldukları belli olduğu halde herkese ahlak vaazları çeken avukatlarıysa kadın düşmanlığının en uç ifadesi olan sivil faşist kimlikleriyle bilinen isimlerdi.

Bu avukatlardan Paşa Büyükkayaer’in, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuduğu dönemde okul dışında buluştuğu çete ile birlikte pek çok kere sallama ve satırla Cebeci Kampüsü öğrencilerine dönük saldırılarda yer aldığı açığa çıktı.

Büyükkayaer ayrıca, 4 Ocak 2016 günü kantinde kabanının içinde sakladığı döner bıçağını çıkararak üniversitelileri yaralamaya çalışmış, ardından kampüs dışına kaçarak buluştuğu faşist çete ile birlikte ikinci defa saldırı gerçekleştirmişti.

Olayın ardından saldırıya uğrayan öğrencilere soruşturma açılmış, Büyükkayaer’e ise mezun olması gerekçe gösterilerek herhangi bir yaptırım uygulanmamıştı.

Dolayısıyla bugün karşımızda pespaye bir şekilde katillerin avukatı olarak kendince karşı tarafı tiye alan bir ciddiyetsizlikle “savunma yapma hakkını kullandığını” iddia eden bu faşist, tüm o pişkinlik ve pervasızlıktaki cüreti nereden aldığını açıkça ortaya koyuyordu.

Şule’nin katillerinin diğer avukatı da “devlet için kurşun atanların” savunmanlarından biriydi. Duruşmadaki söylemleriyle tepki toplayan avukat cüppeli faşist Levent Ekmen, Abdullah Çatlı’yla ve Bahçelievler Katliamı canileriyle aynı silahlı örgüte üye olan JİTEM’ci Ercan Ersoy’un da avukatlığını yapmıştı zamanında. Görev ve yetkilerini kötüye kullanmaktan ceza alan Ersoy, birçok faili meçhul cinayetin soruşturulduğu davada hala yargılanıyor!

Kısacası Şule’nin davası hem sınıfsal hem siyasal hem de toplumsal anlamda kadın düşmanlığının, cinayet ve tecavüzlerin nasıl bir zemin üzerinden boy verdiğinin aynası oldu, birçok boyutuyla bu gerici katmanı deşifre etti.

Fakat tüm bu gerici katmanın karşısında duruşundan taviz vermeyen kadın örgütleri ve demokratik kamuoyu bu gerici balçığın er ya da geç temizlenip, atılacağının ifadesi oldu bir kere daha. Mahkeme heyeti davanın kalablık bir kitle tarafından sahiplenilmesi karşısında Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi olarak bildirilen duruşma yerini daha büyük bir salonu olan 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne almak durumunda kaldı. Hâkim baroların, milletvekillerinin ve kadın örgütlerinin davaya müdahillik taleplerini “geç kalıyoruz” diye reddetse de onları dinlemek zorunda kaldı. Bu kepazelik karşısında bulduğu sağlam duruş karşısında sık sık geveledi, dengesini kaybedip bocaladı.

Şule Çet davası, kadın cinayetlerinin kodlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Bu davada katillerin ceza almalarının kadın cinayetlerine karşı mücadelede önemli bir eşiği ifade edeceği bir kez daha ortaya çıktı. Keza Şule’nin davasının hem erkek egemen devlet mantığının hem kadına dönük tarihsel-toplumsal gericilik birikimine karşı mücadelenin hem de bu davalardaki sınıfsal duruşun yargılanması açısından önemli bir yerde durduğu tüm çıplaklığıyla görüldü.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

1 Yorum

İlgili yazılar