Tahsin Amca…

Tahsin Amca…

Bana katkısının bu kadar güçlü olmasının nedeni tek başına Tahsin Amca’nın kişiliğinden, karakterinden değil onda somutlaşan sınıf, parti ve tarih bilincinden kaynaklanıyor olmasıdır

En zorlayıcı insani anların başında cenaze gelir.

Dinle ilişkisine zerre bakmadan cenazelere, acının güçlü bir şekilde paylaşım alanlarından biri olduğu bilinciyle de katılmaya özen gösteririm. Ancak şahsen mezar ziyaretinden hep uzak durmuşumdur. Anlamsız olacağından dolayı değil, daha kişisel bir algıdan. Cenaze neyse de, mezar ziyareti kişinin öldüğünü geri dönülmez biçimde kabullenmek gibi gelir bana. Kişinin öldüğünü bilsem de, mezarına gitmedikçe şu dünya üzerinde bir yerde olduğunu hayal etmek hep rahatlatıcı gelmiştir. Ama o mezar taşını görmek yok mu?

Ve ne yalan söyleyeyim ölenin ardından yazmak da aynı hissi uyandırdığı için ne Tahsin Amca ne de Eralp için bugüne kadar elim kaleme varamadı be yoldaşlar!

Son birkaç yıl ona dair yazmak için elim kaleme daha çok gidip gelmeye başladı başlamasına ama açıkçası kaçabildiğim kadar da kaçtım, yalan yok.  Ama şimdi soracaksınız doğal olarak. Hadi kaçtın anladık, hadi kaçma nedenini de anladık da bayram değil seyran değil şimdi neden yazıyorsun, ümüğüne çöken mi oldu? Evet, oldu.

Aşağıda Tahsin Amca’ya dair okuyacağınız anı ve değerlendirmelerden kat be kat fazlasına sahip olanların, yaşayanların susması ümüğümü sıkıyor. Hadi yapıdan olmayanları geçelim TİKB içinde Tahsin Amca ile yolu kesişen bir kişinin üzerinde Tahsin Amca’dan o kişiyi etkileyen ve bugün bile kişiliğine yer etmiş minnacık bir iz yoksa eğer Tahsin Amca hakkında okuduklarınızı, duyduklarınızı çöpe atın derim.

Sadece bunun yüzü suyu hürmetine onu bilmeyen, tanımayan eski-yeni fark etmez devrimcilere Tahsin Amca’yı -bu bağlamda ölümsüzleşmiş herhangi bir yoldaşı- anlat(a)mamak, bundan imtina etmek kanıma dokunmaya başladı artık. Nostalji olsun diye beklemiyorum tabii bunu. Tam tersine bu, geleceğin inşasına yapılabilecek büyük katkılardan biridir.

Ancak Tahsin Amca hakkında yazmak biraz cesaret ister. Çünkü ona dair yazmak kişinin kendisiyle hesaplaşmayı içereceğinden bundan kaçmanın en kolay yollarının başında yazmamak gelir. Belki bu yazı onların önüne düşer de, eksik gedik şurada bir iki satır da dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım Tahsin Amca’dan utanırlar. Sanmıyorum ama, neyse…

Tahsin Amca ile tanışmam örgütlenmemle aynı zaman denk düşer. Kendisiyle çok çok mesaim olmadı. Ama her mesaim bende silinmeyecek derin izler bıraktı.

Eralp’i kaybettikten birkaç ay sonraydı. Bir randevumuzda aklıma nerden estiyse ondan ’80 öncesi niceliğimiz ile şimdiki niceliğimizi karşılaştırmasını istemiştim. Çok uzun bir cevap beklemiyordum ama tarihimizin ne olduğunu kavramamı sağlayan o tek ve sarsıcı cümleyi kurdu: “Şimdiki niceliğimiz nokta bile sayılmaz.” O dönemki etkinliğimizi, özellikle nicelik olarak TDH ile kıyasladığımızda, tarihsel döneme göre bile gayet yeterli gören düşüncem bu cümle ile tuzla buz olmuş, ayaklarım yere basmıştı.

Eğer yanılmıyorsam yine o randevuda konu konuyu açmış, öncelikle ve özellikle kendim için, devrimcilik adına ilişkiye girdiğim kişiler için belirleyici olan bir düşüncesini aktarmıştı: Bazı kişiler vardır devrim havuzuna kürek kürek taş atar; bazı kişiler vardır ki sadece tek bir taş atarlar. Önemli olan o taşı attırabilmektir.

Onun gözünde devrimci olmak bu anlamda her şeyden önce kendini bilmekten, tanımaktan ve kendine karşı dürüst olmaktan geçiyordu. Ha şunu da söylemeden geçemem, ola ki devrim havuzuna o bir taşı atan attığı bir taştan dolayı küstahlaşır, havalara girerse eğer Tahsin Amca’nın o güçlü öfkesinden kaçma şansı da pek olamazdı.

İki genç yoldaş Tahsin Amca’yla olan bir randevumuza gidiyoruz. Uzun süredir de görüşememişiz, özlemişiz, burnumuzda tütüyor. İkimizde de ciddi bir heyecan ve sevinç var. Ama öyle gevşemek yok. Sonuçta illegal bir randevuya gidiyoruz. Yolu çapraz geçmeler, ayakkabı bağcıklarını bağlama görüntüsüyle peşini kollamalar, omuz üzerinden arkaya doğru baş çevirmeler falan… İki genç bildiğimiz tüm takip kontrol taktikleri tıkır tıkır uyguluyoruz. Maazallah polis molis peşimizdedir, randevuya taşımamak gerek.

Buluşacağımız yere vardık, peşimizde de birileri yok. Oh! İçimiz gayet rahat. Çok değil birkaç dakika sonra Tahsin Amca da geldi. Onunla birlikte iki yoldaşın olduğu başka yere geçtik. Geçtik geçmesine ama sohbet başlayalı daha birkaç dakika olmuştu ki Tahsin Amca bombayı patlattı. Meğer randevuya giderken pür dikkat illegalite ilkeleri uygulayan o iki civan -yani biz- son yarım saattir 30-40 metre arkamızdan gelen Tahsin Amca’nın takibindeymişiz. Tahsin Amca kahkahalar atarak yerin dibine bir güzel soktu, çıkardı. Ama verdiği dersin de unutulmamasını sağlamış oldu.

’92 1 Mayıs’ı. İzmir’de 1 Mayıs kutlamalarına ’80’den sonra ilk defa izin verilmiş. Alanda toplanmadan önce korsan kararı var. Korsan bölgesine yakın bir yerde Tahsin Amca’yla buluştuk. Tahsin Amca katılımın az olmasından dolayı “Bunun hesabını soracağım” diyerek söylenip duruyor. Az dediği de yanılmıyorsam otuz kişi falan. En azından benim gözümde o yıllar için, hele hele bir korsana katılan kişi sayısının otuz olması bayağı önemli.

Slogan patladı, pankart açıldı, 5 dakika sonra “Yoldaşlar dağılıyoruz” ile birlikte güvenli biçimde korsan bölgesinden ayrılıp Konak Meydanı’na, 1 Mayıs Alanı’na geçiyoruz. Tahsin Amca’nın sayı konusundaki kızgınlığını kortejdeki katılımı görünce anladım. Korsanın en az 3-4 katı kişi kortejdeydi ve Tahsin Amca için belirleyici olan legal bir kutlama alanındaki sayı değildi. Çünkü akşam eve geldiğimde korsanın etki gücünü öğrendim. İzmir’de ’92 1 Mayıs’ının ’80 sonrası ilk defa izinli olmasının yanında sonu büyük bir polis saldırısı ve çatışmayla bitmişti. Herkesin dilindeydi o çatışma. Ama binlerin katıldığı legal ve çatışmalı 1 Mayıs gösterisinin yanında bir avuç insanın Basmane’de yaptığı illegal-korsan gösteri de aynı etki gücüyle insanların dilindeydi.

’92 1 Mayıs’ı ve Tahsin Amca’yla ilgili ikinci olay ise onun korteje attırdığı “Kahrolsun Faşist Diktatörlük!” sloganıyla ortaya çıktı. Bu sloganın atılmamasına dair diğer “devrimci” siyasetlerden talep hatta üstü örtük bir engelleme geldi. Çünkü alana henüz girilmemiş, bu slogandan dolayı polis daha en baştan saldırabilirmiş, istenen slogan alanda da atılabilirmiş. Tahsin Amca, bir milim bile geri adım atmadan, alana girmeden olası bir polis saldırısını da gözeterek bu sloganı hiç çekinmeden hem kendisi attı hem de attırdı. Daha sonra düşündüğümde ve TDH tarihini de daha iyi öğrendiğimde Tahsin Amca’nın o an için çok küçükmüş gibi gözüken bu tavrının arkasındaki tarihsel yaklaşımı ve tarih bilincini görmüş ve kavramıştım.

Legal dergi çıkmış. Bir gün bir başka yoldaş ile bizim evde kalacak. Yeni sayı ile gelmiş. Yeni sayıyı ben ve diğer yoldaş karıştırırken, artık ne yaptıysak, hazır dergi ayağımıza gelmiş diyerek derginin üzerine çökeceğimizi Tahsin Amca anladı. Tahsin Amca birden herkesin bildiği o bonkör tavrını bir kenara atıp dergiyi katlayıp onunla özdeşleşen siyah montunun cebine koydu ve “Yok öyle yağma, gidip bayiden alacaksınız” cümlesini kesin biçimde söyledi. Böylece çok basit gözüken ve doğal olarak yapmamız gereken bir örgüt işini yeniden hatırlatmış oldu.

Legal derginin yeni sayısında birkaç kez gecikme olmuştu. Ben de tabii sadece meraktan derginin neden geciktiğini sordum. Ama Tahsin Amca ilk anda sezgisel gibi gözüken ama tamamen bilerek “Yazı yazma işini ben zaten yapamam ki” geri bilincimi hedef tahtasına koyarak verdi cevabını: “Sen yazı gönderdin mi de, ‘neden gecikti’ diye soruyorsun?”

Tahsin Amca’da beni en hayrete düşüren ve hayran bırakan ise koşulları kesinlikle gözeterek gösterdiği özgüven ve disiplindi. İlla aranma şartı olmasa bile polisin fark ettiği anda peşine düşeceği tanınan bir devrimci olmasına rağmen İzmir’in göbeğinde çok dikkatli ama güvenle dolaşırdı.

Çok kısa da olsa bir süre temasımız kopmuştu. Yeniden karşılaştığımızda onu karakterinin temel parçası olan bıyıkları kesilmiş halde fakat hiç değişmeyen o kocaman gülümsemesiyle buluverdik. Bıyıksız bir Tahsin Amca ha? Kime söyleseniz hayatta inanmaz böyle bir şeyin olacağına. Ama olmuştu işte. Kendisi açıklamadı fakat o an kavradık ki tanınmaması gereken kritik bir durum var. Sadece bizim için değildi ama yoldaşlarına ulaşabilmek, kendisinin ve yoldaşlarının güvenliğini sağlayabilmek adına o gür bıyıklarına acımayıp kesmiş olması bile başlı başına parti disiplini konusu sayılabilir.Aradan zaman geçti. Ben başka bir şehre öğrenime gittim. Haberlerimi aldığını biliyordum ama ondan haber alma şansım zaten yoktu. Ben bir süre sonra örgütten uzaklaştım ancak dirsek temasımı da sürdürmeye devam ettim. Arada Tahsin Amca’ya dair haber almaya çalışsam da haliyle “iyi” olduğuna dair bilgi dışında bir bilgi alamıyordum.

’96 SAG ve ÖO başladığında süreci takip etmeye çalışıyor, destek çalışmalarında yer alıyordum. Ve bir gün bir gazetede SAG/ÖÖ’da yer alan tutsakların isim listesinde Tahsin Amca’nın adını gördüğümde şoke oldum. Çünkü uzun bir süredir cezaevinde olsa bundan kesin haberdar olurdum, bu bilgi benden esirgenecek bir bilgi değildi. Sonradan bu bilgiye neden sahip olamadığımı öğrendim. Zaten Tahsin Amca SAG ve ÖÖ’lardan çok kısa bir süre önce tutsak düşmüş ve cezaevine girer girmez de eyleme dahil olmuş.

Ölümsüzleştiği haberini duyduğumda dünya başıma yıkıldı. Ölümler olacağını bekliyordum ama naif bir düşünceyle midir bilmem her nedense Tahsin Amca’ya bir şey olmaz diyordum. Cenaze gününü kimden öğrendim hatırlamıyorum ama maalesef cenazenin olacağı gün konusunda bilgisine güvendiğim bir aile dostumuz ve ailem beni koruma adına cenaze gününü gizledi. Onun o muazzam katılımlı cenazesinde bulunamadım. Düşündükçe içimi sızlatır hâlâ.

En başta açıklamaya çalıştığım nedenlerle de daha sonra mezarını ziyaret etmedim. Ancak aklımdan, ruhumdan hiç bir zaman çıkmadı Tahsin Amca.

Bugün şunu çok rahat söyleyebilirim ki, öncelikle benden kaynaklı tüm zaaflara, geri yanlarıma, sınıf kökenimin tüm kirli yanlarına rağmen Tahsin Amca’nın bendeki devrimcilik temelinde attığı harç ilk günkü ve güçlü haliyle yerinde durmaktadır. Onun bana katkısının bu kadar güçlü olmasının nedeni tek başına Tahsin Amca’nın kişiliğinden, karakterinden değil onda somutlaşan sınıf, parti ve tarih bilincinden kaynaklanıyor olmasıdır. Bu nedenle Tahsin Amca bir birey olarak Tahsin Amca’ydı ama, o aynı zamanda TİKB’nin kendisiydi.

Yoldaşın olmaktan her zaman onur duymuş olan Yunus


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar