Tanzim Pazarları daha kötü günlerin habercisidir

Tanzim Pazarları daha kötü günlerin habercisidir

AKP’nin halkın cebinden el koyacağı parayla sahnelediği çok amaçlı Tanzim Pazarları hovardalığı aslında “kötü günler yaşadık, daha kötü günlere hazır olalım”ın çarpıcı bir ifadesidir

Kullanışlı bir siyasi araç oldukları giderek netleşen Tanzim Pazarları çarşı pazarın temel tartışma gündemi olmaya devam ediyor.

Birincisi, bu pazarlar, AKP’nin kemik tabanındaki tüm o tanıdık duyguları bir seçim arifesinde yeniden ateşlerken, tam da istendiği gibi toplumsal kutuplaşmayı da bir kez daha bileylemenin vesilesi oluyor.

İkincisi, AKP’nin şimdiye kadar her melanetinden “mağduriyet” çıkaran oyunculuğundaki ustalığı bu sefer kimler olduğu bile net olarak açıklanmayıp, genel bir “fırsatçılar” kavramı altında toplanan “vatan hainlerine” karşı meydan okuyan bir kahramanlık destanına dönüştürülmeye çalışılıyor.

En önemlisi de kriz gerçeğiyle seçimlerin çakıştığı bu noktada Tanzim Pazarları her şeyin üstünü örten işlevli bir yorgan rolü görüyor.

AKP bu pazarlarla aldığı pozisyonu, “halkçı” görünümle emekçilere yutturmaya çalışırken, ortaya çıkan bazı gerçekler bu artistik hareketin faturasının da yine halka ödetileceğini açıkça gösteriyor.

Dün basına yansıyan haberlerde buralarda satılan 10 sebzenin fiyatının üretim maliyetlerinin altında kaldığını, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin ürünleri üreticiden değil tedarikçiden aldığını ve fatura yerine müstahsil makbuzu kestiğini ortaya çıkarmıştı. Tedarikçilerin tüm masraflarla birlikte (paketleme ve nakliye de dahil) aradaki fiyat farkını babasının harına üstlenmeyeceği açık. Devlet kasasından ödenen bu farkın yine bize fatura edileceği de…

Haberlere göre İstanbul ve Ankara’daki 65 tanzim satış noktasında satılan 10 ürünün 6’sı sera çıkış fiyatının altında, 4’ü de nakliye maliyetini bile karşılamayacak kadar düşük bir fiyat farkıyla halka satılıyor. Örneğin, Antalya’da serada kilosu 4.90 TL olan patlıcan, yüzde 8 komisyon, yüzde 2 stopaj ve yüzde 1.44 oranındaki KDV’den sonra halden 5.5 lira fiyatla çıkıyor. Ancak üzerine kiloda 50 kuruşla 1 lira arasında binen nakliye ücretine rağmen tanzim satış noktasında 4.5 liraya satılıyor. Kıl biberde fark daha da açılıyor. Serada kilosu 8.86 TL olan kıl biber halden 10 liraya çıktığı halde tanzim satış manavında 6 liraya bulmak mümkün oluyor. Diğer 4 üründe de durum pek farklı değil.

Sadece bu rakamlar bile gıdada fırlayan fiyatların krizle doğrudan ilişkili olduğunu bir kez daha gösteriyor. Krizle birlikte artan girdi maliyetlerini, uluslararası tekellerin denetimine giren tarımsal üretimin döviz kurlarından nasıl etkilendiğini ve pazara yansıyan fiyatların tüm maliyetlerle birlikte hesaplandığında (Komisyoncuların ve marketlerin kattıklarını çıkarırsak) üç aşağı beş yukarı gerçek fiyatlar olduğunu ortaya koyuyor.

Esnafı-komisyoncuyu hedefe çakarak, bu gerçeği perdelemeye ve yaptığı büyük şov için de yine halkın cebine el uzatarak pazar mafyacılığına soyunmaya çalışan AKP’li eş-dost-akraba “hükümeti”, sözün kısası halkla bir kez daha dalga geçiyor. “Daha sonra sizin cebinizden çekeceğim parayla kabzımal hovardalığı yapıyorum” diyor.

Bir düşman yaratma ihtiyacıyla bu atmosferde bula bula bizzat kendi tabanının önemli bir bileşimini oluşturan esnafa-komisyoncuya çatan hatta işi ileri götürerek “vatan haini” olmalarını söyleyecek raddeye vardıran Erdoğan, kantarın topuzunu kaçırdığını düşünmüş olacak ki dün esnafla buluştuğu Ankara’da seçime kadar dişlerini sıkmaları, ondan sonra başka bir planı devreye sokacaklarını müjdeleyerek, gönül alma işine soyundu.

Ankara’da düzenlenen Türkiye Esnaf Buluşması’nda konuşan Erdoğan, “Biz esnafımızın, zanaatkârımızın ekmeğiyle oynamıyoruz. Fırsatçılara karşı yürüttüğümüz mücadeleden en büyük faydayı esnaf görecektir. Seçim sonrasında büyük ihtimalle yeni bir yol haritası hazırlayacağız”, “Süpermarketler bana kızacaktır. Ama şimdi zincir marketler de fiyatları indirmeye başladı. Seçim sonrasında büyük ihtimalle yeni bir yol haritası hazırlayacağız” dedi.

Esnafın “en büyük faydayı” nasıl göreceğini de şimdiden anlamak mümkün. Nitekim büyük market zincirlerini de Tanzim Pazarı haline getiren hükümet, onların düşük fiyattan yaptıkları satışların faturasını da halktan gani gani çıkararak, ödeyeceğini; bu konuda canlarını sıkmamaları gerektiğini önden haber veriyor. Hatta onların “bazılarını” tarımın yeniden yapılandırılması adı altında emperyalist tekellerle de kafa kafaya vererek sadece perakendenin değil aynı zamanda üretim ve sanayi üretiminin denir parçası haline getirecek bir tekelleşmeye ve o yağmacı-talancı politikalarla tarımı tam olarak bunların insafına bırakmaya hazırlandığını gösteriyor. Önceki gün Hürriyet köşe yazarı Abdülkadir Selvi’nin köşesine taşıdığı plan da bunun somut ifadesi dışında bir anlam taşımıyor.

Tüm bunlarla birlikte Tanzim Pazarları ve marketlerin de fiilen bu pazarlara dönüştürülmesi yani bu gidişat, ağır bir kriz ikliminin ön hazırlıklarını ifade ediyor. Söz konusu olan, ücretlerin enflasyon karşısında buharlaşması ve emeğin yeniden üretiminin giderek daha sıkıntılı bir hal almasına karşı bir çeşit karne dönemi hazırlığının ifadesidir. Dev market zincirleri de bunun bir parçası haline getirilecek. Migros, A101 gibi büyük zincirlerde “ucuza” satılan sebzenin başına kilo sınırlandırması konulması bunun çarpıcı bir ifadesi olsa gerek.

İşçi ve emekçiler Tanzim Pazarları atraksiyonuyla meşgulken esas gerçek bu tartışmaların arkasından pis pis sırıtan yüzünü gizleyemiyor. Fakat oradan alıp buraya koymakla, halkı bizzat cebinden çekecekleri daha büyük paralarla yapılan hovardalıklarla kandırmanın sonu yoktur. Kafada dolaşan 40 tilkinin kuyruğu eninde sonunda birbirine dolanacak ve bu oyunları sahneleyenlerin boynuna dolanacaktır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar