Tarihin akışına müdahale ya da seyirci kalmak

Tarihin akışına müdahale ya da seyirci kalmak

Toplumsal süreçlerin gelişim seyrinin diyalektik karakterini hiç hesaba katmadan burjuvazi ya da proletarya, kapitalizm ya da sosyalizm adına tek yanlı, doğrusal ve indirgemeci çıkarımlardan uzak durmak gerekir

// Gündemdeki korona salgını sırasında sosyalistlerin-devrimcilerin ne yapmaları gerektiğine dair Gazete Umut tarafından düzenlenen “Devrimciler Konuşuyor” forumunun sorularını ve Alınteri adına verilen yanıtları yayınlıyoruz.//

1-) Pandemi aynı zamanda emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak dünyayı felaketin eşiğine sürüklerken bir yandan da hükümetlerin insan sağlığını ve yaşamını değil şirketlerin çıkarlarını korumakla mükellef olduklarını ortaya serdi. Bu görevi icra eden hükümetten milyonlarca insan adına adım atması beklenemez. Buna rağmen hükümetten istenen talep listeleri ise bir deklarasyon enflasyonu yaratmanın ötesine geçememektedir. Toplumların değiştirici öncüleri örgütlü güçlerdir. Bu temelde kurumunuz, ezilenlerin, emekçilerin insanca yaşam yolunu açacak, güçlü bir odağın inşası için demokrasi, emek ve özgürlük güçlerine nasıl bir çağrı yapmaktadır?

2-) Ezilen milyonlarca insanın çözüm gücü olarak görebileceği, çağrılarına güvenebileceği, eyleme geçebileceği birleşik güçlü bir odak için muhalif kurumları, partileri yan yana getirmek üzere somut bir adım attınız mı? Attıysanız aldığınız yanıtlar nedir ve herkesin birleşik mücadele çağrısı yapmasına rağmen halen gerçekleşemiyor olmasının önündeki engel nedir, neyle karşılaşıyorsunuz? Size böyle bir çağrı gelirse tutumunuz ne olur?

3-) Fiziksel mesafelenme, gönüllü karantina, evdekal gibi kavramların hegemonyası altında ezilen emekçi sınıflarla buluşmak için pandemi öncesi yürüttü- ğünüz mücadele yöntemlerinde ve araçlardan farklı neler geliştiriyorsunuz? Dönemin sınıf mücadelesi sizce hangi yöntemleri dayatıyor?

4-) Emperyalist- kapitalizm kendini yeniden inşa edebilir mi? Bu büyük kriz içerisinde sosyalizm ufukta mı? Bu “son kavga” mı? Devrimci siyaset açısından bu kriz içerisinde kendinizi neye hazırlıyorsunuz?

 

1) Koronovirüs salgını bütün dünyada sadece işbaşındaki hükümetlerin değil 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar şahsında sistem olarak kapitalizmin sorgulanmasını da içeren, daha doğrusu bu yönde ilerletilip derinleşmeye müsait bir düşünsel sarsıntı yarattı. Bir ara “tarihin sonu”nu ilan edecek kadar kendinden geçen neoliberalizmin bilinçlere kazıdığı bazı “doğrular”, yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıkları, insanların birbirleriyle ve doğayla kurdukları ilişki sorgulanır hale geldi.

Türkiye özgülünde gözlemlediğimiz; AKP tabanından işçi ve emekçiler de dahil genel olarak emekçilerin özellikle “evde kal” çağrılarına, son başlatılan “bağış kampanyasına” tepki duydukları yönünde. Virüs sınıfsal çelişkili keskin bir açıklıkla ortaya koydu. Gerçeğin bu denli netleşmiş olması geniş işçi ve emekçi kesimlerinde sezgisel de olsa sınıfsal-siyasal bir bilinç sıçraması yaratıyor. Bu gerçek burjuva devleti de tedirgin ediyor. TIR şoförünün gözaltına alınması bunun ifadesi zaten.

Tam da bu nedenle bir kez daha tarihsel toplumsal gericilik birikimin kışkırtılmasına neden olacak, dikkatleri yine sınıfsal gerçeklerden uzaklaştırmayı hedefleyecek çeşitli girişimlerin sözkonusu olabileceği bir süreç bu. Yine ulusalcı kesimlerin göçmen düşmanı söylemlerle (Suriyelilere var bize mi yok gibisinden) dikkatleri başka yerlere çekme tehlikesi de var. Çünkü sözkonusu sorgulama henüz çok zayıf, o açıdan da manipülasyona açık.

Belirttiğimiz gibi bu sarsıntıyı kesinlikle abartmamak lazım. Bu henüz kimi parçalarla sınırlı sezgisel, bu anlamda henüz embriyon halinde kendiliğinden bir ‘bilinç’ düzeyinde. Ayrıca bu haliyle bile genelleşip toplumsallaştığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla onu belli bir bütünlük ve derinliğe sahip sistem karşıtı devrimci bir bilinç yönünde ilerletip derinleştirme sorumluluğu ve fırsatı duruyor önümüzde. Kapitalizmin yegane alternatifi olarak sosyalizmi savunan komünistler ve devrimciler olarak bizler hiç ummadığımız bir etken olarak küçücük bir virüsün henüz potansiyel bir imkan olarak önümüze getirdiği bu tarihsel fırsatı devrimci bir stratejik perspektiften hareketle isabetli taktik politikalar, örgütlenme ve eylem biçimleri önererek değerlendirme becerisi ve başarısını gösterebilirsek tarihin akışını da farklılaştırabiliriz. Zaten biz bu devrimci cüret ve yaratıcılığı gösteremez, bu nesnel tarihsel fırsatı değerlendirmeyi başaramazsak sınıf düşmanlarımız kendi lehlerine bunu fazlasıyla yapacak, temsil ettiğimizi iddia ettiğimiz işçi sınıfına, emekçi kitlelere ve emekçi halklara ve bizlere eskisinden çok daha beter bir cehennem hazırlayacaklardır. Bu anlamda hiçbir şey bu salgın öncesindeki gibi kalmayacak.

Komünistler ve devrimciler olarak bizlerin bu fırsatı değerlendirebilmesi ise her şeyden önce yıllardır hapsolduğumuz fanus devrimciliğinin anlayış ve alışkanlıklarından kurtulmamıza bağlı. Sınıftan ve emekçi kitlelerden bu denli kopukluğumuzun rahatsızlığını duyacağı yerde bunu adeta “yazgı” olarak benimsemiş ‘oyalanma pratikleri’ni, bundan kaynaklanan ya da bunu derinleştiren siyaset tarzı ve yöntemlerini terketmek zorundayız. Bu kopuşu bu kesitte de yapamazsak zaten sınıftan ve kitlelerden kopukluğumuz sürmekle kalmaz, lâfta ne kadar keskin devrimci sosyalist söylemlere sahip olursak olalım tarihin akışını tribünden seyretmekten kurtulamayız.

Eleştirel bir yaklaşıma sahip olduğunuz izlenimi edindiğimiz “Hükümetlerden talepte bulunma” konusuna kendi adımıza bu perspektiften yaklaşıyoruz. Bu tutumu yani burjuvaziye ve onun temsilcisi hükümetlere hitap ediyormuş gibi görünen ama gerçekte içine itildikleri çaresizlik ve korunaksız durumdan nasıl çıkabileceklerinin arayışı içinde olan işçi ve emekçi yığınlara seslenmeyi, yön göstermeyi, başka zamanlarda kolay kolay ulaşamayacağımız kesimleri bile yörüngemize çekmeye hizmet edecek somut talep ve politikalarla ortaya çıkmak devrimci öncülük iddiasının olmazsa olmaz bileşenlerinden birini oluşturan taktik önderlik iddiasının gereğidir. Dolayısıyla hangi taleplerin, hangi bağlamda, hangi eylem önerileriyle birleşik olarak nasıl gündeme getirildiklerine bakmaksızın kategorik bir reddiye somut politika yapmaktan vazgeçmek anlamına gelir.

Bu anlamda talep vardır talep vardır. Buna bağlı olarak arkasının nasıl getirildiği, pratik-eylem olarak neler önerilip fiilen nelerin ne kadar yapıldığı vardır. Kapitalizmin ve her fırsatta “biz dünya gücüyüz” diye böbürlenen AKP-MHP-Ergenekon faşist koalisyonunun ‘yapabilecekleri’ halde sistemin mantığı ve işleyişi gereği yapmaktan kaçınacakları türden somut taleplerle toplumun önüne çıkmak Engels’in ünlü bir benzetmesiyle “asılan bir adama ipin sağladığı desteğe” benzer bir işleve sahiptir. Bu tür talepler, kendilerini sıkışmış ve çaresiz hisseden toplumu iktidarı ve sistemi sorgulama zeminine çekmeye hizmet eder. Bu bağlamda ‘talepte bulunmanın’ kendisini değil ileri sürülen taleplerin içeriğine bakmak, tartışmayı bu zeminde yapmak gerekir.

Alınteri olarak Türkiye’de salgının henüz yeni yeni hissedilmeye başladığı bir tarihte (14 Mart) biz de “İstemeliyiz” başlığı altında 6 talepten oluşan bir kampanya metni yayınladık (https://gazete.alinteri1.org/istemeliyiz).  Her birinin içeriği ve oluşturdukları bütünlük itibarıyla hem o talepler ortadadır hem de arkasını –tabii ki gücümüz ve olanaklarımız ölçüsünde- sınıf içinde nasıl getirdiğimiz ortadadır.

2) Yukarda atıfta bulunduğumuz 14 Mart tarihli “İstemeliyiz” çağrısı bir yönüyle de dışımızdaki devrimci-ilerici güçlere yönelik bir güç birliği çağrısıydı. Solda hâlâ güçlü ve yaygın bir zaaf olan kendimizden başkasını görmeme alışkanlığından kurtulamadığımız için umduğumuz ilgi ve reaksiyonları göremedik maalesef. Buna karşın bizim bu çağrımızdan günler sonra bize gelen kimi çağrılar oldu. Böylesine kritik bir süreçte devrimciler arasında güç birliğinin artan önemini dikkate alarak –belli kaygılarımız ve şerhlerimiz olmasına rağmen- bunlara olumlu yanıt verip katıldık. Özellikle de sınıf içinde birlikte farklı tipte direnişler örgütlemeyi esas alan girişim ve çağrılar olursa bunlara da açığız. Kendi cephemizden hâlâ bu yönlü bir çaba içerisindeyiz. İnşaat işkolundaki 3 sendikanın ortak bir zeminde bir araya gelmeleri belki mütevazi bir adımdı fakat bu koşullarda çok değerli ve anlamlı bir girişimdi bize göre. Keza inşaat işçileriyle farklı sektörlerdeki işçilerin hepsini –aileleriyle birlikte- tehdit eden koronavirüs salgınına ve bunun faturasını da işçi sınıfına ödetme çabası içindeki burjuvaziye karşı birleşik eylem ve dayanışmasını örgütlemek, ilerici sendikaların bir araya gelerek bu yönde esinleyici örnekler yaratmaları için elimizden geleni yapacağız.

3) Sözünü ettiğiniz “fiziksel mesafelenme”, “gönüllü karantina”, “evde kal” gibi kavram ve tutumlar işçiler ve emekçiler için geçerli değil. Sizin de bildiğiniz gibi sınırlı bazı uygulamalar dışında bütün sektörlerde üretim ve sömürü bütün açgözlülüğüyle sürüyor. Dolayısıyla sınıfla ve emekçi kitlelerle ilişkilerimizde salgın öncesi kullandığımız yöntem ve araçlarda bir farklılık yok şu an için. Tabii ki onlara bu konuda da örnek olmak sorumluluğu kapsamında temel bazı korunma önlemlerine dikkat ediyoruz. Bunun dışında sosyal medya platformlarını eskiye kıyasla daha etkin kullanma çabası içindeyiz. Özellikle de farklı fabrika ve şantiyelerde çalışan işçilerle aramızda yeni bir ilişki kanalı haline geldi bu kanallar. Fiziken çok uzak olduğumuz alanlardan bile işçilerin hangi koşullarda çalışmaya zorlandıklarını aktaran video ve haberler akmaya başladı. Bunun dışında özellikle de iletişim ve yayınların sürekliliği bakımından tabii ‘en kötü’ olasılıklara karşı da hazırlıklı olmak gerekiyor.

4) Tabii ki bu salgının bir biçimde hız kesip ‘normale’ dönüldükten sonra hiçbir eskisi gibi kalmayacak. Yani yeni ‘normal’ bile eskisinden farklı olacak. Ancak bu noktada özellikle de karşıt güç ve sınıfların tepki ve eylemlerini, bazıları birbirini kesen etkenlerin zıt yönlerdeki hareketinin ortaya çıkarabileceği farklı kombinasyonların içerdiği olasılıkların çokluğunu kısacası toplumsal süreçlerin gelişim seyrinin diyalektik karakterini hiç hesaba katmadan burjuvazi ya da proletarya, kapitalizm ya da sosyalizm adına tek yanlı, doğrusal ve indirgemeci çıkarımlardan uzak durmak gerekir. Özellikle de bilinçli bir süreç olarak örgütlenmesi şart olan devrim ve sosyalizm alternatifinin güç kazanması adına kendiliğindenci hayal ve beklentilerden kesinlikle uzak durmak gerekir. Niyetlerden bağımsız olarak uyuşturucu bir rol oynar bu tür beklentiler. Lenin’in şu uyarısı kulağımıza küpe olmalı: “Dıştan/Alttan bir baskı gelmediği sürece burjuvazinin içinden çıkamayacağı hiçbir kriz yoktur”.  Fakat başta da söyledik, tarihsel bakımdan ömrünü çoktan doldurmuş bir sistem olarak kapitalizmin insanlığa yeni acılar ve felaketler dışında verebilecek bir şeyinin kalmadığı gerçeğinin bütün çıplaklığı ve korkutuculuğuyla kendini bir kez daha gösterdiği bu tarihsel kesiti o “alttan” gelecek baskının hızla örgütlenmesi yönünde değerlendirmesini bilirsek tarihin seyri işte o zaman farklılaşır!

2 Nisan 2020 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar