TİKB’yi yaşatmakta ısrarın nedeni

TİKB’yi yaşatmakta ısrarın nedeni

TİKB’nin temsil ettiği değerlerin daha gelişkin bir taşıyıcısı var mı ortada?

Alınteri: İlk soruya yanıt verirken TİKB’nin güncel durumunu “başını suyun üzerinde tutmaya çalışan bir konum” olarak tanımladınız. ‘Devrim ve sosyalizm mücadelesine öncülük iddiası’ açısından bunun çok geri ve yetersiz bir konum olduğu açık. Madem bu gerçeğin farkındasınız öyleyse TİKB’yi yaşatmaktaki bu ısrar neden?..

 

Hasan Selim Açan: Bunun ‘alışkanlıklardan kopamamak’tan da beslenen bir örgüt fetişizminden kaynaklanmadığının altını baştan kalınca çizeyim. “Örgütü amaçlaştırmak”, bir zamanlar bizleri de etkisine alan yanlış bir yaklaşım, daha doğrusu grupçu bir saplantıdır.

 

Bizler komünistiz. Bizim bütün düşünce ve eylemlerimize yön veren tarihsel amaç, eşitlik ve özgürlüğü sağlayacak sınıfsız-sömürüsüz bir toplumsal düzene ulaşmaktır. İnsanlığın kurtuluşunu burada görürüz.

 

Bu amaca ulaşabilmenin –bizlerin istek ve niyetlerinden bağımsız- ‘olmazsa olmaz’ bazı koşulları vardır. Devrime ve komünizmin başlangıç evresi olarak sosyalizmin inşasına yol gösterecek öncü devrimci bir partinin gerekliliği, burjuvaziyi iktidardan alaşağı edip kapitalizmin yıkımına girişebilmek için proletaryanın önderliğinde şiddete dayanan bir devrimin ve proletarya diktatörlüğünün zorunluluğu bu ‘olmazsa olmaz’ koşulların başında gelir. Yalnız bunlar son tahlilde, komünizm nihai amacına ulaşabilmek için kullanılması gereken araçlardır. Yoksa –taşıdıkları bütün öneme karşın- hiçbiri, kendi başlarına birer ‘amaç’ değildir.

 

Türkiye solunda hala çok güçlü ve etkin olan ‘örgüt fetişizmi’ bu bağlantının koparılmasından kaynaklanır.  Mensup olunan örgüt kendi başına bir varlık olarak ‘amaç’ haline getirilir. Örgütle görüş ayrılığına düşen ya da herhangi bir politikaya aykırı davranan herkesin anında “hain” ilan edilmesinden tutalım kendi örgütü dışındaki devrimci örgütlere siyaset yasağı uygulamaya, kendi dışındaki örgütlerden “farklı” görünmeyi burjuvaziyle savaşımın dahi önüne geçirecek ölçüde merkeze koyan küçük burjuva rekabetçi siyaset anlayışından tutalım örgütle özdeşleştirilen bireylerin putlaştırılmasına kadar devrimcilikle alakası olmayan bir dizi hastalık bu çarpıtmadan ürer. 12 Eylül faşizmi karşısında sergilediğimiz bütünsel devrimci duruşun yarattığı kısa süren bir ‘başdönmesi’ dönemi (‘80’lerin sonu-‘90’ların ilk yılları) dışında TİKB kendini bu fetişizmden görece uzak tutmayı başarabilmiş bir örgüttür. Dolayısıyla bizlerin bugünkü ısrarının altında “TİKB’den vazgeçemeyen” bir tutuculuk aramak, zorlama bir yorum ya da kötü niyetten kaynaklı bir yakıştırma olur.

 

“O halde neden” sorusunun yanıtını aramaya şuradan başlayabiliriz: TİKB nedir, ideolojik çizgisi ve tarihsel pratiği itibariyle TDH’de nasıl bir konuma sahiptir, hangi değerlerin temsilcisi olarak hangi kulvarda yer alır? Önce buna bakmak gerekir.

 

TİKB, Türkiye sol hareketi içinde militan bir sosyalizm anlayışının temsilcisi olarak yer alır. Marksist-Leninist dünya görüşüne sahip olması ve proletarya sosyalizmini esas alması yönüyle demokratik devrimcilikte ısrarlı örgütlerden ayrılır. Sosyalist devrim ve sosyalizm anlayışının militan karakteriyle de, slogancı pasifist küçük burjuva aydın sosyalizminden, sosyalizmi halkçılıkla sulandıran oportünist tatlısu solculuğundan ayrılır. TİKB’nin sosyalist devrimcilik anlayışı, burjuvazi ve kapitalizme karşı savaşımla emperyalizme ve faşizme karşı savaşımı da içeren devrimci bir bütünlük taşır ve bunların hiçbirini diğerlerinin önüne ya da karşısına çıkarmadan proletarya sosyalizmi potasında eritir.

 

TİKB’nin TDH’ne kattığı değerler, onun tarihsel mirasını ve geleneklerini hangi yönlerde nasıl zenginleştirdiği bahsine artık hiç girmiyorum.

 

TİKB’nin özgünlüğü ya da hangi değerlerin temsilcisi olduğuna ilişkin hatırlatma bab’ındaki bu kısa alt çizmelerden sonra sorunuzun yanıtına gelecek olursam, bugün Türkiye solunda var mı bu değerleri temsil eden daha gelişkin bir devrimci odak? Bunları TİKB’nin yapabildiğinden daha yetkin hale getirip ileriye doğru taşıyan bir alternatif var mı ortada?..

 

Eğer bugün böyle bir adres olsaydı, bütün içtenliğimle söylüyorum, hiçbir komplekse kapılmadan yoldaşlarımı, TİKB’yi tarihin kollarına bırakıp o daha gelişkin alternatifin içinde erimeye davet ederdim!.. Yukarda da söyledim: Bizler komünistiz!.. Bütün amacımız, komünizmin özgürlük dünyasına ulaşmak!.. Mümkün olan en kısa yoldan ve en hızlı biçimde o tarihsel hedefe ulaşmak. Bunu, bugüne kadar mensup olduğumuz devrimci kolektiften daha etkin biçimde başarabilecek daha gelişkin bir oluşum varsa  ya da onu ortaya çıkarma olasılığı belirmişse, bizler de onun bir parçası olmakta niye tereddüt edip neden uzak duralım?..

 

Ama emek-sermaye temel çelişkisinin ve kapitalizmi yıkmanın neredeyse adını bile anmayan ya da sosyalizmin yerine halkçılığın farklı türlerini amaçlaştıran yönelimler içinde neden eriyelim?.. Kendi ML kimliğimizi ve proleter sosyalist devrim perspektifimizi koruyarak onlarla dönemsel-taktik ilişki ve ittifaklar kurar, bu kavganın önünü açıp güçlenmesine de hizmet edecek her devrimci demokratik yönelime gücümüz ölçüsünde omuz verir katkı sunmaya çalışırız, o ayrı.

 

TİKB’yi yaşatmaktaki ısrarımızın temel bir diğer boyutunu da, örgütsüz bir  devrimciliğin olamayacağına dair inancımız oluşturuyor. Tabii burada, kapitalizmi yıkma, yerine sosyalizmi inşa etme, kısacası yeni bir dünya kurma iddiasına sahip ve bu konuda samimi bir devrimcilikten söz ediyoruz. Bu temelde sonuç alıcı ve etkin bir faaliyetin ancak farklı yetenek ve birikimlerin bir araya geldiği örgütlü bir faaliyet olarak yürütülebileceğinin bilincindeyiz. İnsan olarak bireysel gelişmemizin de bu tür kolektif bir faaliyet ve mücadele zemininde gerçekleşeceğinin farkındayız. Aynı dünya görüşü ve aynı tarihsel amaç etrafında bir araya geldiğimiz yoldaşlarımızla omuz omuza vererek yürüteceğimiz dünyayı değiştirme eyleminde ısrarın bizleri de özgürleştirdiğini yaşayarak duyumsuyoruz. Dolayısıyla ortada daha gelişkin bir alternatifin olmadığı koşullarda en azından TİKB’yi yaşatmakta ısrar, bizler için aynı zamanda bu bireysel gelişim ve özgürleşmede ısrar anlamına geliyor.

 

Ve nihayet, burjuvazinin sadece kendisini bugünden tehdit eden devrimci güç ve örgütleri değil, her an somut bir tehdit haline gelme potansiyelini taşıyan örgütlü devrimcilik fikrini tasfiye etmek için elinden geleni yaptığı bir tarihsel kesitte, uğradığı bütün güç ve prestij kaybına rağmen küllerinden doğan militan sosyalist bir örgütü her şeye rağmen yaşatmakta ısrarın kendisinin başlı başına devrimci bir iddia ve misyon olduğuna inanıyoruz.

 

Kuruluşumuzun 39. yıldönümü vesilesiyle bir yoldaşımızın gönderdiği mesajda hatırlattığı Nazım’ın aşağıdaki dizeleri, TİKB’li olmaktan gurur duymaya devam eden hepimizin ruh haline tercüman oluyor:

 

… 

Ben yirminci asırlıyım

     ve bununla övünüyorum.

     Bana yeter

     yirminci asırda olduğum safta olmak

                                                      bizim tarafta olmak

     ve dövüşmek yeni bir âlem için… 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar