Türbanlı ya da türbansız, katledilen yine kadınlar

Türbanlı ya da türbansız, katledilen yine kadınlar

Erdoğangilleri asıl kızdıran şey kadının evinde, dizini kırıp oturmuyor oluşudur. Çünkü kadına biçilen rol budur ve buna karşı gelenler ister başörtülü olsun ister olmasın saldırganlıkla karşılanacaklardır

Çiçek Özgen

Erkek egemenliğinin belirleyici olduğu hiyerarşik toplumsal ilişkiler, aile denilen kurum sarsılıp krize sürüklendikçe sistemin korunmasının bekçiliğini yapan devletler de sarsılan bu erki daha örgütlü bir siyasal zemine oturtmaya çalışıyor. Dünyanın hemen her yerinde karşımıza çıkan bu gerçek Türkiye gibi ülkelerde daha pervasız biçimlere bürünüyor. Zaten uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi bile bu bahiste hedef haline geliyor, kadın düşmanlığı bizzat devlet eliyle körüklenmiş oluyor.

Bu gidişatın yarattığı en can yakıcı sonuç da kadın cinayetlerinin kırım niteliği kazanması, tekil örnekler olmaktan ya da öfke patlamalarıyla meydana gelmekten ziyade daha örgütlü, daha planlanmış ve daha vahşi biçimler kazanmış olmasıdır.

AKP elitlerinin ya da polisin/mahkemelerin tutumlarında dile geldiği gibi bu cinayetler açık giyinerek ya da belli toplumsal kuralları çiğneyerek “erkeklerin tepesini attıran kadınlar”a dönük cinayetler değil. Hatta katledilen kadınların önemli bir kısmı türbanlı. 2020’nin son günlerinde ve 2021’in ilk gününde yaşanan cinayetlerde katledilen beş kadından üçünün türbanlı olması da bu gerçeğin tipik ifadesi gibi.

Belli ki onların belirli dayatmaları reddetmeleri ya da hayatları üzerinde söz söyleme iradesi gösterebilmeleri erkek egemen zihniyeti daha fazla rahatsız ediyor. Belli ki, türbana yüklenen anlam kadının iradesini tümüyle teslim etmesi, mevcut ilişkiler içinde dayatılan her türlü hücreyi kayıtsızca kabul etmesi manasına geliyor.

Türbanlı kadınların “yeri”

Bu sınırlar aynı zamanda türban takan kadının burjuva siyasetindeki yerini de belirleyen sınırlardır. Türbanlı kadın AKP’ye zincirlenmeli, onun ideolojik-siyasi üretiminin parçası olarak varlığını sürdürmelidir.

Kadınların AKP’deki yerinin bu sınırlarda olduğu sayısız örnekle açığa çıkmış olmasına, bu sınırlara riayet etmeyenlerin anında kusulduğu bilinmesine rağmen son günlerde düğmesine basılan tartışmalar hayli ilginç hale geliyor. Eski bakan ve milletvekili Fikri Sağlar’ın katıldığı bir programda “Türbanlı bir hakimin karşısına çıktığım zaman adaleti yerine getireceği konusunda kuşkum var” demesiyle başlayan bu tartışma, Erdoğan tarafından, “Bunu bu zatın kendisine sormak lazım. Bu zat bu çağda yaşamıyor. Çok gerilerde kaldı. Bu CHP zihniyetinin faşizan anlayışının bugüne yansımasıdır. Oy almak için bazı yerlerde başörtülü birkaç kişiyi de vitrin mankeni gibi getirip koymak kimseyi inandırmıyor. Bay Fikri daha çok mesafeler alacağız sen çağın dışında kaldın, tabi Bay Kemal bir şey söyleyemiyor” sözleriyle tırmandırılmıştı.

Erdoğan’ın CHP’de görev yapan türbanlı kadınları bu şekilde hedefe çakması; onların bir iradelerinin, akıllarının, siyasi tercihlerinin olamayacağı yaklaşımının tipik itirafı olmuştu.

Gerçekte kimler kullanıldı vitrin süsü olarak?..

Oysa türban asıl olarak kendisi tarafından kullanılan bir vitrin süsüydü. Bu yaklaşımın en fazla anlam bulduğu kişiyse AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’dir. Kadın cinayetleri konusundaki söylemleri ya da kadın sorununu sadece türban sorununa indirgeyen açıklamalarıyla sık sık “vitrin”e çıkan Zengin’in Erdoğan’ın kendisine “daha görünür ol, sürekli vitrinde kal” direktifi verdiğini söylemesiyle son günlerde başlatılan bu vitrin tartışmaları arasındaki manidar ilişki konusunda fazlaca söze gerek olmadığı açık.

Erdoğan’ın “Oy almak için bazı yerlerde başörtülü birkaç kişiyi de vitrin mankeni gibi getirip koymak kimseyi inandırmıyor”sözü burjuva muhalefetin çeşitli kesimlerince tepkiyle karşılanarak bir karşı salvo başlatıldı. Kılıçdaroğlu her zamanki mıymıntı jargonuyla yanıt vermiş, Meral Akşener de daha ileri giderek, “Çıkıp utanmadan kadınlara hakaret edeceğine, git önce görevini yap, kadınların güvenliğini sağla” demişti.

Akşener’in bu sözlerine kapıkulu askeri Soylu’nun yanıtı gecikmedi. İşkenceci, katil “Soysuz”un her fırsatta efendisinin önüne kendini siper etmesine elbette şaşırmıyoruz. Sarf ettiği nitelik yoksunu sözlere de şaşırmıyoruz. Sadece onun bizim toplumsal hafızamızı yitirdiğimize olan bu aptalca inancına şaşırıyoruz. Erdoğan’a söylenen sözlerin çok ağrına gittiğini belirten Soylu “Recep Tayyip Erdoğan, kadın hakları konusunda zihniyet devrimcisidir” sözleriyle sosyal medyada boy gösterip, bir kez daha göz boyamaya çalıştı.

Soylu’nun güncel soysuzluğu

Soylu’nun dile getirdiği “zihniyet devrimi”nin siyasi ikballeri için tepe tepe kullandıkları türban meselesiyle sınırlı olduğu açıktır. AKP cenahının tümü açısından meselenin bununla sınırlı olduğu da öyledir. Nitekim bu konuda sık sık vitrin alması istenen Özlem Zengin’in döne döne yinelediği her sözün çıka çıka türban takma özgürlüğüne çıktığını bilmeyen yoktur. Sakız gibi çiğnedikleri bu “özgürlüğün” sınırlarını ise yaşamın kendisi anlatıyor. Türban takan ama açlıkla, işsizlikle boğulan milyonlarca kadın; türban takan ama yakınları tarafından katledilen ve “devrim yaptığı” söylenen devlet erkince adeta seyredilen sayısız kadın cinayeti…

Bu gerçek meselenin bir yanını oluşturuyor. Diğer yanını ise “zihniyet devrimi yaptığı söylenen Erdoğan’ın kadına bakışını en özlü biçimde ifade eden ve her ifade edişinde kadın cinayetlerine davetiye çıkaran sözleri oluşturuyor. Soylu’nun hatırlaması için “zihniyet devrimi” yaptığını söylediği Erdoğan’ın konuya ilişkin birkaç açıklamasını buraya almak istedik:

– Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir. Tabiatları bünyeleri fıtratları farklıdır. İş hayatında hamile bir kadını erkekle aynı şartlara tabii tutamazsınız.

– Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem

– Anneliği reddeden kadın eksiktir, yarımdır

– Kadına şiddet abartılıyor


– Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya


- Benim bedenim, benim kararım diyen feminist…


– Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum (R. T. Erdoğan)


Toplumda kendilerine dayatılan başörtü yasağına, dışlayıcı tavırlara karşı harekete geçilmesiyle iktidara gelen AKP, “başörtülü bacılarım” siyasetinden ayrımcılığı körükleyen, nefreti yaygınlaştıran, kendinden olmayanı ötekileştiren bir forma geçiş yaptı. Daha doğrusu özüne kavuşmuş oldu. Bir zamanlar dilinden düşürmediği “başörtülü bacılar” aniden “vitrin süsüne“ dönüşüverdi.

Yüze oturmayan maskeler

Kendinden olmayan herkesi terörist ilan eden rejimin, kendinden olmayan başörtülüleri de “süs” olarak nitelendirmesinde elbette şaşılacak bir şey yok. Çünkü o maske zaten yüze oturmuyordu ve düşmesi de kaçınılmazdı. Niyetin inanç ve ifade özgürlüklerini güvenceye almak değil, kendi istediği gibi yaşayan, kendi istediği gibi davranan ve hatta kendi istediği gibi inanan bir toplum yaratma isteği olduğu çoktan ortaya serilmişti. O nedenle bir zamanlar arşa çıkardıklarına, bir zamanlar allayıp pulladıklarına şimdi en seviyesiz biçimlerde saldırmaktan çekinmiyorlar. Hele söz konusu bir kadın ise, o zaman toplumun geri yönüne oynayan klişe sözlerle onu aşağılamayı da bir güç gösterisi olarak sunabiliyorlar.

Elbette mesele hakarete uğrayan bu kadının başörtülü olup olmaması değil. Bu sözler eğer sırf başörtülü birine söylendiği için hakaret olarak kabul ediliyorsa orada bir sorun var demektir. Orada Erdoğangillerin zihniyeti ile farkında olunmadan aynı noktaya düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz demektir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, bir kadını -başörtülü olsun ya da olmasın- “vitrin süsüne” indirgeyen o anlayışın varlığıdır. Çünkü bu anlayış aslında kadının cinsiyet olarak, bir birey olarak varlığına saldırmayı amaçlamaktadır. Onun anlayışına, inancına göre bir kadının kendi görüşü, kendi düşüncesi olamaz. Onun yeri evidir. O kalkıp bir şeyler yapamaz, yola çıkamaz. Meydanlarda, insanlar arasında gözükemez. Gözüküyorsa o bir metadır, erkeğin yanında gösteriş için bulunan, ancak göze hitap etmek için orada var olabilecek bir süstür, ister başörtülü olsun, ister olmasın. Bir kadın zaten sadece bu işe yarar, hele kendilerinden olmayan bir kadınsa…

Erdoğangilleri asıl kızdıran şey kadının evinde, dizini kırıp oturmuyor oluşudur. Çünkü kadına biçilen rol budur, buna karşı gelenler ister başörtülü olsun ister olmasın saldırganlıkla karşılanacaklardır. İşte bu bahsedilen “devrimci zihniyet” gerici kadına bakış açılarının hortlayıp karşımızda bir cumhurbaşkanı olarak ete kemiğe bürünmüş halidir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar