Türkiye İdlib’i verdi, Afrin’i aldı

Türkiye İdlib’i verdi, Afrin’i aldı

Rusya ve İran, Türkiye’den, İdlib’e saldırı başladığında ‘bir şişe suyun bile sınırı geçmeyeceği’ yönünde garanti aldı

*Vijay Prashad

 

Bir Rus general damdan düşercesine, ABD’nin Şam’ın merkezine hava saldırısı düzenlemesi durumunda Rusların misillemede bulunacağını açıkladı. Bu yılın başlarında, Suriye’de hükümet güçlerini hedef alacak bir Amerikan saldırısı olasılığı (ki 2013 ve 2014’te ciddi bir ihtimaldi) masadan kaldırılmış gibiydi. Suriye hükümeti, artık aşırılıkçılardan ibaret kalmış muhalefetin son kalelerini, Rusya ve İran’ın desteğiyle kısa süre içinde ele geçirecek gibi görünüyordu. Suriye’nin en büyük kenti Halep’in ele geçirilmesi, bu geri dönüşün işaretiydi. Suriye hükümet güçleri büyük oranda aşırılıkçı savaşçılardan oluşan muhalefeti ne zaman kuşatsa, bir anlaşma yapabiliyor ve onları ülkenin kuzeyinde bulunan İdlib vilayetine yolluyordu. Beşar Esad’ın yönetimindeki Suriye hükümetini devirme amaçlı büyük bir girişim mümkün görünmüyordu.

Suriye hükümeti yetkilileri, yaptıkları toplantılarda düzenli olarak Ruslara ve İranlılara bu savaşta zafere ulaşacaklarını söylüyordu. Görüşmelerin zora girmesinin sebebiyse, artık masanın öbür tarafındaki sandalyeleri doldurmaya ancak yetecek sayıda Suriyeli muhalefet liderleri kalmasıydı. Bu müttefiklerin kendi aralarında da ciddi bir anlaşmazlık vardı; Suriye hükümetiyle (şu an büyük oranda İdlib’de kuşatılmış olan kemikleşmiş aşırılıkçılar haricindeki) çeşitli muhalif gruplar arasında belirlenen siyasi yola en çok odaklanan taraf Rusya’ydı.

Kimyasal silahlar meselesinin masaya geri dönmesi tam da böyle bir zamanda gerçekleşiyor. Yayımlanmamış bir Birleşmiş Milletler raporu, Kuzey Kore ile Suriye arasındaki kimyasal silah ticareti yapıldığını öne sürüyor. Rapora dair sızan bilgiler, kanıtların, kimliğini açık ermek istemeyen Batılı bir ülkeden geldiğini gösteriyor. Bu durum raporu şüpheli hale getiriyor. Savaşın şu anki safhasında kimyasal silahların kullanıldığıyla ilgili iddialar da söz konusu; bu, ABD’nin Şam’a yönelik şok bir bombardıman saldırısı için bahane sağlayabilir. Trump yönetimi Nisan 2017’de, Suriye hükümetine ait hedeflere cruise (seyir) füzeleri fırlattı. Bu saldırının, kimyasal silah kullanılmasına misilleme olduğunu açıkladılar. ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, saldırının bir ‘akşam yemeği sonrası eğlencesi’ olduğunu ifade etti. 2017 saldırısı etrafında büyük bir şüphe oluştu. Sonrasındaysa hiçbir şey söylenmedi.

 

RUSYA AÇIKÇA UYARDI

Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, ABD’nin önümüzdeki birkaç gün olmasa bile birkaç hafta içerisinde Suriye hükümetine ait hedeflere yönelik bir saldırı düzenleyebileceği konusunda uyarıda bulundu. Savaşın çok kanlı sürdüğü Doğu Guta bölgesindeki isyancıların, ABD’den hava desteği gelmesini sağlamak amacıyla sahte bir “kimyasal bir saldırı” düzenleyeceğini ifade etti. An itibarıyla, bu isyancılar orantısız bir güçle karşı karşıya: Suriye hava kuvvetleri gökyüzüne hükmediyor. Sivil halkın büyük kayıpları var. Gerasimov, ABD eğer böyle bir saldırı gerçekleştirir ve bir Rus öldürülürse, Rusya’nın ABD hedeflerine karşı misillemede bulunacağı uyarısını yaptı. Bu, oldukça açık bir uyarıydı.

Ertesi gün, Gerasimov ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford’la konuştu. İki komutan kamuoyuna yalnızca iletişim kanallarını açık tutmaya devam edeceklerini açıkladı. Bu tip sıcak çatışma olaylarına karşı birbirlerine güvence vermiş olmaları da muhtemel. Ancak bu doğrulanmadı.

 

ABD HER AN SALDIRABİLİR

İhtilafı Şam ve Beyrut’tan gözlemleyenler, şu an Amerikan politikalarını belirlemekten sorumlu kişilerin ‘serseri mayın’lar olduğunu göz önünde bulundurarak, şu an bir saldırı ihtimalinden endişelendiklerini söylüyor. Rex Tillerson, bütün hatalarına rağmen en azından mantıklı bir insandı. Şu an sorumlu olan üçlü (Trump, Pompeo ve Haley) bölgeyi ve bu savaşı çok az anlayan ideologlar. ABD, Pompeo için bir takıntı olan İran’a ulaşmak için, Suriye hükümetini daha da güçsüzleştirmeye ve müttefiklerinin bazılarını güçlendirmeye epey hevesli olabilir. Başka bir ifadeyle, İranlıların bir zafer kazanmalarına izin vermek yerine bu savaşı sürdürmek daha iyi. ABD, İranlıların Tahran’dan Lübnan’a uzanan bir kara köprüsü kurmalarını engelleyemedi; bu durumsa İranlıların Hizbullah’a gerektiğinde yeniden destek göndermesine olanak sağlayacak. Pompeo bu köprüyü yıkmak istiyor. Şam’a düzenlenecek bir saldırı, bunun aracı olabilir.

Son günlerde Trump, Suriye ile ilgili olarak Batılı müttefikleriyle (Fransa, Almanya ve İngiltere) konuşmalar yapıyor. Mart ayında, Merkel ve Trump (2401 Sayılı BM Kararı’nın öngördüğü) ateşkesin yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti. Şubat ayında Macron ve Trump, Suriye hükümetinin ‘kırmızı çizgileri’ (yani kimyasal silah kullanımını) sınadığını söylediler. Bu tür ifadeler, nabız ölçmeye yarar. Macron cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından, Suriye’de kimyasal silah kullanılması durumunda ‘misilleme ve acil yanıt’ vaadinde bulunmuştu. Bunun, ‘gayet net bir kırmızı çizgi’ olduğunu söylüyordu.

Bu liderlerin kimyasal silahlar üzerine odaklanmaları bir şey ifade ediyor. Bu, geleneksel silahlar ve Suriye’de süren savaşın karakteri konusunda hiçbir sorunları olmadığı anlamına geliyor. Belki de mevcut durumda zayıf olan siyasal pozisyonlarını güçlendirmek amacıyla, kendi istedikleri bir anda saldırma hakkını saklı tutmak istiyorlar.

 

‘AFRİN İZNİ İDLİB KARŞILIĞINDA VERİLDİ’

Astana’da, İranlılar, Ruslar ve Türkler buluşuyor. Suriye hakkında konuşuyorlar. Suriye’nin kaderini Suriyeli olmayanların tartışması artık alışıldık bir durum. [15 Mart’taki Astana görüşmelerini kast ederek] Bu toplantıda, taraflar arasında bir anlaşmanın kesinleşeceğini duydum. Suriye’deki Kürt bölgesinin kalesi olan Afrin’e girmeye hazırlanan Türkiye’ye, kuzey Suriye’deki planlarına Rusların, İranlıların ve hatta Suriye ordusunun da müdahale etmeyeceği söylenecek. Birisinden duyduğum kadarıyla, bunun karşılığında Ruslar ve İranlılar, Suriye hükümeti İdlib’e saldırısına başladığında, Türkiye’den buraya ‘bir şişe su’yun bile girmesine izin vermeyeceği konusunda teminat alacak. Tam da bu isyancılara uzun süredir destek veren Türkiye, yılın ilerleyen günlerinde imha edilmelerini izlemek durumunda kalacak.

Tüm bunlar, ABD’nin desteğini aldığı varsayılan Suriye Kürt direnişi ile İdlib’de bulunan Türk-Körfez Arap destekli savaşçıların yok edileceği anlamına geliyor. Eğer Türkler Suriyeli Kürtlerin amaçlarını zayıflattıktan sonra Türkiye’ye geri çekilirse, bu iki gelişme Suriye’ye bir avantaj sağlayacak. Bu durumda Suriye hükümeti, kendi topraklarında göstermelik bir egemenlik iddiasında bulunabilir.

Batı’nın Şam’a yönelik bir bombardımanı Suriye hükümetini zayıflatacak ve Batı’nın müzakere masasında zorla bir koltuk almasını sağlayacaktır. Bu, bir kenara itilmiş olan muhalefete yardım etmeyecektir. Ne de “Esad gitmeli” fikrini yeniden ortaya çıkaracaktır. Batılıların düzenleyeceği bir bombardıman harekâtı sadece, Batı’yı Suriye’ye bir oyuncu olarak taşıyıp, ülkenin bir Rus-İran vekili haline gelmesini veya bağımsız bir yola sahip olmasını engellemekle ilgili olabilir. Batı’nın düzenleyeceği bir bombardımanın sebebi bu olacaktır. Kimyasal silahlarsa yalnızca böylesi bir adımının bahanesini teşkil edecektir. Bu değerlendirmeleri körükleyen şey liberalizm değil, güç.

 

*Vijay Prashad, LeftWord Books’un baş editörü ve Tricontinental Sosyal Araştırmalar Enstitüsü yöneticisidir. Sol hareketler ve Ortadoğu hakkında çeşitli kitapları yayınlanmıştır.

Bu makale, Alternet’te yayımlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et
[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

Dosyadaki diğer yazılar

İlgili yazılar