Türkiye Sendikal Hareketi’nde ‘mış gibi yapmak’

Türkiye Sendikal Hareketi’nde ‘mış gibi yapmak’

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu 2 Nisan’da, 7 maddelik acil bir önlem paketi açıkladı ve devlete 48 saat mühlet verdi. 36 saat geçmişti ki, DİSK sosyal medya hesaplarından bunu bir imza kampanyasına dönüştürdüklerini duyurdu. Ne zavallılık!..

İlhan Dost*

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı 11 mart 2020 gününden itibaren, göreve başladığı 2018’den bu yana hiç görmediğimiz kadar çok TV’lerde görmeye başladık. Bunun asıl sebebinin koronavirüs salgını konusunda toplumu bilgilendirme olarak yorumlamak mümkün. Lakin akıllara başka sorular da gelmiyor değil.

Umre’den dönenlerin kurala uygun şekilde karantinaya alınmaması, kentlerinin giriş çıkışının, İran’da salgının bu kadar büyük oranlara yükseldiği günlerde keza sınırın doğru düzgün kapatılmaması gibi sorular orta yerde duruyor. Bunların hepsinin sorumluluğunu Özel Hastanesi olan bir bakana yıkmak niyetinde değiliz elbette. RTE ilk vakadan yaklaşık bir buçuk hafta sonra ekranlar karşısına çıkıp millete kolonya dışında bir şey vadetmemesi niyet ve yönelimlerin olası evriminin işaretlerini veriyordu.

İlk vakanın ortaya çıkışından sonra sermaye OHAL ve sokağa çıkma yasağına karşı direnirken, bu süreci fırsat bilerek kendisi için bilmem kaç milyon TL’lik yardım paketini garantiye aldı. Bunun üzerine işçi ve emekçilere sabır duası ve kolonya verildi. Sonrasında 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı getirildi. Ancak üretimin asıl bel kemiği olan işçi ve emekçilere zırnık koklatılmayacağının işaretleri de bu arada verildi. Başta EMAAR olmak üzere bazı şantiyelerden sosyal mesafeye dikkat çeken fotoğraflar ve videolar gelmeye başladı. Bunun üzerine İnşaat İşçileri Sendikası buraya giderek, eylemlere öncülük etti, günümüze gelindiğinde patron, bütün işçileri özel araçlarla evlerine göndermek zorunda kaldı.

İnşaat İşçileri Sendikası inşaat baronlarını teşhir etmeye devam etti. Belli bir kamuoyu oluşturdu. Tuzla tersaneler bölgesinde LİMTER-İŞ Sendikası, işten kaçınma hakkını kullanmayı örgütlemeye çalıştı. Polis müdahalesiyle karşılaştı. Soma’da Bağımsız Maden-İş Sendikası da madenlerde Covid-19 ile ilgili önlemlerin alınması noktasında işten kaçınma hakkı için çalışmalarına devam ediyor.

Bunun dışında Kocaeli, İzmir, İzmit illerinde çeşitli eylemler yapılıyor. Kötülüğün gözüne karşı bunlar irili ufaklı eylemler gibi gözükse de ona çomak sokacak nitelikte. Bunu şuradan da görmek mümkün; Sarkuysan Fabrikası’nda bir işçide Covid-19 tespit edildikten sonra işçileri tehdit eden patronun yanında, belli ki onun kuklası olan Kocaeli Valisi şehir genelinde iş bırakmayı ve işten kaçınma hakkını yasakladı. Düşünün, fabrikada yangın çıksa dahi aynı şeyi yapacaklarını ve kadınların fabrika içerisinde yakılmasına kadar gidecek olan 8 Mart gibi bir katliamın aynısını 163 yıl sonra tekrarlayacaklar göz göre göre…

48 saat mühlet

Şimdi bir de devleti tehdit edenlere bakmak lazım. Geçenlerde DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu 2 Nisan’da, 7 maddelik acil bir önlem paketi açıkladı ve devlete 48 saat mühlet verdi. Sonrasında ise belirledikleri bu 7 maddeyi Türk-İş ve Hak-İş’in de benimsediklerini, zamanı geldiğinde açıklayacaklarını belirtti. 48 saat geçtikten sonra bunlar kabul edilmezse, bu üç sendika örgütlü oldukları her yerde işten kaçınma hakkına başvuracak, iş durdurma çağrısı yapacaktı. 36 saat geçmişti ki, DİSK sosyal medya hesaplarından bunu bir imza kampanyasına dönüştüğünü duyurdu ve 48 saat sonra bugün imzacıları kamuoyuna sundu. Ne mizansen ama… Ne büyük bir zavallılık!…

Burjuvazi her cephede saldırırken, işçi sınıfının hak mücadelesinde ön saflarda mücadele ediyormuş gibi yapan sendikalar da basın açıklaması yapmanın ötesine gidemiyor. “Biz işçiler sizce neden evde kalamıyoruz?” Aslında soruyu böyle sorarak, yapmış gibi davranmaktan vazgeçmek gerekiyor.

Bu sendikaların, bürokratik yapısına rağmen, bu yapıyı kırarak kendi gücüyle direnişler gerçekleştiren sağlık emekçileri, bunun akabinde iş bırakan fabrikalar, lokal eylemler de gözlerimize çarpıyor elbette. Bunlar da aslında bu sendikaların çürümüşlüğünün ve sisteme yedeklenmesine tepki olarak gerçekleşen, sınıfın işçi bilincini kuşandığını gösteriyor.

Sermayenin yaklaşımı

Sermaye “gölgesini satamadığı ağacı keser”… Yaşananlar yine tam buna uygun tarzda seyrediyor: Devlet karaborsacılığı engelleyeceğiz diyor, tost ekmekleri 3 lirada 4 liraya çıkıyor. Devlet korona ile mücadelede özel hastaneler para almayacak diyor, insanlar 4 bin liralık fahiş fiyatlar karşılığında taburcu ediliyor. Devlet evinizde kalın diyor, ama ücretli izinler verilmiyor. Ya devlette iktidarın belkemiği sermaye dışında kimseye verecek parası yok; ya da…

Şimdi gelelim yardım mevzusuna, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri çok değil 48 saat mühleti verilmeden hemen 2 gün önce 31 Martta bir yardım kampanyası başlattı. Büyük ilgi çekti. Bizler Tayyip’in ekranlara kurulup sokağa çıkma yasağı ilan edeceğini beklerken o bizlerden para dilenmeye başladı. Sosyal medyada büyük yankı uyandıran bu yardım kampanyalarını iki yerden gözler önüne sereceğiz yeniden.

Yardım kampanyasını başlattıktan sonra CHP’li bu belediyelere olan sempatinin akabinde, kendi hanesine yazılmayacağının farkında olarak belediyelerin topladığı bu yardımlara baraj kurarak, ‘sizler yardım toplayamazsınız’ diyerek yanıt verdi ve yardım toplanmasını yasakladı. Bunu da ‘devlet içinde devlet olmaz diyerek’ yaptı. Kendi hanesine yazılmak üzere başlattığı yardım kampanyasına da “Biz Bize Yeteriz” diyerek, gerçekten sadece kendi kendilerine ve kendi sınıfına yazılacak olan bir kampanyaya başlamış oldu.

Aktrollerin twitterde dediği gibi kendi kendilerine yeteceklerine ilk örnek kampanyaya başladıktan birkaç gün sonra dökülüverdi ağızlarından; patronların verdikleri paralar vergiden düşecek. Yani yine kendine ve sınıfına hizmet etmeye başladı. Hani ‘komşusu açken yatan bizden değildi’!.. “Komşu” kim, “biz” kim hepsi meydanda! Milleti açlıkla terbiye etmeye çalışan bir iktidar ve millete İBAN dağıtmayı seven bir insan var karşımızda. 

Diğer taraftan muhalefet ise, iktidardan önce davranarak başlattığı yardım kampanyasını devam ettirmeye çalışıyor. Belediyenin verdiği imkanlar doğrultusunda hareket ederek hanelere -tabii ki kendi hanesine yazılmak üzere- yardımları dağıtıyor. Salgında yardım yapmayı unutmuyor ancak belediye bünyesindeki temizlik işçilerine koruyucu malzeme vermekten kaçınıyor. Bu ne perhiz ne lahana turşusu… En sonunda Sendikaları Genel-İş adım atarak durumu başkanlara bildirdi. Malum bürokrasi burada da kendisini gösteriyor.İşçilerin şu anda malzemeleri veriliyor, gel gör ki sokakta çalıştıkları için yol paraları kesiliyor. Bu ne yaman çelişki anne!..

Peki bizler dayanışmayı örmek için neler yaptık? Sadece twit attık. Birkaç haber yaptık. 11 Mart’ta ilk vakanın açıklandığı gün, Ankara’da Newroz toplantısı yapılıyordu, konuyu gündeme getirip mahallelerde dayanışmayı örgütlemek üzerinden çağrılar yapılabilirdi. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar bu çağrıyı yaptı ama görülen o ki çok da yerini bulmadı.

CHP’li belediyelerin yaptığı güzel bir iş ve olması gereken. Ancak biz devrimciler, kendi hanemize yazılacak olanı yapamamızdan kaynaklı bu süreçte sınıfta kalmaya mahkum olacağız gibi. Ancak bu süreçten sonra biriken işçi ve emekçi öfkesi yeniden bir patlamayla sokaklara dökülecek. O zamana, o günlere hazırlık yapmak zorunluluğundan daha önemli bir işimiz olamaz, olmamalıdır!

* İnşaat işçisi


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar