Türkiye’de IŞİD yapılanmasının perde arkası -I

Türkiye’de IŞİD yapılanmasının perde arkası -I

Gar Katliamı davasında avukatlarının “Türkiye’de El Kaide-IŞİD yapılanmasının ve katliamların yolunun açılmasına dair” açıklamalarını yayınlıyoruz

10 Ekim Ankara Gar katliamının karar duruşması 31 Temmuz-2 Ağustos 2018 arasında gerçekleştirildi. Dokuz sanık 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarına arka planına ve devletin bu konulardaki rolüne dair avukatların ulaştıkları dehşet verici bilgiler ve belgeler heyet tarafından geçiştirildi. IŞİD yapılanmasının Türkiye ayağındaki bağlantılar karartılmak istendi. Karar duruşmasından sonra avukatlar ulaştıkları sonuçların sadece küçük bir kısmını kamuoyuyla paylaştılar. Müdafi avukatlarının “Türkiye’de El Kaide-IŞİD yapılanmasının ve katliamların yolunun açılmasına dair” yaptıkları açıklamayı üç bölüm halinde yayınlıyoruz:

4. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

ANKARA

Dosya No: 2016/232 E.

AÇIKLAMADA BULUNANLAR : Bir kısım müdahil vekilleri

SANIKLAR : İlhami BALI vd.

KONU : Türkiye’de El Kaide-IŞİD yapılanmasının ve katliamların yolunun açılmasına dair açıklamalarımızdır.

AÇIKLAMALAR :

El Kaide ve IŞİD’in Türkiye’de örgütlenmelerinin ve katliamların yolu nasıl açıldı?

Yargılama boyunca, müdahil vekilleri tarafından bu sorunun yanıtı arandı, bulundu ve kanıtları ile birlikte Mahkemenize sunuldu, hukuksal dayanakları açıklandı. Katliamların hazırlanmasına, yollarının açılmasına görevlerini suistimal ederek katkıda bulunan kamu görevlileri hakkında suç duyurusu taleplerimiz Mahkemeniz tarafından reddedildi. Yargılama sadece tetikçiler ve ilişkili olan bir kısım faillerle sınırlı tutuldu. Ancak yerel yargılamanın gelinen son aşamasında, katliamların nasıl hazırlandığını, yollarının nasıl açıldığını esas hakkında görüşlerimizin başlıklarından biri olarak açıklamak istiyoruz.

Katliamlara Giden Yolda İlk Etap

2011 yılında Suriye’de emperyalist devletlerin selefi silahlı güçleri destekleyip harekete geçirerek başlattıkları iç savaşın amacı Libya’da olduğu gibi Suriye’de de Rusya’nın nüfuzunu kırmak, mevcut Suriye rejimini yıkarak kendileri ile işbirliği yapacak güçler öncülüğünde yeni bir rejim kurmak ve Suriye’nin kaynaklarını paylaşmaktı.

Tükiye’de hüküm süren AKP iktidarı Libya’da Kaddafi devrilirken kaçırdığı fırsatı bu kez kaçırmak niyetinde değildi. Suriye’nin yeraltı, yerüstü kaynaklarından payına düşecek kırıntılara ulaşmak için kurtlar sofrasında yerini aldı. Suriye rejiminin yıkılması için kullanılacak işbirlikçi güçler Türkiye’de örgütlendiler. “Kardeşim Esad, düşmanın Esed” oluverdi. Stratejik çıkarlar, iktidar ortaklarının ve büyük sermaye kesimlerinin hesaplarına göre yeniden dizayn edildi.

Siyaset diliyle ifade edersek Esad rejimi; hukuk diliyle Suriye’nin Anayasal rejimi yıkılacak, ülke işgal edilecek, işbirlikçi yeni bir rejim ilan edilecekti. Bu amaçla silahlı çeteler eğitildi, donatıldı, silahlandırıldı, ÖSO adı verildi. Türkiye toprakları selefi çetelere açıldı, her türlü insan, silah ve malzeme desteğinin önemli bir kısmı Türkiye üzerinden sağlandı.

AKP iktidar odağı bu fırsattan bir fırsat daha çıkardı. Batılı devletlerin hesapları dışında El Kaide kökenli, IŞİD ve El Nusra gibi çetelerin Türkiye’de örgütlenmelerinin, silahlanmalarının yolunu açmaya; IŞİD’e katılacak insanların, malzemelerinin, silahların Türkiye üzerinden geçişine bazen açık, bazen illegal yollardan fiilen izin vermeye başladı; çünkü, Türkiye Anayasası ve ceza hukuku böyle bir fiile izin vermiyor, bu çetelerin faaliyet ve eylemlerini “terör” kapsamında “Anayasal düzene karşı suç” olarak tanımlıyordu.

Ortak hesap dışında bir hesabı daha vardı Türkiye’deki AKP iktidar odağının. Suriye işgal edilmeye başlandıktan sonra Şam’a girilecek Emevi Camii’nde namaz kılınacak, Ortadoğu’nun abisi, selefi-Sünni mezhebinin hamisi olunacaktı. “Yeni Osmanlı”, “Suriye’nin Fethi” hayalleri kurulmaya başlanmıştı bile.

Beklendiği gibi Suriye kana bulandı. Ancak Saray’daki hesap Suriye topraklarına uymadı. Uluslararası Koalisyon denilen Batılı emperyalist devletlerin Suriye topraklarına soktukları, eğitip donattıkları silahlı çeteler üzerinden yaptıkları hesaplar da tutmadı. Çeteler istenilen sonucu vermedi, bazıları birbiriyle çatıştı, yeni çeteler ortaya çıktı. Bu arada Irak’taki Sünni isyanı, Suriyede’ki gelişmelerle birleşti ve IŞİD projesine dönüştü. IŞİD’i desteklemede Suudi Arabistan başı çekti. Türkiye ve Katar da en çok destekleyen ülkeler arasında yer aldı. Desteklerin başında silah, para ve çatışmalara katılacak insan sevkiyatı geliyordu. Verilen desteklerle gelişen ve büyüyen, kendini devlet olarak ilan eden IŞİD, Irak ve Suriye topraklarını hızla işgal etmeye başladı. Suriye’nin Rakka kentini merkez edindi. Suriye iç savaşındaki dengelerle birlikte hesaplar da değişmeye başladı.

Rusya ve İran’nın giderek artan müdahalesi sonucunda Batı ile birlikte Türkiye’nin de stratejisi çöktü. Batı yeni strateji kurmaya muktedirdi ancak Türkiye’nin siyasi iktidar odağı bırakalım strateji kurmayı, tutarlı taktikler geliştirecek yeteneğe dahi sahip değildi; Batının ve Rusya’nın stratejik çıkarlarına taktik malzeme olmaya başladı. Cumhuriyet tarihinin en pespaye, günü kurtarmaktan ötesini göremeyen dış politika sürecine tanık olduk.

Türkiye siyasi iktidarı cihatçı çetelerle işbirliğini farklı bir düzlemde geliştirmeye devam etti. Diğerleri ile ilişkiler şu veya bu düzeyde devam etse de- öne çıkanlar El-Kaide kökenli IŞİD ve El Nusra Cephesi oldu. 2011 yılından itibaren, önce El Kaide ile başlayan daha sonra IŞİD ile devam eden ilişkilerin, işbirliğinin gelişimi ve sonuçları katliam davalarını doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Bu çetelerin gerek hükümetin resmi literatüründe gerekse yargı kararlarında TCK’nın “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında yer alan 309-316 maddeleri kapsamında terör örgütü olarak tanımlandıklarını, laik düzeni yıkarak yerine din ve mezhep esaslarına dayanan bir devlet kurmayı amaçladıklarına dair istihbarat raporları ve emniyet fezlekeleri düzenlendiğini biliyoruz. Bu raporlar ve fezlekeler dava ve soruşturma dosyalarında mevcut. Yargı kararlarında, MİT ve Emniyet raporlarında terör örgütü olarak tescil edilmiş olmasına rağmen AKP iktidar odağı siyaset alanında IŞİD’i terör örgütü olarak tescil etmekten kaçındı; “öfkeli gençler” maruziyetini kullandı. İşbirliğini hiçbir zaman tam olarak kesmedi.

Suriye’nin Selefi-Sünni mezhebine dayanmayan, “tek adam rejimi” olarak Türkiye ile benzeşen, kısmen de olsa laik çizgilere sahip Anayasal düzenini yıkma, yerine Selefi-Sünni mezhebi esaslarına göre yeni bir rejim kurma savaşları sonuç vermedi. “Hamilik” ve “abilik” hayalleri batağa saplandı. Ancak Türkiye topraklarındaki hayaller pratiğe dönüşüyordu. 2011 Anayasa referandumu ile yeni bir düzlemde gelişen süreçte Türkiye’nin kısmen de olsa laik esaslara dayanan Anayasal düzeni iktidar tarafından adım adım fiilen değiştirilmeye başlandı. 2011 referandumunda, yargı bağımsızlığının son kırıntıları da yok edildi.

2011’den sonra, iktidar ortakları AKP ile Cemaat arasında 15 Temmuz darbeleşmelerine kadar sürecek bir paylaşım krizi başladı. İktidar ortakları arasında siyasal-ekonomik paylaşım krizi olsa da ideolojik amaç birliği vardı: Türkiye’nin Anayasal düzenini değiştirmek, Sünni islam esaslarına dayalı “tek adam rejimi” kurmak. Tek adamın kim olacağı konusu ortaklar arasındaki krizi derinleştiriyordu. Anayasa değişmeden Anayasal düzen değiştirildi, bu durum Cumhurbaşkanı tarafından açık bir biçimde şu cümlelerle ilan edildi:

İster kabul edin ister etmeyin; Türkiye’de yönetim sistemi değişmiştir…

Türkiye’de fiili olarak rejim değişmiştir, bunu yasal çerçeveye kavuşturmak gerekir” (15.08.2015 günlü basın haberleri)

Türkiye toprakları IŞİD katliamları ile kan gölüne dönerken, tek adamın kim olacağı sorunu 15 Temmuz darbeleşmesinde çözüldü.

Cihatçı çetelerin Türkiye’de örgütlenmelerinin yolu nasıl açıldı?

Suç teşkil eden bu politikanın uygulanabilmesi için devletin emniyet, istihbarat ve yargı kurumlarında bu amaca uygun kadrolaşma sağlanması gerekiyordu. Yerleştirilecek kamu yöneticilerinin ideolojik olarak bu politikaya yakınlığı ve yatkınlığı da önemliydi. Bu kadrolaşma kısmen zaten mevcuttu. Kısmen takviye edildi, bazı atama ve tayinler yapıldı.

Kontrollü takipler yapılacak, kayıt altına alınacak, ancak suç oluşturan eylem ve faaliyetler tespit edilse bile çetelerin üzerine gerektiği gibi gidilmeyecek, önleyici tedbirler alınmayacak, operasyonlar sınırlı tutulacaktı. Bu uygulama, valilik, emniyet, istihbarat, yargı kurumlarını yönetenlerin aynı amaç doğrultusunda sürekli ve yaygın görev suistimalleri yapmalarını ve bundan dolayı herhangi bir soruşturmaya maruz kalmamalarını gerektiriyordu. Öyle de oldu.

Sınırlar gevşetildi, yollar açıldı; insan, silah ve malzeme geçişleri kolaylaştırıldı; dernekler, vakıflar, şirketler kurmalarına, para transferlerine, örgütlere insan kazandırmak için eğitimler yapmalarına, yasadışı örgütsel etkinlik ve eylemlerine fiilen izin verilirken bir taraftan da kaydedildi. Türkiye’nin adı dünyada “cihatçı otobanı” olarak anılmaya başlandı. IŞİD vb. çetelerin binlerce üyesi Türkiye üzerinden geçerek IŞİD’e katılırken Türkiye topraklarında da hücreler kurulmaya, silah ve malzemeler depolanmaya başlandı. IŞİD başta Gaziantep ve Adıyaman olmak üzere pekçok ilde yapılandı.

Gerek devlet geleneği gerekse iktidar odaklarının çıkar ve güvenlik hesapları gereği bu tür yasadışı ve illegal yapılar tümüyle kendi haline bırakılmazlar; gelecekte hesap ve çıkarlar değiştiğinde lazım olur diye takip ve kontrol edilirler. El Kaide ve IŞİD’in de eylem ve faaliyetleri takip edildi; ilişkileri, görüşmeleri devletin rutin ve yerleşik istihbarat çalışmaları kapsamında ve ayrıca yargı kararları ile kayıt altına alındı, raporlar düzenlendi.

Bu kayıtların sadece küçük bir kısmı dava dosyamıza geldi. Gelenlere bakıldığında gelmeyenlerin, devletin arşivlerinde bekleyenlerin daha kapsamlı olduğunu anlamak mümkün. Bildiklerimizi talep ettik, ancak çoğu Mahkemeniz tarafından reddedildi.

Devletin bir eli kayıt tutup istihbarat toplarken diğer eli “armut toplamaya”, görevlerini organize ve yaygın bir biçimde suistimal etmeye başladı. Ancak iki el de aynı merkezden yönetiliyordu. IŞİD adlı insanlığa karşı suç örgütü ise kanlı eylemler gerçekleştirmek üzere Türkiye’deki ağlarını örmeye devam ediyordu.

2011’den Katliamlara Kadar Yaşanan Süreçte Organize Görev Suistimallerinin Ortak Özellikleri

Valilik, Emniyet, MİT yöneticilerinin, Başsavcılık ve yargı mensuplarının 2011 yılı sonları ve 2012 yılı başlarından itibaren görev suistimalleri gerektiği gibi soruşturulduğunda nasıl organize edildikleri tespit edilebilir. 10 Ekim katliamı dava dosyasına gelen diğer dava ve soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgeler üzerinden görev suistimal yöntemlerine dair şu tespitleri ilk elde kesin olarak yapabiliyoruz:

* El Kaide, IŞİD, El Nusra Cephesi vb. silahlı cihatçı örgütlerin üyeleri, taraftarları, eylem ve faaliyetleri, gerek yargı kararları gerekse istihbarat çalışmaları kapsamında izlendi, kayıt altına alındı, kanıtlar toplandı.

* Toplanan bilgi, kanıt ve kayıtlar arşivlendi, soruşturma dosyaları açıldı ancak yıllarca önleyici tedbirler alınmadı, soruşturma dosyaları kamu davalarına dönüştürülmedi. Hukuksal tanımla “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suç”, iktidarların siyasi deyimleriyle “terör suçu” işledikleri kanıtlı olarak tespit edilen örgüt mensupları, taraftarları, dernekleri, şirketleri suç işlemeye devam ederlerken önleyici hiçbir işlem yapılmadı.

– Selefi-sunni rejim kurma amacıyla yapılanan bu örgütler, şiddet de içeren eylem ve faaliyetlerini, IŞİD’e insan, silah, malzeme akışını devletin bu suçları önlemekle görevli kurum yöneticilerinin teknik ve fiziki takibi sırasında gerçekleştirdiler.

– Yapılan operasyonlar, eldeki bilgi ve kayıtlara rağmen sınırlı tutuldu, medyada abartılı haberler yayınlanarak bu örgütlerin üzerine sonuna kadar gidildiği izlenimi verilmeye çalışıldı.

– Operasyonlarda yakalananlar hakkında açılan soruşturma ve dava dosyalarına eldeki bilgi, belge ve kanıtlar bazen hiç konulmadı, bazen de eksik konuldu; şüpheli ve sanıkların kısa sürede serbest kalarak yasa dışı örgütsel faaliyetlere yeniden katılmalarının, yeni eylemler düzenlemelerinin yolu açıldı.

Belgelerle Kanıtlı Yüzelerce Görev Suistimali İçinden Seçtiğimiz Birkaç Örnek

IŞİD’in katliamlara doğru giden eylem ve faaliyetlerinin önlenmemesine dönük görev suistimallerinin tamamının bu dilekçe kapsamında açıklamamız hem olanaksız hem de gereksizdir. Ancak kapsamlı bir soruşturma için devlet arşivlerinde yeterince kayıt ve belge bulunmaktadır. Elimizde olan belge ve kanıtlar dava dosyalarına yansıyanlardır. Birkaç örnek:

1 – Gaziantep CBS tarafından açılan 2012/44540 nolu soruşturma dosyası kapsamında yapılan görev suistimalleri:

Devletin takip yapan, kayıt tutan, belge ve kanıt toplayan eli 09.08.2012 günü harekete geçti ve bir tutanak düzenlendi. Tutanaktaki şu tespite dikkat edelim ve hatırda tutalım:

İlimizde El Kaide terör örgütü ile irtibatlı bulunan grupların kadro ve faaliyetlerinin deşifresine yönelik olarak sürdürülen çalışmalarda :El Kaide Terör Örgütü ile irtibatlı olarak faaliyet gösteren şahısların dernek çatısı altında sempatizan toplatmaya çalıştıkları, ders/sohbet toplantıları adı altında örgütün propagandasının yapıldığı etkinlikler düzenledikleri görülmektedir. İsimi geçen şahısların ülkemizde ve ilimizde eylemsel faaliyetlerde bulunabileceği yönünde duyumlar alındığından,şahıslar hakkında delillerin toplanması ve suç unsurlarının tespit edilmesi amacıyla kullandıkları iletişim araçlarına yönelik adli teknik takip yapılması uygun olacaktır. İş bu tutanak yapılacak olan adli tahkikata esas olmak üzere tarafımızdan tanzim edilerek birlikte imza altına alınmıştır”.

Tutanakta El Kaide ile bağlantılı oldukları belirtilen isimler bize hiç yabancı değil: Yunus DURMAZ, Deniz BÜYÜKÇELEBİ, Yakup KARAOĞLU, Ahmet GÜNEŞ, Nusret YILMAZ, Erman EKİCİ, Mustafa DELİBAŞLAR. 10 Ekim katliamının önde gelen isimleri.

Tutanağın düzenlenmesinde 1 gün sonra 10.08.2012 tarihli 2012/44540 soruşturma nolu dosya açıldı ve işlemler başlatıldı. Aynı gün Gaziantep TEM Şube Müdürü tarafından Gaziantep CBS’na bir yazı yazılarak: “…Ayrıca zaman zaman ticaret, eğitim ve umre adı altında legal yollardan yurtdışına çıkarak Afganistan ülkesindeki çatışma bölgelerine gittikleri, burada silahlı eğitim aldıkları, örgüte finansal destek vermek amacı ile para topladıkları, İlimizde ve Ülkemizde El- Kaide Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlara karşı, misilleme olarak eylemsel faaliyetlerde bulunabilecekleri değerlendirilen” gerekçesi ile Yunus Durmaz, Nusret Yılmaz, Ahmet Güneş, Mustafa Diken, Erman Ekici hakkında

10.08.2012-10.11.2012 tarihleri arası ilk kez 3(üç) ay süre ile iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi amacı ile mahkeme kararı aldırılması dinleme sırasında suç unsuru bulunan görüşmelerin çözümlerinin metin haline getirilmesi ;

Açık kimlik bilgileri ve ikamet adresleri yazılı şahısların CMK’nın 140.maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyerlerinin teknik araçlarla izlenebilmesi, ses ve görüntü kaydının alınabilmesi amacıyla 10.08.2012-07.09.2012 tarihleri arasında ilk kez 4 (dört) hafta süre ile karar aldırılması “ talep edildi. Tehlikenin farkında olan, yerinde bir talep.

Talebin gereği yerine getirildi, fiziki ve teknik takip başladı. İlerleyen aşamalarda şüphelilerin Genç Ensar Derneği ile Müslüman Gençler Cemiyeti Derneği üzerinden yürüttükleri faaliyetlerin tespiti amacıyla dernek müştemilatının ve binaların girişi ile binalara bakan cadde ve sokakların teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü kayıtlarının yapılması yönünde de talepte bulunuldu ve alınan karar gereğince bu derneklerin faaliyetleri de izlendi. Teknik ve fiziki takipler yapıldıkça suç unsurlarına ulaşılıyor, telefon görüşmeleri tapeleniyor, örgütsel ilişkiler tespit ediliyor, kanıtlar elde ediliyor ve kayıtlara geçiriliyordu. Elde edilen kanıtlar ve kayıtlar şüphelilere yönelik takiplerin devamını gerektiriyor, teknik ve fizik takip kararları tekrar tekrar alınıyor, yeni yeni kanıtlara ulaşılıyordu. 10.08.2012 de başlayan takipler 07.03.2014 tarihine kadar yaklaşık 19 ay sürdü. 85 kez teknik takip kararı alınması, sürekli suç unsuru taşıyan bilgi ve kanıtlar elde edildiğini gösteriyordu. Aksi halde ihtiyaç duyulmazdı. Ancak bunca suç unsuru tespitine rağmen bir kamu davası açılmamış olması ve yasal süre nedeniyle, Gaziantep 1. SCM teknik ve fizik takip taleplerinin uzatılmasına dönük taleplerin bir süre sonra 2014 Nisan ayında reddine karar verdi. Suç unsuru niteliğinde olan çok sayıda kanıta (telefon görüşme tapeleri, fizik takip kayıtları vb.) ulaşıldığını Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü’nün 25.04.2014 tarihli ve 56926264-14701 sayılı üst yazısından anlıyoruz. Elde edilen kanıtların içeriğine baktığımızda tespit edilen örgütsel faaliyetleri şöyle özetleyebiliriz:

– İllegal hücrelerin oluşması

– İllegal hücrelerde yer alanların legal alanda dernek ve şirket faaliyetleri, para akışları

– El Kaide ve IŞİD örgütlerine insan kazandırmak amacıyla eğitim faaliyetleri

– Suriye’deki çatışmalı bölgelere gidiş gelişler

– Türkiye’den ve başka ülkelerden terör örgütlerine insan ve malzeme akışları

– Bu faaliyelere destek olan, yardım yataklık yapan şahıslar

– Suriye’nin çatışmalı bölgelerinde yaralananların Türkiye’ye geçişleri ve tedavilerinin yapılması

Bunca suç unsuru ve kanıt elde edildiğine ve tehlikenin farkında olunduğuna göre artık harekete geçilmesi ve şüphelilerin eş zamanlı bir operasyonla yakalanmaları gerekirdi; bu bir kamu görevi sorumluluğu ve zorunluluğuydu! Yapılmadı, suç önleyici bu görevler iktidarın siyasi ve fiili kararı doğrultusunda organize bir biçimde suistimal edildi! Operasyona geçilmesi gerekirken devletin güvenlik ve istihbarat kurumlarının yöneticileri ve karar vericileri bu soruşturma dosyasındaki zorunlu görev ve işlemleri birden kesiverdiler. Kesilmenin başladığı tarih 2014 yılı Nisan ayı.

Tam da bu kesitte, 25.03.2014 günü Urfa karayolu Gatem bölgesinde yapılan rutin yol kontrolü sırasında, 27 R 4081 plakalı araç şüphe üzerine durduruldu; aracın içinden ilerde 10 Ekim katliamının hazırlıklarına katılacak olan ve Suriye’den dünyaya yayınlanan kanlı infaz görüntülerinde yer alan Ahmet GÜNEŞ, yanında 10 Ekim katliamının planlayıcılarından olan Yunus DURMAZ’ın kardeşi Ökkeş DURMAZ ve 10 Ekim katliamının hazırlıklarına katılacak olan ve davanın su an firari sanıkları arasında yer alan Mustafa DELİBAŞLAR; IŞİD örgütüne ait malzemelerle birlikte gözaltına alındılar. Hesapta olmayan, devletin başka bir biriminin rutin görevi sırasında gerçekleşen bir gözaltıydı. Ve üstelik evlerinde ve arabada ele geçirilen kanıtlar üstü örtülecek gibi de değildi. Yakalananlar ve malzemeler Gaziantep CBS tarafından ilgili savcının önüne konuldu ve 2014/15202 numaralı yeni bir soruşturma dosyası açıldı. Aynı Savcının elinde şüpheli Ahmet GÜNEŞ’inde yer aldığı bir de 2012/44540 nolu, rafta bekletilen soruşturma dosyası vardı. İki dosyanın birleştirilmesi gerekirdi. Rafta bekletilen soruşturma dosyasında, Ahmet GÜNEŞ hakkındaki örgütsel bağlantıları gösteren kanıtlar ve telefon görüşme tapeleri bulunuyordu. Görevli savcı, kuşkusuz Başsavcının bilgisi ve kontrolü dahilinde bu iki dosyayı birleştirmediği gibi önceki dosyadaki kanıtları yeni dosyaya koymadı; kanıtların birleşmesini ve pekişmesini engelledi. Önceki 2012/44540 nolu dosyayı rafta tutup, yeni dosya üzerinden, üstelik vahim görev suistimalleri içeren bir iddianame düzenledi ve sanıklar yaklaşık 6 ay sonra salıverildiler. (Bu süreci aşağıda ayrıca açıklayacağız.)

2012/44540 nolu rafta bekletilen soruşturmada ise, 2014 nisanından itibaren tam 1 yıl daha hareketsiz beklendikten sonra, 17.03.2015 günü görevli savcı tarafından TEM Şube Müdürlüğü’ne bir müzekkere yazılarak;“2012/44540 soruşturma dosyası ile yürütülmekte olan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan şüpheliler hakkında yapılan teknik ve fiziki takibe ilişkin evrak ve delillerin değerlendirilmesi için gönderilmesi ve akabinde talimat alınması” istendi. 26 gün sonra 13.05.2015 tarihinde TEM Şube Müdürü imzalı evrak ekinde şüpheliler Ahmet Güneş,

Erman EKİCİ, Nusret YILMAZ, Yunus DURMAZ, Mustafa DİKEN, Abdülmuttalip POLAT hakkında düzenlenen fezleke gönderildi ve gerekli talimatların verilmesi talep edildi. (Bu fezlekenin de oldukça eksik düzenlendiğini, bazı hücre elemanlarına fezlekede yer verilmediğini bağlantılı dosyalardan yer alan bilgilerden anlayabiliyoruz).

Talimat verilmedi, eş zamanlı operasyon yapılmadı ve yeniden hareketsiz bir süreç başladı. Bu soruşturma dosyasında ve diğer dosyalarda yer alan kayıtlar ve kanıtlar, örgütün Gaziantep hücrelerinin tam şemasını ve üyelerinin kim olduklarını, nereleri mekan edindiklerini, hangi legal araçları kullandıklarını, ikametgahlarını, işyerlerini gösteren, büyük çoğunluğunun kısa süre içinde yakalanıp tutuklanmalarına elverişli verilerle doluydu. Bu verilerin bir kısmı 10 Ekim katliamında görev ihmali nedeniyle soruşturma yürüten Mülkiye Müfettişleri dosyasında da var; hatırlatalım, bu dosya Ankara CBS’nın Mahkemenize göndermekten kaçındığı, Mahkemenizin de ulaşamadığı dosya.

2015 yılı mayıs ayında AKP iktidarı, Gaziantep Valisi, Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdürü, TEM Şube Müdürü, MİT bölge sorumluları, Cumhuriyet Başsavcısı ve ilgili savcılar IŞİD’in Gaziantep yapılanmasında önde gelenlerin kim olduklarını, kaldıkları ve kullandıkları mekanları, muhtemel canlı bombaların kimler olabileceğini biliyorlardı, ellerinde çok sayıda veri birikmişti.

Bu zaman kesiti aynı zamanda 2015 yılı 7 Haziranında yapılacak genel seçimlere sayılı günlerin kaldığı, iktidarın siyasal muhaliflerinin miting ve toplantılarında İŞID bombalarının patlatıldığı yüzlerce insanın katledildiği süreç!

2012/44540 sayılı soruşturma dosyası rafta tutulurken takip altında olan çete üyeleri katliam hazırlıklarını sürdürdüler ve ilk bomba 7 Haziran seçiminden iki gün önce 5 Haziran günü HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlatıldı. Beş kişi öldü, yüzden fazlası yaralandı, bir kısmı kalıcı olarak sakatlandı. İki gün sonra yapılan genel seçimde iktidar partisi tek başına hükümet kurma olanağını kaybetti. Seçime iki gün kala yapılan bu katliam iktidar partisinin korktuğunun başına gelmesini engellemeye yetmemişti.

IŞİD’in Gaziantep yapılanmasına karşı eş zamanlı operasyon talimatının verilmediği bu zaman kesitinde iktidar sözcüleri, seçim sonrası kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda sık sık kaostan bahsettiler, toplumsal korku yaratmaya çalıştılar.

Bu açıklamaların ardından IŞİD’in Gaziantep hücreleri 20 Temmuz’da Suruç, 10 Ekim’de Ankara Gar katliamlarını gerçekleştirdiler. 10 Ekim katliamından sonra Başbakan Davutoğlu oylarının arttığını açıkça ilan etti. Katliamlar gerçekleştirildikten, toplumda kaos korkusu yaratıldıktan, 1 Kasım 2015 seçim sonuçları iktidar partisi lehine dönüştürüldükten sonra, rafta bekletilen 2012/44540 sayılı soruşturma dosyası, 10.11.2015 günü yeniden faaliyete geçirildi. Artık hedefe ulaşılmış, katliamların bir kısım tetikçileri de örgütsel görevlerini tamamladıktan sonra zaten yakalanmışlar, son kullanma tarihleri dolmuştu. İlgili Cumhuriyet Savcısı tarafından 10.11.2015 tarihinde Ahmet Güneş, Nusret Yılmaz, Yunus Durmaz,Talha Güneş ve bir kısım şüpheli hakkıda tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilmesi talep edildi ve Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/5554 D.İş sayılı dosyası ile yakalama kararı verildi. Böylece, 10.08.2012 yılında başlatılan soruşturma, 4 yıla yakın bir süre oyalandıktan sonra 04.03.2016 tarihinde, 2016/479 nolu iddianame ile davaya dönüştürüldü.

Bu iddianamenin kendisi görev suistimallerinin başlıca kanıtlarınını içermektedir. Bu soruşturma dosyası aynı zamanda eldeki bilgi ve kayıtlara göre üzerine gidilmesi ve araştırılması gereken, ancak araştırılmayan başka bilgi ve kanıtları da işaret ediyor. Bu dosyalar üzerinden sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yapıldığı takdirde karanlıkta kalan noktalar, karanlıkta bırakanlar, var olan veri ve kanıtlara rağmen önleyici tedbirleri almaktan kaçınanlar rahatlıkla açığa çıkarılabilir.

Bu süreçteki görev suistimallerinin siyasal amaçlı vahim boyutlarının anlaşılabilmesi için örneklere devam edelim.

[Sürecek]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

1 Yorum

[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

İlgili yazılar