Tutkuyla Yaşamak

Tutkuyla Yaşamak

Rosa Luxemburg: Her şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak” kitabı Annelies Laschitza’nın Rosa Luxemburg üzerine kaleme aldığı, onun pekçok mektubundan kesitler de içeren çok kapsamlı bir biyografi

Kitabın isminde geçen, “tutkuyla yaşamak” kavramı ise belki de Rosa’nın yaşamını en sade özetleyen ifade. Polonyalı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1871 yılında dünyaya gelen Rosa Luxemburg, katledildiği 1919 yılına kadar işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele etti.

Bazı hayatlar bir yazı içerisinde anlatılamayacak dolulukta yaşanır, Rosa Luxemburg’un hayatı, Enternasyonal’in en güçlü partisi olan Alman Sosyal Demokrat Parti (USPD) içerisinde, hem parti içerisindeki parlamenter, ulusalcı, revizyonist görüşlere hem de parti dışında emperyalist-kapitalist sisteme karşı verdiği mücadelelerle doludur. Rosa Luxemburg, parlamenter Alman Sosyal Demokrat Parti’nin sağcı bürokratları 1905 Rus Devrimi’ne burun bükerken, Rus işçi sınıfı ve köylülüğün çarlığa karşı verdiği amansız mücadeleyi sonuna kadar desteklemiştir.

Rosa Luxemburg’un biyografisi, bir yazıya sığmayacak genişlikte bir kitap. Kitabın içine daldığımızda, 1800′lerin sonu 1900′lerin başı, Bolşevik Devrimi, I. Emperyalist Paylaşım Savaşı, II. Enternasyonal ve Avrupa’nın sosyal demokrat partilerine doğru geniş bir dünyada buluruz kendimizi.

1900′lerin başında Alman Sosyal Demokrat Parti, binlerce üyesi, parlamentodaki onlarca vekili ve günlük yayınlanan pek çok yayınıyla Enternasyonal’in en güçlü partisidir. Rosa Luxemburg İsviçre’de eğitimini tamamladıktan sonra kendisine göre mücadelenin kalbi olan Berlin’e büyük bir heyecanla gelir. Başta USPD Başkanı August Bebel olmak üzere, Clara Zetkin, Karl Kautsky gibi partinin ileri gelen marksistleriyle yakın ilişkiler geliştirir. Clara Zetkin’le yoldaşlığı ve dostluğu ise katledilene kadar sürecektir.

Rosa Luxemburg sadece Sosyal Demokrat Parti içerisinde çalışmakla da yetinmez, aynı zamanda Polonya’nın ulusal sorunuyla da ilgilenerek illegal SDKP’de de mücadele eder.

USPD, Enternasyonal’deki en güçlü parti olmasına ve binlerce üyeyi kucaklamasına rağmen, legal alanda mücadele eden, içinde pek çok fraksiyon/görüş barındıran, devrimci bir bütünsellikten uzak ve parlamentodaki üyelerinin büyük kısmında parlamentarist eğilimin güçlü olduğu bir partiydi. İşçi sınıfının devrimci mücadelesinde, burjuvaziyle sınıfsal uzlaşmayı reddeden, ekonomist-parlamentarist görüşlere karşı pek çok yazısı ve eylemiyle mücadele eden Rosa Luxemburg, partinin parlamentarist ve pasifist eğilimlerinin tabandan gelen işçi sınıfının devrimci eylemi ve baskısıyla alt edileceğini düşünüyordu. Partinin merkeziyle en ciddi tartışmalara girdiği son dönemlerde bile -son ana kadar- partiden ayrılmayı asla düşünmedi. Tüm önemli özelliklerine ve mücadeleci kimliğine rağmen Rosa Luxemburg’un temel yanılgısı da bu oldu.

Rosa Luxemburg pekçok konuda, özellikle reform-devrim, demokrasi-diktatörlük, ulusların kendi kaderini tayin hakkı-enternasyonalizm konularında pekçok yazınsal ürün bıraktı, Almanya ve dünya sosyalist demokrasi hareketi içerisinde karşıt görüşlerde olanlarla çekinmeden mücadele etti. İşçi sınıfının devrimci mücadelesine zarar verenler için Rosa amansız ve acımasız bir düşmandı.

Emperyalizm tartışmalarında, Bernstein’in çarpık görüşlerine ve emperyalizmin özünü kavrayamayan tezlerine karşı amansız bir mücadele verdi. Genel grevi, sendikaların tekeline vererek olanca gücüne rağmen oldukça pasifist duran sosyal demokrat parti liderliğine karşı mücadele ederek savundu. Partinin elitist ve parlamenter kesiminin burun kıvırdığı 1905 Rus Devrimi’ni duyar duymaz soluğu Rusya’da aldı. Burada onu bir hapislik de bekliyordu.

Rosa Luxemburg işçi sınıfının kurtuluşu olan sosyalizm için her cephede savaştı. Marksizmi talan eden, mirasını kullanan ve bununla işçi-emekçileri pasifist bir mücadeleye hapseden parti bürokratlarına karşı Rosa Luxemburg partinin sol kanadının en radikali olarak ciddi bir tehlikeydi.

Ya barbarlık ya sosyalizm!
1914′de patlak veren I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ayak sesleri çok öncesinden de duyulmaya başlamıştı. Emperyalist savaşa karşı mücadele edilmesini savunan Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Clara Zetkin’in de içinde bulunduğu grup parti tarafından dışlandı. Sosyal Demokrat Parti, iktidar perspektifli bir mücadeleden zaten oldukça uzaklaşmıştı. İdeolojik olarak sağa kayan, parlamentonun her şey olduğunu düşünen ve savaş tamtamlarıyla beraber ‘anavatanın savunulması’ şeklindeki milliyetçi görüşlerinin ağırlık kazandığı bir çizgiye kaydı. Savaş için hükümet tarafından ayrılan bütçeler onaylandı, merkezin sağa kaymasıyla beraber, ilk askere yazılanlar arasında parti üyesi pek çok kişi de yer aldı. Bu süreç Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Clara Zetkin gibi devrimcilerin parti içerisinde ortak hareket ederek ayrı bir günlük gazete çıkarmaya başlamalarına sebep oldu. Karl Liebknecht pratikte oradan oraya koşarak organizasyonu ve hareketin birliğini sağlarken, Rosa da hareketin beyniydi.

Onların önemi, kendisine sosyal demokrat, komünist diyen partiler Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda emperyalist devletlerin kuyruğuna takılarak, işçi sınıfını “vatan savunması”, “ulusal birlik” safsatalarıyla mücadeleye en büyük zararı verirken karşılarına işçi sınıfının sosyalist bilinciyle dikilmelerinden gelir. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, bu karanlık dönemlerde tüm baskı ve tehditlere rağmen savaşın emekçi halklara getireceği yıkımın karşısına proletaryanın kurtuluşu olan sosyalizmi koymuşlardır. Enternasyonal savaş karşısında emperyalizmle uzlaşmacı tavrı yüzünden Enternasyonal fiilen çökünce Rosa Luxemburg şunları söyler: “Dünya işçi sınıfı barış zamanı birlik olsun da savaş zamanı birbirinin boğazını mı kessin diyorlar!” Enternasyonal’in devrimci bir temelde yeniden inşası için mücadele eder.

Dünya proletaryasının önünde iki seçenek vardır, ya barbarlık içinde yok oluş ya sosyalizm! 1917 yılında Rusya’da işçi sınıfının Bolşevikler önderliğinde iktidarı ele geçirmesiyle patlak veren devrim ve kurulan işçi, köylü ve asker sovyetleri Rosa Luxemburg için bu karanlık dönemde umut oldu. Kurtuluşun ancak dünya devrimiyle gerçekleşeceğini düşünmesine rağmen bu devrimi sonuna kadar destekledi.

Rosa Luxemburg 1918 yılını hapishanede geçirdi. Alman devletinin ulusal birliğine tehdit olduğu gerekçesiyle 1 yılı aşkın tutuklu kaldı. 7 Kasım 1918 yılında serbest bırakıldı. 9 Kasım’da ise Alman monarşisinin işçi ve askerler tarafından yıkıldığı ve iktidarın ele geçirildiği duyuruldu.

Almanya’da patlak veren devrim üzerine Rosa Luxemburg tüm o kargaşa içerisinde Berlin’e gitmeyi başardı. Berlin’de yoldaşlarıyla buluştu. 9 Kasım’da ise Spartaküs grubu bir bildiri yayımlayarak mücadele çağrısı yaptı. Burada sosyalist cumhuriyetin kurulması, hükümetin işçi ve asker temsilcileri tarafından devralınması ve Rus Sovyet cumhuriyeti ile ilişki kurulması çağrısı vardı. Artık Spartaküs grubu için çok hareketli günler başlamıştı. Günlük yayınları Kızıl Bayrak için Rosa Luxemburg geceyarılarına kadar matbaada kalıyor o toplantıdan o toplantıya koşuyordu. Sağa kayan ve işçi sınıfının iktidar perspektifi ve sosyalizm hedefinden iyice uzaklaşan parti ise oldukça güçlü durumdaydı. Bir devrim vardı evet ama, burjuvazinin iktidar aygıtlarının hiçbirisine dokunulmamıştı. Karşı devrimci güçler ise tüm güçleriyle çalışıyorlardı. Özellikle Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’e karşı linç kampanyası yürütülüyor, çıkan bir kararla burjuvazinin işçi ve askerler tarafından alınan gücü geri veriliyordu.

Spartaküs grubu yollarını Sosyal Demokrat Parti’den tamamen ayırdı ve örgüt formuna geçti. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht de merkezdeydi. Kendilerine karşı süren linç kampanyası ve ölüm tehditlerine rağmen örgütsel çalışma sürdürülüyor ne varki her gece farklı yerlerde kalıyorlardı. 15 Ocak 1919′da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht kaldıkları evde milisler tarafından tutuklandı. Karl Liebknecht ağır işkencelerden sonra vurularak öldürüldü. Rosa Luxemburg ise dövüldükten sonra vuruldu ve Landwehr Kanalı’na atıldı.

Karşı devrimciler sevinç çığlıkları içerisinde iftira kampanyalarına başlayarak, Lieknecht’in kaçarken vurulduğunu, Rosa Luxemburg’un ise kalabalık tarafından linç edildiği yalanını attılar. Karl Liebknecht 25 Ocak’ta sokak çatışmalarında katledilen otuz bir yoldaşıyla beraber defnedildi. Rosa Luxemburg’un cesedi ise 31 Mayıs’ta kıyıya vurdu, 13 Haziran’da ise devrimci işçilerin yaptığı dev bir gösteriyle Karl Liebknecht’in yanına defnedildi.

[…] Alman sosyal demokrasisi Alman işçilerini savaş karşılığında satarken cesaretle proleter ayaklanma bayrağını yükselten, hapishane ve zindanlara aldırmadan insanlığı kapitalizmin pençelerinden kurtarmak için devrimci işçileri mücadeleye çağıran kişiler olarak, ebediyen Alman proletaryasının ve uluslararası proletaryanın yüreğinde yaşayacaklar. […] Şimdi kanlı cesetleri önünde onların başladığı eseri tamamlayacağımıza yemin etme zamanı. […] Önümüzde hala uzun bir mücadele duruyor.

Spartaküs Birliği, Ocak 1919


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar