“Uslu durmayan” işçiler

“Uslu durmayan” işçiler

İktidar ve medyası, açılıştan bir buçuk ay önce gerçekleşen bu eylemi “planlanmış bir provokasyon” olarak değerlendirdi. 600’den fazla işçi aynı gün gözaltına alındı. 31 işçi tutuklandı

İstanbul Havalimanı projesinin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceleyen taz.gazetesi, hazırladığı kapsamlı dosya çalışmasıyla yeni İstanbul Havalimanı’nı mercek altına alıyor.

Havalimanı direnişinde tutuklanan İnşaat-İş sendikası üye ve temsilcilerinin röportajlarına da yer veren yazı dizisinin dördüncüsünü paylaşıyoruz.

“Uslu durmayan” işçiler

Havalimanı inşaatında çalışan işçiler, kötü çalışma koşulları ve hak ihlalleri yüzünden iş bırakma eylemine gitti. Gözaltına alınan 600’den fazla işçiden 61’i hakkında dava açıldı.

Dünyanın en büyük havalimanı olmaya aday İstanbul Havalimanı’nın inşaatında 2013-2018 yılları arasında 55 işçi öldü. Binlerce işçi, 14 Eylül 2018 günü iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. İş bırakma eyleminin gerekçeleri arasında ücretlerin ödenmemesi, kamplardan şantiye alanına gitmek için saatlerce servis beklemeleri, tarihi geçmiş yemekler yemek zorunda kalmaları, revire gerekli sağlık malzemeleri alınmaması, yatakhanelerin tahtakurularıyla dolu olması, işçilerle formenlerin aynı ve yemekhanede yemek yiyememesi gibi insan haklarını ilgilendiren ihlaller vardı.

İktidar ve medyası, açılıştan bir buçuk ay önce gerçekleşen bu eylemi “planlanmış bir provokasyon” olarak değerlendirdi. 600’den fazla işçi aynı gün gözaltına alındı. 31 işçi tutuklandı. Tutuklular dahil, 61 işçi ve sendika yöneticisinin yargılandığı davanın ilk duruşması 5 Aralık 2018 günü Gaziosmanpaşa 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İkinci duruşma 20 Mart’taydı.

***

Duruşma için Gaziosmanpaşa’da beş katlı adliye binasının en üst katındayız. Salonun arka duvarındaki paravana sabahleyin aceleyle “Adalet mülkün temelidir“ yazısı iliştirilmiş. Üçüncü havalimanı inşaatındaki çalışma koşullarına dayanamayarak 14 Eylül’de eylem yapan 31’i tutuklu 61 işçi burada yargılanıyor. Salonun ortasında bulunan işçiler kaygıyla bekleyen, gencecik insanlar. Aralık ayı olmasına karşın kimilerinin üzerinde ince ceketler, baharlık gömlekler var. İkametgâhı İstanbul dışında olan işçilerin pek azının ailesinin maddi gücü binlerce kilometre öteden duruşmaya gelmeye yetmiş.

Servet Gözel ile Cihan Sarıburak kuzenler. Van’da yaşayan aileleri duruşmaya gelememiş. İstanbul’daki halaları Nazife Tuncay duruşma boyunca dua üzerine dua okuyor. Yargılanan bir diğer işçi İlker Kurt’un sadece babası salona girebilmiş; annesi Türkan Hanım ise dışarıda soğukta bekliyor. Oğlunun bir haftadır uyumadığını anlatıyor. İş kolunda örgütlü iki sendikadan biri olan İnşaat İş’ten Tezcan Acu buraya gelebilmek için işinden zar zor izin alabilmiş. Aylardır bu konuyu anlatmaktan sesi kısılmış.

İddianamede işçilere yöneltilen suçlamalar arasında “kamu malına zarar verme” ve “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” yer alıyor. Su olmadığı için altı gün gölette yıkanan, tahtakurularına karşı gece ışık açık yatan, dört bayram boyunca izin kullanmamış, aylarca maaşlarını alamamış insanların “çalışma şartları bahanesiyle“ toplandığı yazıyor. Oysa 61 işçinin ifadeleri çağlar öncesinin isyanı gibi. “Köle değiliz“ sloganı mahkeme tutanaklarına geçiyor. Bir işçi, “Tahtakurularının ısırık izlerini göstereyim mi?“ diye soruyor.

“Vatan haini“ tamlaması manzaraya dahil
Özkan Özkanlı, İnşaat İş’ten Uğur Karadaş, Yunus Özgür, Deniz Gider ve Özgür Karabulut da DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Genel Başkanı gibi sadece sendikacılık yapmaktan yargılanıyor. İşçilere niçin toplantı yaptıkları, neden WhatsApp grubu kurdukları soruluyor. İş bırakmak ve örgütlenmek, uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmamış sanki.

İşçiler, ifadelerinde 2013’ten beri havalimanı inşaatında bu kadar büyümeyen birçok eylem olduğunu, öfkenin biriktiğini anlatıyorlar. Şimdiye kadar 250 bin işçinin bu şantiyede çalıştığını, bazılarının koşulları görür görmez eşyalarını almadan kaçtığını söylüyor Özgür Karabulut.

Eylemin ardından işçi taleplerinin reddedildiği, yalnızca işverenlerle görüşmenin bile bir “lütuf” olarak nitelendirilip işe devamın dayatıldığı, inşaatı yapan İGA firmasının CEO’su Kadri Samsunlu’nun devletin mülki idare amirinin şefiymiş gibi davrandığı çağdışı bir tablo mevcut. Avukatlar, gözaltındaki müvekillerinin sorgusuna giremezken ellerini kollarını sallayarak içeri girip bilgi alan şirket temsilcileri, jandarma baskısıyla alındığı söylenen ifadeler, ortak bir parolaymış gibi işçilere yöneltilen “vatan haini“ tamlaması da bu manzaraya dahil.

Aradan geçen zamanda hiçbir koşulun iyileşmediğini, açılış tarihinin yakınlaşması telaşıyla daha da ağırlaştığını anlatıyor Tezcan Acu. Bu davanın çalışanlara verilen bir gözdağı olduğunu söylüyor. Tam 12 saat süren duruşma, başka bir davadan tutuklu bir kişi dışında 30 işçi hakkında tahliye kararı verilmesiyle sonuçlanıyor. Herkes mutlulukla birbirine sarılırken kapının önünde halaylar başlıyor.

Lakin 60 işçinin tamamına adli kontrol kararı ve yurt dışı yasağı konuluyor. 21. yüzyılda hukuken hiç var olmaması icap eden davanın sonraki duruşması 20 Mart’a erteleniyor.

Aylar sonra aynı sevimsiz binada
Yargılanan diğer işçiler üç buçuk ay sonra aynı sevimsiz binaya, Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne farklı bir kapıdan giriyorlar. 5 Aralık’taki ilk duruşmaya jandarmalar eşliğinde arka kapıdan girmek zorunda kalmışlardı. Yargılanan işçilere destek vermek için buraya gelen sendikacı Tezcan Acu, aradan geçen sürede inşaatı hala devam eden havalimanında çalışan işçiler ve koşulları hakkında şunları söylüyor: “Çok şey değişmedi. Bir tanker kazası ve iki ölüm iddiası var. İşçilerden sosyal medya hesaplarının incelendiğine, yaşanan gecikme için ‘Sebebi sizsiniz’ şeklinde psikolojik baskı yapıldığına dair beyanlar geliyor.” Şantiyedeki koğuşları ziyaret edenlere göstermek için “tiyatro dekoru gibi düzgün bir koğuş hazırlandığını, çok sayıda yeni usülsüz işten çıkarma olduğunu, zaten işçi sayısının 10 bine kadar düştüğünü” de ekliyor. 20 Mart’taki ikinci duruşmaya “özgür” gelseler de, hayatlarına dair anlattıkları detaylar başka tür bir cezaevini akla getiriyor.

Adli kontrol şartı, ilk tahliye olan grubun haftada üç, geçen duruşmada bırakılanların ise haftada bir kez karakola imza vermesini gerektiriyor. Bu da bir inşaat işçisinin hayatına tutukluluğa benzer bir kısıtlama getiriyor; zira haftada yedi gün mesai talep eden işverenler var ve adli kontrolü daha baştan kabul etmiyorlar. Rusya’da, Katar’da, Fas’ta buldukları kimi işlere yurt dışı yasakları olduğu için gidememişler. Ekonomik kriz dolayısıyla inşaat sektörünün içinde bulunduğu durgunluk iş imkanlarını zaten azaltmış.

Baran Kırgın “Önce tutukladılar, şimdi de işsizlikle terbiye etmeye çalışıyorlar.” diyor. İnşaat işi bulamadığında kafelerde yarı zamanlı mesailerle geçinmeye çalışıyor. En son Sinop’ta çalıştığı bir inşaattan hala alacaklı olduğunu söylüyor. “İş bulmak da garanti değil, çalışıyorsun, ama paranı vermeyebiliyorlar. Kriz yüzünden bunlar daha da arttı.” diye yakınıyor. Şartlar Fatih Mukan’ı da daha önce bilmediği bir alana, saç ekimi sektörüne itmiş. Ancak Fas’ta bulduğu işi de yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle kabul edememiş. Deniz Aslan, her şeyin üzerine el konulan cep telefonunu hâlâ alamamaktan şikayetçi, “Bütün bağlantılarım orada, telefon gitti, iş miş gelmiyor.” diyor.

“Uslu durmayan” işçiler
Yargılanan sendikacılardan, İnşaat-İş üyesi Yunus Özgür ve Deniz Gider ise tahliye sonrası bütün enerjilerini Facebook’tan yayın yapan Şantiye TV’ye vermişler. Anaakım medyada işçi ölümlerinin ve çalışma koşullarının hakkıyla yansıtılmadığından şikayetle, seslerini duyurabilecekleri bir medya ihtiyacından doğan ve aslında cezaevindeyken fikri şekillenen Şantiye TV’de şu an haftada beş program yayınlanıyorlar. Kurdukları küçük stüdyonun ve sendikanın ihtiyaçlarını karşılamak için arada moloz işi alıyorlar.

Hakim işçilere haklarında bir ceza kararı çıkması halinde, beş yıl içinde yeniden “suç” işlemedikleri takdirde hükmün düşmesini kabul edip etmeyeceklerini soruyor. Çoğu vereceği cevaptan emin değil, çünkü yasal olarak bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Hakim, sonunda bir işçiye ne demek istediğini şu şekilde anlatıyor: “Yani beş yıl uslu durdun diyelim, hiçbir şeye karışmadın…”

Duruşmanın sonunda, o güne dek “uslu” durmamış işçilerin ve avukatlarının itirazlarıyla, hakimin verdiği ara kararda işçilerin çalışma hayatlarını sekteye uğratan, duruşmalara gelme yükümlülüklerinin kaldırılması talebi reddedilse de, en azından adli kontrol şartından vazgeçilmesi kararı salonda tahliye oldukları akşama yakın bir sevinç yaratıyor.

Bir sonraki duruşma 26 Haziran’da.

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar