“Virüs, işçi emekçilerin yoğun olduğu ortamları seviyor”

“Virüs, işçi emekçilerin yoğun olduğu ortamları seviyor”

Ankara Tabip Odası Başkanı Ali Karakoç ile pandemi koşullarında Ankara’yı konuştuk

Alınteri: Alınan tedbirler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ali Karakoç: Bunlar bilimsel verilere göre, epidemiyolojik çalışmaya dayalı çalışmalar değil. Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek akıllıca bir şey değil.

Pandeminin başlangıcında biliyorsunuz 65 yaş üstü yurttaşları uzun süre evde tuttular. Ama biliyoruz ki Sağlık Bakanlığı o dönem kendi verilerini açıkladığında hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yüzde 93’ü 65 yaş üstü değildi. Sonuç olarak bunlar pansuman çözümler bile değil. Çünkü birçok yer (Avrupa’nın birçok yeri) kapanmaya gidiyor, bizde o da yok, önermiyoruz temel olarak. Diyoruz ki, pandeminin kuluçka süreci olan 14 gün boyunca zorunlu olmayan mal ve hizmet üretimini durdurun, emekçilerin ekonomik ve sosyal hak kayıplarını karşılayın, özel ya da kamu fark etmez temel yöntem bu olmalı. B,u aşıya giden süreci uzatabilir, ya da sağlık kuruluşları üzerindeki yükü hafifletebilir. Yoksa bu, salgını önleyici bir tedbir değil. Birçok yer kapanırken -örneğin Avrupa kapanmıştı biliyorsunuz- temel hedef ekonomi olunca yeniden yayılmaya başladı.

Düşünsenize çalışma saatlerini kaydırdılar, 0:00-07.30 arasında işçiler, ve emekçilerle dolu servis araçları aynı saatte toplu taşıma ile işlerine gidecek. Yine aynı kalabalık olacak ve bu bir çözüm değil. Bu, “bir şey yapıyoruz,” gibi görünmenin amacıdır.

Güney Kore bu yasaklamaların hiçbirini getirmedi. Ne yapmış? Epidemiyoloji diyor ki, “İlk hastayla karşılaştığında temaslı bulduğun kişiden geriye doğru git, hastalığın kaynağı kimdir? Onu bul, temaslıları karantinaya al, izole et, genel durumu kötü olanları hastaneye yatır”. Sağlık Bakanlığı tarama testi yapmayı, temaslıları dahi istemiyor.

Bir işyerinde çalışan bir işçiye rapor veriyorsun 14 gün karantinaya almak istiyorsun; çıkışının verileceğini, aç kalacağını söylüyor. Bunlara kaşı önlem almadan “çalışma saatlerini geriye aldım,” demek çözüm değil. Bu önlemlerin bilimsel bir gerçekliği ve dayanağı yok.

Alınteri: 10-15 gün önce Ankara’da bir azalma olduğu söylendi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Ali Karakoç: Kısmi bir azalma görüldü. Ama bu azalma olduğunda pandemi elbette bitmedi, Eylül ayının tamamı boyunca günlük 4 bin, 5 bin vaka görüyorduk, şimdi 3 bin 500 görüyoruz. Ama son günlerde yeniden yükselmeye başladı vakalar. Ankara’da tedavi kurumlarında yer yok, yoğun bakımlar yine dolu. Pandemi hastanelerinde, çalışma alanlarında yoğun enfekte var bunu biliyoruz. Ama İstanbul’un, daha büyük metropol olması ve nüfus yoğunluğundan kaynaklı şöyle bir dezavantajı var. Ankara’ya göre sağlık kuruluşu sayısı daha az, nüfus çok yoğun, kişi başına düşen yatak sayısı daha az ve bu nedenle daha ön plana çıkıyor.

Alınteri: Önümüzdeki aylar açısında Ankara’yı ve genel olarak Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

Ali Karakoç: Soğuktan ötürü daha çok kapanıyoruz, bir arada kalıyoruz. Dışarıda, parkta, bahçede, sokakta değil evlerimizde, işyerlerimizde kapalı alanlarda kalacağız. Virüs kapalı alanlarda daha çok havada asılı olarak kalıyor, daha çok enfeksiyona neden oluyor. Sağlık kuruluşları açısından da bu böyle. ?iz çalışırken hastalar geliyordu, pencerelerimiz, camlarımız açıktı, havalandırabiliyorduk. Orada yoğun enfeksiyon ya da virüs kalmıyordu. Şimdi oralar kapalı alanlar bir de klima sistemleri var kapalı devre, sadece bizimkiler değil bütün çalışma alanları böyle. Bunlar enfeksiyon riskini artıran etkenler. Dolayısıyla Şubat-Mart ayına kadar daha kötü tablolarla karşılaşabiliriz.

Alınteri: Grip aşısı talebi karşılıyor mu? Karşılayacak mı?

Ali Karakoç: Yok karşılamıyor. 25 milyon kronik hastamız var. Biz “Pandemi döneminde kronik hastaların hepsini aşılayın,”, “65 yaş üzeri 7 milyon 500 bin yurttaşımız var, bunları da aşılayın” diyoruz. En az 1 milyon 600 bin de sağlık çalışanı var, aynı kümede olanlar var. 65 yaş üstü, kronik rahatsızlıkları olanlar… Neticede 10-15 milyonluk grip aşısına ihtiyacımız var.

Ama ülkeye gelen aşı bunun 10’da biri. Oysa Batı Avrupa ülkeleri dünyanın bir çok yerine geçmiş dönemin en az 2- 3 kat aşı talebinde bulundu ve hazırladılar. Sağlık Bakanlığı’nın getirdiği aşı sayısı bir önceki yıl kadar bile değil. Bu durum grip salgınıyla birlikte daha fazla yurttaşın sağlık kurumlarına başvurmaları ve sağlık kuruluşlarının yetmez duruma gelmesine neden olacak.

Alınteri: Hocam gelinen noktada virüs değil ama alınan önlemler ya da tedbirler, aşı, filyasyon uygulaması işçi sınıfı ile burjuvazi arasında nasıl bir ayrımcılığın yapıldığını daha net olarak ortaya koymuyor mu?

Ali Karakoç: Virüs kesinlikle sınıf ayırmıyor ama yaşamak için canlı organizma arıyor. En rahat oluştuğu, sevdiği ortam, rahat bulaştığı ortam kalabalık ortamlar. Kalabalık ortamlar da işçilerin emekçilerin olduğu ortamlar oluyor.

Sonuçta varlıklı olan, ekonomik zorunluluğu olmayan, kendini koruyabilen, hem kişisel ekipmanla hem de çalışma ortamlarında bulunmak zorunda olmayanlar diye bir ayrım var. Virüs kalabalık ve korumasız ortamları sever.

Sonuçta 1 milyon 500 bin ünite aşının bu ülkeye yetmeyeceği bellidir. Dolayısıyla kimlere yapılacağı bellidir. Oysa biz biliyoruz ki, pandemi nedeniyle grip salgını toplumu etkilerse sağlık kuruluşlarına daha fazla başvuracağız. Bunun önüne geçebilmek için daha fazla yurttaşın aşılanması gerekiyordu.

Çalışma ortamlarında olan hiçbir emekçi aşı olamayacak, kronik hastalığı olsa bile aşı olamayacak. Dolayısıyla testten de farkı görüyoruz. Bir siyasetçi ayda 8 kez test yaptırabiliyorken “çalışma alanında bulunan bir temaslıya şikayeti yoksa test yapmayın,” diyorlar. Uygulanan sağlık politikaları, ekonomik politikalar bir sınıfın çıkarına göre düzenlendiği için işçi ve emekçi kesimler daha çok hastalanıyor; eşitsizliklerden ötürü pandemi de buna göre hareket ediyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar