Virüs var: Çalış, tüket, itaat et!

Virüs var: Çalış, tüket, itaat et!

Dünya genelinde ülkeler covid-19’a karşı alınan önlemlerde hemfikir. Maske, mesafe, zorunlu ihtiyaçlar dışında evden çıkmama, sokağa çıkma yasağı vb. uzayıp giden önlemler evrensel kurallar haline, yaşamımız da “Çalış, tüket, kurallara itaat et, sesini çıkarma”dan ibaret hale geldi.

YAŞANACAK DÜNYA

Nuray Sarıyelek

Avrupa devletleri covid-19’a karşı önlemleri sıkılaştırıyor. Almanya sokağa çıkma yasağı saatlerini arttırıyor. İngiltere keza, yeni tip virüs nedeniyle önlemlerini arttırdı. Hollanda, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Fransa, 8 Ocak’ta bölgesel olarak uyguladığı akşam saat 18:00’den itibaren sokağa çıkma yasağını 14 Ocak’tan itibaren genele yaydı.

Dünya genelinde ülkeler covid-19’a karşı alınan önlemlerde hemfikir. Maske, mesafe, zorunlu ihtiyaçlar dışında evden çıkmama, sokağa çıkma yasağı vb. uzayıp giden önlemler evrensel kurallar haline, yaşamımız da “Çalış, tüket, kurallara itaat et, sesini çıkarma”dan ibaret hale geldi.

Ne de olsa biz bayağı “cahiliz”; bilgi, bütün bu dayatmaları yapanların kurumları aracılığıyla bizlere ulaşıyor. Biz de, sağlığımızdan kaygılandığımız için, topluma karşı sorumluluğumuz gereği yaptırımlara uymaya çalışıyoruz…

Bütün bu önlemlere rağmen virüs varlığını sürdürüyor. Resmi yetkililerin açıklamalarını göre virüs her yerde yükselişte. Üstelik mutasyona uğrayarak sürdürüyor bu ölümcül yolculuğunu….

Şimdi yeni bir “önlem”le daha karşı karşıyayız. Yeni bir maske! Havadaki mikro organizmaların nefes alıp verirken sızmasını önleyen, hapşırık, öksürük, vs. yoluyla etrafımıza yayılmasını engelleyen “süper” bir önlem. Sağolsun birkaç zengin şirket bizim sağlığımızı düşünerek yeni bir önlem icat etmişler: “Herkes FFP2 maskeleri takmalı!”

Önce maskelerin gereksizliğine inandırıldık, sonra maskelerin kaçınılmazlığına, sonra da zorunluluğuna!.. Şimdi de bütün bunların yetersizliği ve işe yaramazlığına, yeni bir maskenin zorunluluğuna ikna çalışmaları aşamasındayız. Kendi çabalarımızla ürettiğimiz, küçük atölyelerden çıkma ya da chirogical (cerrahi) maskeler dahil hepsi çöpe gidecek! Zavallı doğa, yine insan yapımı hataların faturasını o ödeyecek! Devasa miktarlara ulaşan maske dağlarını sırtında taşıyacak, eritmek için tonlarca enerji harcayacak!

Maske, aşı derken laboratuvarların kobayları olduk. Üzerimizdeki denemeler ne yazık ki bitmiyor.

Peki, “bu kadar tehlikeli olan virüse karşı devletler ne gibi önlemler alıyor,” diye kendimize hiç soruyor muyuz?

Bu kadar bulaşıcı olan bu hastalığa karşı ne gibi değişiklikler yaptı? Özgürlüklerimizi engellemekten, bizi zorunlu denekler ve pazar potansiyeli olarak görmekten başka ne yaptı?

Mesela hastanelerde ne gibi önlemler alındı? Devlet hastanelerinde bütçe arttırımı yapıldı mı? Normal zamanda bile yetersiz olan yatak sayısında bir artış oldu mu? Olağan zamanları bile karşılamakta zorlanan sağlık çalışanlarının sayısı arttırıldı mı? Yoğun bir tempoyla çalışan sağlıkçıların hasta düşmemeleri, hastalara insanca sağlık hizmeti sunabilmeleri için gerekli önlemler alındı mı? Çalışma koşullarında iyileşmeler/iyileşmeler yapıldı mı? Bütün bunların, önlemlerin çok önemli bir parçası, hatta en başta gelenlerinden olduğu herhangi bir medya organı tarafından dile getirildi mi? Kapılarına kilit vurulan esnafa, göstermelik yardımlar dışına çıkan bir destekte bulunuldu mu? Bu süreci kendileri için fırsata çevirenlerin uyguladığı işçi kıyımlarının önüne geçen bir önlem alındı mı? Maalesef kocaman bir HAYIR!

Peki ne yaptı devletler?

İşçi ve emekçilerin ücretlerinden sosyal hizmetler için yapılan kesintilerle oluşan fonlardan koca koca şirketlere bol kepçeden para yardımları yaptılar. Sözde önlem olarak küçük ve orta ölçekli esnafların kapılarına kilit vurarak büyük tekellerin önünü temizlediler. Devasa gıda tekelleri, teknoloji tekelleri karlarına kar kattı. Keza Amazon, Discounte, Rakuten gibi dağıtım şirketleri kazançlarını kat kat artırdı.

Sürecin yükünü taşıyan geniş işçi ve emekçi yığınlarına düşen ise korku, daha fazla işsizlik, daha zorlu yoksulluk, kesif bir belirsizlik, ufuklarından silinmek istenen gelecek kaygısı oldu.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar