Xrabe -II

Xrabe -II

3. Havalimanı direnişinde tutuklanan işçilerden Baran Kırgın’ın Urfa’daki ağalık-şeyhlik düzenini, toplumsal ilişkileri, vahşi sömürüyü, köylülerin devlet-şeyh-ağa kıskacındaki çaresizliklerini, tarım işçilerinin iç burkan yaşamlarını anlattığı öyküsünün ikinci bölümünü yayınlıyoruz

Herkes geleceği hakkında karara kara düşünüyordu. Aş için aldıkları o yüzde 30’luk mahsülat da yoktu artık. Asım birden destara (taştan yapılmış el değirmeni) gözünü dikti. Destar da onlar gibi açtı, öğüteceği bir şey yoktu bu sene. Tahle’ye baktı, Tahle Hadi’yi kucağına almış saçını okşuyordu. Xere nine, o koca çınar… Kapkara yüzü pembeleşmiş, alnındaki, dudağındaki, çenesindeki ve ellerindeki Ezidi kültürüne has deqler (dövme) masmavi olmuştu. Sigarasını derin derin çekiyordu, tam gözü Musa amcaya kaydığı anda Musa Amca, “Emin adında bir elçi var, onunla bi konuşayım” dedi.

Elçi milleti soğana götürüyor, millet soğanı önce söküp sonra da hücrelerini ve sapını koyun kırpma makasıyla kesiyor, ardından da kelle, orta ve ıskarta olmak üzere ayırıyorlar. Çuvalları tıka basa doldurup ağzını dikiyorlar. Bu zahmetli ve zor işlemden sonra her 7 çuval bir yevmiye yapıyor. Yevmiye 25 lira. Tabi elçi her yevmiyeden 3 lira kendisine alıyordu. Gün doğumundan gün batımına kadar yaklaşık 15 saat zahmetli bir iş sonucunda o 25 lira kazanılıyor. Eee aç kalmaktansa bunu tercih etti Muso Amca.

Asım birden hayal kurdu. 20 bin lirayla dönecek, Siverek’te ev kiralayıp Tahle’yle yerleşecek, bu şeyhin köyünden gidecekti. Yevmiye işinde çalışacak, sonra Hadi’yi okula gönderecekti … İnanılmaz heyecanlandı ve güldü. Birden içi içine sığmadı, Tahle’yle ilk defa yalnız bir evde yaşayacaktı. Evleneli o kadar olmuş daha Tahle’yle doğru dürüst başbaşa kalamamıştı.

Köylüler bütün evlerini balyalayıp kamyonu bekliyorlardı. Kamyon saat 12’de gelip onları da alacaktı. Koşarak gruba doğru gitti, Tahle’yle göz göze geldi, güldü. Tahle şaşırdı. Hemen kenara çekip hayallerini anlattı, beraber heyecanlandılar, güldüler. Ah bu zaman hiç geçmiyordu, saat 12’de tayfa kamyonu gelecekti. Saat zar zor 12 oldu ama kamyon yoktu. Hayallerinden utanmaya, mahcup mahcup eşine bakmaya başlamıştı. Çok gergindi. Ya kamyon gelmezse ne olacaktı? Bunu hiç düşünmemişti. “Ahhh” dedi ve bağırdı “ah u felek” dedi. Tahle koştu yanına “dur, sabret gelecek” dedi ve kamyon göründü. Bu sefer yine utandı, neden acele etti ki?

Uzaktan mavi bir Ford kamyon göründü. Üstünde ful insan kafaları. Şapkanın üstüne oturan gençler, türkü zılgıt ve maniler tutturmuştu. Neydi bu mutluluk acaba. O açlık ve sefillikten kurtulmanın mutluluğuydu belki; belki de özgürlük düşüydü onları mutlu eden.

Kamyon durdu. Önce elçi indi ve selam faslından sonra “yaptığınız her yevmiyeden 3 lirası benim” dedi. Muso Amca “tamam” dedi. Başka çaresi de yoktu zaten. “Ama çadırımız yok” dedi Musa Amca. “Hallederiz” dedi elçi ve bir el işaretiyle gençler kamyondan indi. 10 dakikada evleri yüklediler. Yük, kamyonun kasasını ağzına kadar doldurmuştu. Yüzlerce insan koyun sürüsü gibi koyun koyuna oturdular ve yolculuk başladı.

Bir anne bebeğinin üstüne bir battaniyeyle gölge yapıyordu, bebek ter içinde kalmıştı. Herkes ter içindeydi ki, Urfa girişinde kamyon durdu ve branda çekildi insanların üstüne. O sıcakta bu yapılamazdı; ama yapıldı. “Ceza yiyecem yoksa” dedi şoför. Ve kusmalar, inlemeler, bağırmalar sürdü Adana’ya kadar.

Doğankent’e vardılar. Kimsede derman kalmamıştı. Herkes ölüyordu; ama olsundu ceza yememişlerdi. “Evleri” indirdiler. Elçi, 15 çadır sipariş etti demirciye ve 15 branda Xrab köylüleri için. Şimdiden işe başlamadan her aile bir buçuk milyar borçlanmıştı. Her aile zor bela gıda ve ekmek için 250 lira da para aldı ve soğan hasadı başladı.

Yemyeşil soğan nemli toprak ve Adana’nın sıcağı birleşince buhar yükseliyordu yüzlerine. İlk etapta kusmalar geldi, ilk saatte bile sırılsıklam oldular terden. Önce söküm sonra kırpma sonra da çuvallama işlemi… tam 15 saat çalıştılar. Çuvalları sayıldı kişi başına 0.75 yevmiye kazanmışlardı. 3 lirası da elçinindi tabi.

Şimdiden hayallerini unuttu Asım. Kırpma işleminden sonra Tahle’nin bilekleri tutmuyordu. Yemyeşil billur gibi sapı ve hücreleri kesmek hiç de kolay değildi, hem de saatlerce. Elleri su topladı, patladı, kurudu; ama onlar durmadı. 15 günden sonra yevmiyelerini zar zor çıkarmaya başladılar. Çok azdı ama olsundu. O sıcakta yemeklerini ya çeltik ya bulgur ya da makarna ve Ağa’nın getirdiği paslanmaz römorkun içindeki ılık suyla yiyip kalktılar, çalıştılar. Tam 3 ay çalıştılar. Tabii herkes ayrı ayrı hesaplar yaptı; borçları bitmiş, kişi başı iki bin lira kazanmışlardı. 20 gün de iş vardı daha.

Eğer Siverek’te durmadan yevmiye işi bulursa Asım hayaline az yaklaşmıştı aslında. Biraz daha az yemeye karar verdiler ve dolunayın olduğu geceler gece de gelip çalışacaktı Asım. Asım kafasına koymuştu Hadi okul gidecekti illah.

Bir gün tarlada, saat 15:00 gibiydi, herkes işe ısınmış, harıl harıl çalışıyordu. Söküm yapanlar, arkasından kesim ve dolum…. Çıt yoktu, herkes soluya soluya çalışıyordu, herkes çok hırslıydı. Yevmiyeyi bir buçuk yapmak aşırı zevkliydi. Ama onca çabaya rağmen her defasında ancak bir yevmiye yapılabilirdi ve umutlar ertesi güne kalırdı. Bu tam üç ay böyle sürmüştü. Tıkır tıkır birer makina gibi işliyordu herkes, çoluk çocuk yaşlı altı yaşındaki çocuklar bile çuval dolduruyordu. Söküm ve kesime güçleri yetmiyordu çünkü. Şeyhlerin sömürüsünden kaçıp ağaların sömürüsüne sığınmışlardı. Vee öğle düdüğü çaldı. Kimi duraklamak istemiyordu hala.

10 dakika sonra bir bağırtı duyuldu “Haho Berfiinnn ez mırım, mala mın şeviti haho haho“. Evet Berfin beş yaşında bir kızdı, o sıcaktan bunalmış olmalı ki römorkun tekerinin dibindeki ıslanmış toprağın üstünde ve tekerin gölgesinde baygın, baygın uyuyakalmıştı. Siverek’ten bir ailenin küçük çocuğuydu Berfin. Paydostan önce su almaya gitmek isteyen şoför geri geri gelmiş ve tekerin dibinde bir elini yanağının altına koymuş yan yatan Berfin’in kafasını ezmişti. Kafası biraz ıslanmış toprağa az saplandıktan sonra sert tabakada durdu ve Berfin’in gözbebeği avucun içine düştü, beyni tekere dolandı. Annesi Zeyne yüzünü kanlar içinde bırakmıştı. Saçını başını yoluyordu, herkes sustu. Kadınlar çığlık attı, attı, attı… O feryadı duyan olmadı. Patronun bir adamı geldi, “jandarmaya haber vermeyin yoksa hepiniz işinden olursunuz” dedi. Berfin’i Doğankent’ten taksiyle götürdüler, trafikte sorun olmasın diye battaniyeye sarıp bagaja koydular. Zeyno kendini dövdü yol boyunca. Evet para kazanmaya geldi ama gözbebeğini kaybetti Zeyno’yla Resul. Geri kalan herkes yemek yemeden işe koyuldu tekrar.

Bu düzen 10 gün daha devam etti. Çadırkent oluşmuştu bir su kanalının kenarında. Tuvalet falan yoktu; kadınlar da erkekler de hepsi mecburen portakal bahçelerinin arasına giderdi, çatlamaya ve işemeye. İnsanlığa dair hiçbir şey yoktu.

Miraç Kandili öncesi Tahle kıyma aldırdı Asım’a, “10 gün kaldı, yarın Miraç Kandili, yağmur da var, işe gitmeyeceğiz. Git 2 kilo kıyma al gel içli köfte yapayım, yarın dağıtırız. Hadi’miz okula başlayacak Allah zihin açıklığı verir” dedi. Asım koşarak Doğankent’e gitti, çok yakındı zaten. Bir mağazanın önünden geçerken okul önlüğü gördü, sordu, “Bu kaç para emmi” dedi. Karşıki, “15” dedi. Asım’ın cebinde hiç parası yoktu. Ama bakkaldan istediği şeyi alabiliyordu. Ağa onların parasını vermeden bakkalınkini verirdi, borçlarını kapatırdı, sonra onlarınkini verirdi. Koştu bakkala “Hasan kardaş 20 lira ver bana yaz” dedi. Hasan’a yirmi lira hiçbir şeydi yüzlerce ailenin alışverişi ondan yapılıyordu. Zamlı, zamlı bindiriyordu zaten. Tereddüt etmeden “veririm ama 30 yazarım” dedi. “Hasan kardeş 10 güne verecez zaten” dedi. “Hesabına gelirse” dedi Hasan. “Tamam ver” dedi. Gitti önlüğü ve yakasını aldı geldi. Kıymayı da aldı, koştu. Eve vardı, “Hadii! oğlum koş” dedi. O ve Tahle uçtular mutluluktan oracıkta giydirdi önlüğü. “Hii çok yakıştı oğluma” dedi. Kıyma alındı, köfteler pişti, ikindi vaktiydi. İkisi de çok mutluydu az paraları vardı. Bir ev tutmaya yeterdi. Onlar Siverek’te 3 günde bir yevmiye yapsa ya da Asım bir çobanlık işi bulsa yeterdi. Hadi, dedesi Musa’ya ordan nenesi Xere’ye gitti, sevdiler, oynadılar.

“Köfteleri yarın dağıtırız” dedi Tahle. Bir leğene koyup üstünü örttü, “soğusun” dedi. Mutlu mutlu dışarı koştu. Asım sıfır yaka gömleğini ve Siverek usulü şalvarını giymişti, elinde siyah bir 33’lük tespih vardı. Aynasını ve tarağını gömleğinin cebine koymuş, pamuk ve camii amblemi kapaklı keskin lavanta kokusunu sürünmüş arkadaşlarla sohbet ediyordu. Planlarını anlatıyordu.

Rahle dışarıya çıktı, önce Muso’ya sonra Xere’ye Hadi’yi sordu. Yoktu. “Babasının yanındadır” dediler, Tahle’nin adımları hızlandı, Tahle koşarak Asım’a gitti, Padi yoktu. Bir telaş başladı. 100 çadırlı şeridin bir o başına bir bu başına koştu, sordu, ağladı, havar etti, yok. Ne Hadi vardı ne den önlüğü. Herkes aramaya koyuldu. Portakal bahçeleri, çiftlikler, kanallar didik didik arandı, yoktu. Ertesi gün sabaha kadar ağladılar, aradılar, çocuk ortalıkta yoktu. Ertesi sabah jandarma geldi ve bütün işçiler aradılar.

Çadırların hemen önünden geçen bir metrelik su kanalından karşıya geçmek için üstüne bir palet atılmıştı. Çalı çırpı vardı. Hadi oraya düşmüş, önlüğü çalıya takılmış ve boğulmuştu. Ertesi gün onu ilk Muso gördü “hahaoo bavemin neviye “dedi.  Arkasından Tahle bir bağırdı gök inledi, yer titredi; ama kimse duymadı. Asım toprağın üstüne yüzükoyun yatıp elektrik çarparcasına inledi, toz duman savurdu. Jandarma Rahle ve Asım’ı alıp ifadeye, cenazeyi de morga götürdü. Cenaze morgdan çıktı onlar da ifadelerinin ardından geldi. Hadi’yi nereye gömeceklerdi, yerleri yurtları da yoktu.

Muso’nun gözleri karardı. Şeyhi, o leş suyunu, o leş suyuna verdiği onca kurbanı ve en son Hadi’yi, önlüğünü, hepsini gözlerinin önüne getirdi. “Onu nereye gömeceksin Asım?” diye sordu. Asım dermansız ve çaresiz, “Nereye gömeyim baba?” dedi “yerimiz yurdumuz mu var?”. Muso durdu “beni de onu da Kürdistan’da gömün oğlum” dedi ve nefessiz kaldı. Bir çığlık daha koptu “oyy oyy!”.

Namuslarına göz dikildi; namusları pahasına leş suyu içmeye razı oldu Muso Amca. Yetmedi, emeklerine göz dikildi; yurtsuz kalmama pahasına razı oldu. Ama o da yetmedi şimdi de canları alındı… (Bitti)


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar