Yalnız anneler için karantina zorlukları

Yalnız anneler için karantina zorlukları

Belçika’da tek başına çocuk büyütenlerin başını kadınlar çekiyor. Şu an bu kadınlar çocuklarıyla birlikte karantinadalar. Bu kriz toplumdaki en kırılgan halkaları görünür kıldı, ancak şimdi de karantina sonrası neler yapılması gerektiğine odaklanmak gerekiyor

Belçika’da tek başına çocuk büyütenlerin başını kadınlar çekiyor. Şu an bu kadınlar çocuklarıyla birlikte karantinadalar.

Tek başına çocuk büyüten ebeveynler” ifadesi içinde kadınların çoğunluğu oluşturduğu gerçeği saklıdır: Yalnız başına çcouk büyüten ebeveynlerin yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor. Koronavirüs krizinin etkilerine karşı harekete geçen birçok sosyal toplum kuruluşu kadınları görmüyor. Örneğin ailelerle ilgilenen bu kurumların başlattığı 12 yaşından küçük çocuğu olan ya da özel bakım isteyen çocukları olan ebeveynler için “özel bir izin” düzenlemeyi hedefleyen imza kampanyasında, çocuklarla ilgilenenlerin büyük çocuğunluğunu kadınların oluşturmasına rağmen, annelerin adı anılmıyor. Bu imza kampanyasında kullanılan fotoğrafta da çocuğuyla tek başına kalmış bir baba bulunuyor.

11 senedir oğluma tek başıma bakıyorum. Şu anda onunla ilgilenmekten başka bir şey yapamıyorum, bütün zamanımız birlikte geçiyor; bu karantina bekar annelerin gündelik hayatlarında çok da bir değişiklik yaratmadı, çünkü bu anneler normal zamanda da çocuklarıyla kapanıp kalmıştı,” diyor Amande Acacia. “Örneğin bu ayı nasıl atlatacağımı düşünmek için yalnız başıma kalmayı isterdim. Ben ekonomik bakımdan hayli kırılgan durumda olan bir sanatçıyım ve katılacağım bütün etkinlikler koronavirüs nedeniyle iptal edildi. Çocuğumun bakımı için gerekenleri sağlayıp sağlayamacağımı düşündüğüm zamanlar yüreğim daralıyor,” diye açıklıyor.

Annelerin suçluluk duygusu

Agata* yakında üç yaşına girecek çocuğuyla uzaktan çalışmanın zorluklarından bahsediyor. “Hasta değilim ve hiçbir sağlık sorunum da yok, bu gerçekten bir ayrıcalık, ama yine de suçluluk duyuyorum. Şu an sizinle konuşabilmek için kızıma bir çizgi film açtım. Bunu yaparak onu aptallaştırdığımı düşünüyorum, ancak başka bir seçeneğim de yok. Bizler tam zamanlı anneleriz, bunun molası yok.” Küçük kız kanapeden sesleniyor “Anne, konuşman beni rahatsız ediyor”. Agata gülüyor. “Bu yaşlarda onun bana çok ihtiyacı var,” diye ekliyor. “Kendi başına idare edemiyor, küçük bir apartman katında yaşıyoruz, bütün zamanımızı birlikte geçiriyoruz. Tek başına yaşayan anneler için çocuklara okullarda bakım verilmesini isterdim. İşim beni zorluyor. Sendikal işlere çok az zaman ayırabiliyorum, ancak acil maillere cevap verebiliyorum, hepsi bu. Kızım akşam uyduktan sonra işe geri dönüp saat 20:00-23:00 arası çalışıyorum”.

Karantina ağırlaşmadan önce, Amande Acacia diğer annelerin çocuklarını oyalamak için çeşitli aktiviteler yapıyordu. Çocukların çizdiği resimleri hastanelere ve huzurevlerine yolluyordu. “Oğlumla birlikte sosyal medyada bir hesap açtık ve burada örneğin kendi ekmeğini yapmak gibi etkinlik fikirleri yayınlıyoruz. Uzun yıllardır fakirlik sınırında yaşıyorum, yani bu zamanları çocuğumla geçirmek aslında bir lüks değil demek istiyorum. Bu bir burjuva etkinliği değil. Kadınlar olarak, bizlerin yaptığı ve yapmadığı her şey yargılanıyor. Sosyal medyada çocuklarla yapılacak birçok etkinlik, vb. yayınlanmak gibi komik bir eğilim de görüyorum. Bu annelere suçluluk hissettiriyor. Hiçbir şey yapmama hakkımız var,” diye belirtiyor. Agata şunu söylüyor: “Karantina boyunca yapılacak etkinlikler listesi görüyorum ama bunları yapmak hiç de kolay değil. Üç yaşındaki bir çocukla olabildiğince çok şey yapmaya çalışıyorum”.

Bizler anneyiz, öğretmen değil”

Éléonore*, biri ergenliğe girmek üzere, diğeri ergen iki oğlan annesi. “Ben memur olduğum için çok ayrıcalıklı bir konumdayım. Bekar bir anne olarak işleri yoluna koymam sekiz yılımı aldı. İki odamız var ve evde üç kişiyiz, dolayısıyla ben henüz öğrenciyken odamdaki yatağın üstünde çalışmaya başladım. (Gülüyor) Sonra, kendime bir çalışma masası aldım. Çocuklarım okulda sorun yaşamadığı için şanslıyım, uzaktan eğitimi takip edebilmeleri için onlara yalnızca bilgisayarda birkaç şey göstermem gerekti. Bir masaüstü bilgisayarımız bir de tabletimiz var, bunları dönüşümlü olarak kullanıyorlar. Liseye giden büyük oğlumun öğretmeni çok fazla ödev verdiğini belirtmem gerek.”

Wallone Bölgesi’nde bulunan 400 haneli küçük bir köyde yaşayan Amande Acacia için de evde eğitim oldukça çetrefilli. “Bizler anneyiz, öğretmen değil. Ne bilgisayarım ne de kablosuz internetim var. Sisteme bağlanmak için 4G yetmiyor. Başlarda okuldan kağıt alıyorduk, şimdi bu da yok. Ben özellikle bilgisayar almadım ama bazı insanlar bunu karşılayamadıkları için bilgisayarları yok. Bu çok zalimce, kendini çok kırılgan bir durumda buluyorsun. Ben öğretmenlik eğitimi aldım, bazı şeyleri açıklamayabilmek ve ödev yapabilmek için belli bir sakinlik gerekir. Oğlumla yalnızca güçlük yaşadığı konuların üstünden geçiyoruz. Karantina boyunca başka bir şey yapmayı reddediyorum. Aynı güçlükleri yaşayan diğer annelerle de sürekli iletişim halindeyim”.

Éléonore’a göre çocuklarına verdiği eşitlikçi eğitim de karantina sürecinde darbe aldı: “Alışverişe onlarla birlikte gidemediğim için bunu yalnız yapmam gerekiyor. Bu kötü oldu, çünkü ben onlara ev işlerini paylaşmayı, alışverişe gitmeyi, vb. gibi öğretmeye çalışıyorum”.

Bu zorlu karantina sürecini yaşayan bekar anneler arasında engelli çocukları olanlar da var. “Geceler kısa, gündüzler uzun. Bugün benim için iyi bir gün yorgunluk yüzünden iki kere tansiyonum düştü,” diye açıklıyor ciddi düzeyde otizmi olan iki oğlan annesi Virginie.

Dayanışma

Agate ve Éléonore “Sabahlayan Anneler” grubuna üye, bekar anneler 2015’ten beri bu kolektif etrafında birleşiyor. “Bu grup yalnız annelerin kendi aralarında yadımlaşmasını, birbirleriyle dertleşmelerini ve faydalı bilgiler paylaşmasını sağlıyor… Elimizden geldiğince her tipten talebe cevap vermeye çalışıyoruz: Bazen birlikte alışveriş yapıyor, bazen de psikolojik danışmanlık hizmeti veriyoruz. Birbirimize telefon numaralarımızı veriyoruz,” diyor grubun kurucularından biri olan Fatma Karali.

Bu dayanışma karantina dışında da bana çok destek oldu. İçimi dökmemi sağladı, can kulağıyla dinlediğini bilmek, tavsiyeler almak bana çok iyi geldi. Bugün uzaktan da olsa onlarla kurduğum iletişim bana güven veriyor,” diyor Agata.

Éléonore ekliyor: “Karantinadan önce, grupta bulunan bazı kadınların çocuklarına bakıyordum, onlara moral destek de veriyordum. Bu kadınların birçoğunun çocuklarının babasıyla ilgili sorunları var, babaların çocukların gerektiğinde doktora götürülmesi, ödevlerine yardım etmeleri, onlarla bilgisayar oyunları oynamak dışında çocuklarla farklı etkinlikler yapmaları gerektiğini anladıklarından pek de emin değiller. Bu durum karantinada devam ediyor, anneler, babaların karantina süresince uyulması gereken bazı kurallara uymadıklarından da endişeliler, örneğin evde aile buluşmaları yapmaya devam etmek gibi.”

Karantinada nöbetleşe çocuk bakımı daha da karmaşık bir hal aldı

Geçtiğimiz 6 Nisan’da Anne-Sophie Schluchter Belçika Radyo Televizyon kurumunda bir söyleşi gerçekleştirdi. Anne-Sophie bu röportajda nöbetleşe çocuk bakımı sistemine rağmen çocuklarının babasının çocukları ona vermeyi reddettiğini anlatıyordu: “Ben bir psikiyatri hastanesinde çalışıyorum ve çocuklarımın babası hastanede covid’li olabilecek hastalarla veya personelle temasta olduğumu düşünüyor. Dolayısıyla benim çocuklarla birlikte karantinada olmam ona tehlikeli geliyor”. Anne-Sophie şikayette bulunmak için Louvière Karakolu’na gitmiş, ancak şikayeti kabul edilmemiş. Bunu üzerine Anne-Sophie avukatıyla görüşüp, adalete başvurmaya karar vermiş. “Çocuklarımı görememek beni kahrediyor. Benim için çok zor bir dönem. Hepimiz baskı altındayız. Sağlık çalışanları olarak bizim varlığımız hastalar için vazgeçilmez. Bu baskı, eve döndüğümde çocuklarımı göremeyince daha da ağırlaşıyor,” diye özetliyor Anne-Sophie. Fatma Karali “Bu kadınlar birer kazazede, söyleyecek başka bir şey bulamıyorum,” diyor.

Bu karantina dönemi eski eşler arasında nöbetleşe çocuk bakımından doğan gerilimi ve zorlukları daha da arttırabilir. Axelle’de yayınlanan koronavirüs ve karantinanın kadınlar üstündeki etkisini ele alan makalelerden birinde Nathalie nöbetleşe çocuk bakımıyla ilgili şunları söylüyordu: “Şu an üç çocuğum bende kalmıyor, çünkü nöbetleşe bakıyoruz çocuklara. Onlar bende olmadığında, üç hafta boyunca onlardan hiçbir haber alamıyorum. Babalarına onlardan haber almak için mesaj attığımda bana yanıt vermiyor. Ben, çocuklarımdan haber vermemeye devam ederse kendisini şikayet edeceğimi bildirince, bana cevap olarak maskemi ve eldivenlerimi unutmamamı söyledi, zira bunun için karakola gitmenin veya karakolu aramanın hiçbir işe yaramayacağını gayet iyi biliyor. Ayrıca, ne diyeceğim ki? ‘Çocuklarımın babası bana onların iyi olup olmadığını söylemiyor’ mu diyeceğim. Şu an onların uğraşacak başka işleri var…”

Başka anneler de buna benzer deneyimler yaşadıklarını, çocukların babalarına gittiklerinde onlardan haber alamadıklarını anlatıyor.

Peki ya nafaka tedbirlerinde durum ne?

Kadın Yaşamı [Vie Féminine] derneği geçen 27 Mayıs’ta birçok farklı hukuk bürosuna acil durum önlemleri çerçevesinde bir yazı yolladı. Dernek tarafından yollanan bu yazı 17 Nisan Cuma günü bakanların bir araya gelerek gerçekleştirdiği Kadın Hakları Konferansı’ndan çıkan kararları baz alıyor ve tek başına ebeynlik yapanlar için alınan bu kararların ölçü alınmasını istiyordu.

Hafida Bachir, Vie Féminine’in politik sekreteri, konferansın çalışma grubuna ilk elden yaptığı talebi ayrıntılı olarak anlatıyor: “Ödenmeyen nafakalar kadınlar için en büyük sorunlardan biri olmaya devam ediyor, bu sorun yalnız ebeveynlerin karşılaştıkları sorunların en büyüğü ve bu ebeveynlerin büyük kısmı yoksullukla karşı karşıya geliyor veya yoksulluk içinde yaşıyor. Gelirlerde yaşanan düşüşler veya gelir yokluğu alacaklılar kadar verecekliler için de nafaka ödemelerini daha da çetrefil hale getirecek. SECAL (Nafaka Ödeme Servisi)’nin kazanç gözetilmeksizin nafaka avansı vermesi acil olarak gündeme alınmalı.”

Vie Féminine yalnız ebeveynleri ilgilendiren bir diğer noktaya, borçlarla ilgili önemli bir noktaya parmak basıyor: “Eski eşler borçları ödemediğinde, çocuklu birçok kadın ortak yaşamdan kalan borçları ödemek gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyor. Vie Féminine, covid-19 nedeniyle gelirlerinde düşüş yaşayan ya da artık hiçbir geliri olmayan kadınlar için borçların silinmesini talep ediyor,” diye açıklıyor Hafida Bachir.

Karantina sonrasında neler değişecek?

Bu kriz toplumdaki en kırılgan halkaları görünür kıldı, ancak şimdi de karantina sonrası neler yaşanacağını düşünmek gerek: “Buradan bütün kadınlara yalnız olmadıklarını hatırlatmak istiyorum. Kadınların kendi aralarında köprü kurmaları gerçekten çok önemli ve bunu yapmaya başladık bile, bu gerçekten çok şahane. Normalde oldukça içe kapalı yaşıyoruz, bunun önüne geçmek gerek. Biliyorum ki kendi alanımda çabucak bir iş bulamayacağım, benim bulunduğum bölgede kültürel alanda yapılacak iş olmayacak ve işsizlik maaşıyla ayakta durmaya çalışarak iş aramaya başlayacağım. Yalnızca para kazanmak için çalışmak zorunda kalacağım,” diyor sanatçı bir anne olan Amande Acacia.

Söyleşi yaptığımız bütün anneler şunu doğruluyor: Karantina koşulları omuzlara fazladan yük bindirdi, ancak bu onların gündelik hayatında çok da bir değişiklik yaratmıyordu aslında, zaten hayatları oldukça kırılgan. Bu annelerin ne bugün ne de kriz bittikten sonra politikacılar tarafından unutulmaması gerekiyor, çünkü durumları her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

* Kişilerin isimleri değiştirilmiştir.

Bu makale axellemag‘da yayınlanmış Yaprak Tekin tarafından Alınteri için çevrilmiştir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar