“Yaptığımız dalgalar yaratmaktan ibaret.”

“Yaptığımız dalgalar yaratmaktan ibaret.”

Kurduğu Beyaz Gül grubunun dağıttığı Nazi karşıtı bildiriler yüzünden 1943 yılında vatana ihanetle yargılanıp ölüme mahkûm edildiğinde Sophie yirmi bir yaşındaydı…

Sophia Magdalena Scholl, aynı yaşlarda olduğu pek çok başka Alman kız gibiydi: Ülkesiyle gurur duyuyordu ve 1933’te, yani on iki yaşındayken Nazilerin genç kız kanadı olan Alman Kızları Birliği’ne girdi. Almanya’yı Adolf Hitler önderliğindeki Naziler idare ediyordu; ırkçı ve ölümcül bir hükümet kurmuşlardı. Yahudilerden, geylerden, siyahlardan, komünistlerden ve daha pek çok kişiden nefret ediyorlardı. Kendileriyle hemfikir olmayanları eleştiriyor, sürgün ediyor, öldürüyorlardı.

Pek çok Alman, özellikle de genç insan gibi, Sophie de hükümetinin yaptığı zalimce şeylerden henüz bihaberdi. Bütün arkadaşlarının ve kardeşlerinin üyesi olduğu bir grubun parçası olmaktan heyecan duyuyordu sadece. Ağabeyi Hans’la birlikte, büyüdükçe Nazilerin gücünü, yaptıkları eylemlerin korkunçluğunu anlamaya başladılar. Sophie ve Hans bağımsız, meraklı çocuklar olarak yetiştirilmişti ve hükümetlerinin eylemlerine dair sorular sormaya başlamışlardı.

Hans, Münih Üniversitesi’ne başlamıştı. Sophie de, biyoloji ve felsefe okumayı planlayarak kısa süre sonra onun izinden gitti. Sophie, Hans ve arkadaşları Nazilerin aslında ne yaptığını hakkında daha çok bilgi sahibi oldu. Yahudilerin topluca öldürülmesiyle ve başka ülkelerdeki mezalimlerle ilgili raporları gördüler. Ayrıca sivil itaatsizlik ve vicdanını dinlemenin önemi üzerine kalem oynatmış filozofların eserlerini okudular. Bütün hayatları boyunca bu genç insanlara hükümetlerinin en iyi hükümet olduğu öğretilmişti; ama şimdi kandırıldıklarını öğrenmişlerdi. Almanya’yı seviyor ama Nazilerden nefret ediyorlardı.

Sophie, Hans ve arkadaşları sohbetleri hakkında çok ketum davranmak zorundaydılar. Nazilerin gizli servisi SS, herkesi gözetliyordu ve “Hitler’den hoşlanmıyorum” gibi bir şey deseniz bile hemen tutuklanabilirdiniz (aslında bu gerçekten Sophie ve Hans’ın babasının başına gelmişti). Dur durak bilmeden okumaya devam ettiler ve daha çok şey öğrendikçe harekete geçmeleri gerektiğinin farkına vardılar. Hans ve arkadaşları ilk başta Sophie’yi planlarının dışında tutmak istedi ama ne kadar zeki ve adanmış olduğunu gördüler. Ayrıca bir kızın insanları canlarının istediği anda arayan SS’ler tarafından durdurulma ihtimalinin daha düşük olduğunu biliyorlardı.

Gruplarına “Beyaz Gül” adını verdiler ve 1942’de Nazileri eleştiren tek sayfalık, isimsiz bir metin kaleme aldılar. Bu metni yüzlerce kopya çoğalttılar ve Sophie bu bildiriyi üniversitenin dört bir yanına cesurca dağıttı; öğrencilerin ve öğretmenlerin bulması için sınıfların kapısına bıraktı.

Almanya’da birilerinin Nazilerle ilgili olumsuz görüşlerini açıkça yayımladığı ilk örneklerden biriydi bu. Kimi öğrenciler metni SS’lere verirken, kimileri de saklayıp çoğalttı. Elle çalışan bir kopyalama aleti kullanan Sophie ve Beyaz Gül, her seferinde daha da cesurlaşan beş bildiri daha bastı ve bunları dokuz bin kopyadan fazla çoğalttı. İkinci bildiri şu başlığı taşıyordu: “Almanlar, tüm bu korkunç suçlar karışısında neden böylesine kayıtsız kalıyor?”

İncil’den, Aristoteles ve Goethe gibi ünlü filozoflardan alıntılar yapıyorlardı ve her metnin ortasında şu yazıyordu: “Lütfen bu bildiriyi olabildiğince çok çoğaltıp dağıtın.” Bunları Almanya’nın bütün şehirlerine yolladılar ve Alman halkını kendi hükümetlerine karşı direnip Hitler’i reddetmeye davet ettiler. Dördüncü bildiri şu sözlerle sona eriyordu: “Susmayacağız. Biz sizin vicdan azabınızız. Beyaz Gül size huzur vermeyecek!” “Susmayacağız” ifadesi gayriresmi mottoları oldu. Kendilerini yalnızca bildirilerle sınırlamamışlardı: Aynı zamanda “HİTLER’İ O KOLTUKTAN İNDİRİN!” ve “ÖZGÜRLÜK!” yazan şablonlar hazırladılar ve bu sloganları geceleri gizlice Münih’in bütün duvarlarına yazdılar. Bildiriler ve duvar yazıları hemen olay yarattı: SS’ler sinirden küplere binmişti ve çaresizce bu işin faillerini arıyorlardı.

18 Şubat 1943’te Sophie ve Hans altıncı bildirilerini dağıtıyordu. Zil çalmak üzereyken ellerinde hâlâ bir miktar kopya vardı ve Sophie hiçbirini boşa harcamak istemiyordu. Merdivenlerden yukarı tırmandı ve bir kucak dolusu bildiriyi boşluğa fırlattı. Kâğıtlar aşağıdaki öğrencilerin ayaklarının dibine düşerken, bir görevli onları görüp ihbar etti. Gözaltına alındıktan sonra sorgulandılar. Her şeyi itiraf ettiler ve bütün sorumluluğu üstlendiler. Bir tek Beyaz Gül üyesinin bile adını vermeyi reddettiler. Buna rağmen üyelerden bazıları gözaltına alınmıştı. Vatana ihanetle yargılandılar ve ölüme mahkûm edildiler. Sophie, bu esnada yirmi bir yaşındaydı.

Sophie, duruşma boyunca çok sakindi. Nazi hâkimlerine “Birileri bir yerden başlamak zorundaydı,” dedi. “Yazdıklarımız ve söylediklerimiz yalnızca bizim düşüncelerimiz değil. Yalnızca başka insanlar bunları bizim gibi ifade etmeye cesaret edemiyor.” Davanın ortasında Sophie ve Hans’ın babası mahkeme salonuna girdi. Görevliler onu dışarı çıkarmaya çalıştı ama sözlerini herkes duydu: “Bir gün başka bir adalet olacak! Bir gün tarihten silinecekler!” Sophie başını dik tuttu ve barışçıl eylemlerini savundu: “Ulusum için elimden gelenin en iyisini yaptım. Yaptıklarımdan utanmıyorum ve sonuçlarına katlanmaya hazırım.” Hans’ın son sözleri “Çok yaşa özgürlük!” oldu; Sophie’ninkiyse “Güneş yine de doğacak.”

İdamlarından birkaç ay sonra son bildirileri Almanya’dan çıkarılıp İtilaf Devletleri’ne ulaştırıldı. Onlar da metnin milyonlarca kopyasını Almanya semalarından bıraktılar. Metin “Münih Öğrencilerinin Manifestosu” başlığını taşıyordu. Sophie ve Beyaz Gül, tiranlık karşısındaki barışçıl direnişleri ve muazzam cesaretleriyle dünya çapında ünlendi.

[Radikal Kadınlar, Kate Schatz]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar